Farklı disiplinlere mensup bir çok bilim adamı, din sahasıyla
ilgilendi. Dünya dinlerine dair kıtabında John Ferguson (1978, 13-17),
aşağıdaki şekilde kategorize edilebilecek olan on yedi din tanımı
sıralar: Bunlar, teolojik, ahlaki, felsefi, psikolojik ve sosyolojik
tanımlardır. Ferguson’un örneklerinin kısa bir tasvirinin arkasından
her bir tanımın merkezi ölçüsünü içeren özet bir ifade yer alacaktır (Ferguson’un
tanımlarının bir özeti için bkz. tablo 1.1.)
Dinin Teolojik Tanımları
Dinin Tanrı ya da bir kısım tabiatüstü manevi güçlerle ilişkili
olduğunu vurgulayan tanımlar, dinin teolojik tanımları olarak
adlandırılabilir. Ferguson’un bu tip örnekleri şunlardır:
a) “Din Tanrı’ya inanmadır”. Bu tanım Fergusan tarafından “din nedir”
sorusuna sağduyulu bir yaklaşım gösteren bir okul çocuğuna atfedilir.
On üçüncü yüzyıl teologu St. Thomas Aquinas (1225-1274), dinin
Tanrı’yla uygun bir ilişkiye işaret ettiğini ilan ettiğinde,
yukarıdaki tanıma oldukça benzer bir şey söylemişti (Hall, Plgrim ve
Cavanagh tarafından iktibas edildi, 1986, 6).
b) ‘Din, manevi varlıklara inançtır’. Bu on dokuzuncu yüzyıl
antropologu, E.B. Tylor’un görüşlerinin kaba bir özetidir. Tylor’u
daha sonra detaylı bir şekilde tartışacağız ancak burada, ilk şekliyle
dinin en düşüğünden en güçlü varlıklara kadar uzanan bir ruhlar
hiyerarşisini içerdiğini kabul ettiğine işaret etmek yeterlidir.
c) ‘Din, Tanrı’nın insan ruhunda yaşamasıdır’. Bu tanım, on dokuzuncu
yüzyıl teologu W. Newton Clark’dan gelir. Mezkur tanım, Tanrı’nın ve
ruhun gerçekliklerini ve dinin var olması için zorunlu olan bu iki
gerçekliğe olan imanı vurgular.
d) ‘Din, hem korkutucu hem de cezbedici olan bir gizemdir’. Bu ifade,
dinin özünü, gizemi ve gücünden dolayı insanları cezbettiğini iddia
ettiği ‘kutsal düşüncesinde’ bulan yirminci yüzyıl Alman felsefeci
Rudolf Otto’dan gelir. Bu, ‘kutsal bir varlığın’ var oluşunu iddia
anlamında teolojik bir tanım olarak kabul edilmeyi gerektirmese de, o
dini beşerin dışındaki manevi bir alana (yani, Tanrı, ruhlar,
korkutucu bir gizem gibi) uygun olarak tanımladığından bu başlık
altında tasnif edilebilir.
Yukarıdaki bu dört örnek, dinin teolojik tanımlarını şu şekilde
özetlemede bize yardım ederler.
Teolojik bir tanım, bir şeyin din olabilmesinde, genel olarak bir Yüce
Varlık şeklinde kişiselleştirilen ancak zaman zaman güçlü manevi
varlıklar vasıtasıyla yayılan bir varlık olarak tasavvur edilen ya da
gayri şahsi, gizemli, tabiatüstü bir güç olduğu kabul edilen bir güce
inancı merkezi ölçü haline getirir.
Dinin Ahlâki Tanımları
Dinin, kendisine inanların nasıl yaşamaları gerektiğini anlatmaktan
ibaret olduğunu vurgulayan tanımlar, ahlaki tanımlar olarak
isimlendirilebilir. Bu tipin örnekleri olarak şunları zikretmek
mümkündür:
a) ‘Din, iyi bir hayata götürür’. Bu, bir başka sağduyu tanımıdır ve
Ferguson tarafından yine bir kız öğrenciye atfedilir. Bu tanım basit
bir şekilde, dindar olmanın, ahlaki oluşun neyi gerektirdiğini
tanımlamaksızın ahlak olduğunu iddia eder.
b) ‘Din, duyguyla karışık ahlak’tır. Bu tanım, on dokuzuncu yüzyıl
İngiliz yazarı Matthew Arnold’den gelir. Söz konusu tanım, beşeri
duygu ya da hislerin mevcut dine yönelik ahlaki anlayışa eşlik
etmesini vurgulayarak mezkur kız öğrencinin sağduyulu cevabını
tamamlar.
c) ‘Din, bütün görevlerimizi ilahi emirler olarak kabul etmektir’. Bu
tanım, on sekizinci yüzyıl felsefecisi Immanuel Kant’ın ‘kategorik
emri’nin bir şeklidir; Kant, hepimizin itaat etmesi gereken ahlaki bir
yasa olduğunu ileri sürer. Din, bu ahlak yasası Tanrı’dan bir emir
olarak yorumlandığı zaman var olur.
d) ‘Din, yeteneklerimizin özgür kullanımına engel olan endişelerin bir
toplamıdır’. Ferguson bu tanımı, yirminci yüzyılın başlarında yaşamış
bir din felsefecisi olan Salomon Reinach’a atfeder. Bu tanım dine
yönelik olumsuz bir tavrı ima etmekle birlikte, dinin fonksiyonunu
ezeli yasaları, tutumları ya da adetleri tanrısal emirle uygulama
olarak tanımlar ve bu yüzden de, ahlaki bir tanım grubu içine dahil
edilebilir.
Yukarıda verilen örnekler şu şekilde özetlenebilir:
Ahlaki tanımlar, kaynağını sorgulanmamış ya da sorgulanamaz bir
otoritede bulan ve genel olarak inananlar tarafından desteklenen doğru
bir davranış kodunu, bir şeyin din sayılmasının merkezi ölçüsü
yaparlar.
Felsefi Tanımlar
Teolojik tanımlarla ilgili olmakla birlikte felsefi tanımlar, genel
olarak dini çoğu kez gayr-i şahsi soyut bir kavrama uygun olarak
tasvir ederler. Ferguson bu kategori içine dahil edilebilecek olan bir
çok örnek iktibas eder.
a) ‘Din bir adamın, kendi başına yaptığı şeydir (what man does with
his solitariness)’. Bir yirminci yüzyıl felsefecisi olan Alfred North
Whitehead’den alınan bu tanım, soyut yalnızlık düşüncesini, beşeri
varoluş içindeki temel dini boyut olarak tespit eder. Muhtemelen bir
kimse (tek başına ya da yalnız olmanın aksine ) yalnızlık durumunu
başardığı ya da yalnız oluşunun farkına vardığı zaman dini bir
tecrübeyi gerçekleştirmiş olur.
b) ‘Din, insanın, kendisinin dışında bir varlık olarak kendine özgü
varlığıyla ilişkisidir’. Bu iddia, on dokuzuncu yüzyıl felsefecisi
Ludwig Feuerbach’ın, din hakkındaki teorisiyle ilişkilidir. Bu teoriye
göre din, beşeri bir projeksiyondur. Bu teori dini, (sevgi, güç, umut
ve bilgi gibi) beşeri özelliklerin, mükemmelleştirilerek, dışarıda var
olarak tasavvur edilen hayali bir varlığa nakledildiği her yerde var
olarak tanımlar.
c) ‘Din, nihai bir ilgidir’. Yirminci yüzyıl teologu Paul Tillich
tarafından takdim edilen bu tanım, dinin en basit ancak en temel
tanımlarından birini meydana getirir. Tillich’e göre din, insanların
nihai olarak kendilerini ilgilendirdiğini kabul ettikleri bir
ilişkidir. Açıkça bu ilişki, Tanrı ya da manevi varlıklarla olabilir;
ancak, bu ilişki zikredilenlerden daha geniş olduğundan o, farklı
hususi özneler, semboller ya da kavramlarda ifade edilen soyut bir
ideayı ifade eder.
Yukarıda iktibas edilen bu üç örnek, aşağıdaki özete götürür:
Felsefi bir tanım, inanın kozmik düzen ya da beşeri var oluşla
ilişkili olarak nihai ya da son olarak yorumladığı bir ideayı ya da
kavramı bir şeyin din sayılabilmesinin merkezi kriteri haline getirir.
Psikolojik Tanımlar
Dinin psikolojik tanımları dinin, dini objeyle ilişkin insanın
duyguları, hisleri ve psikolojik durumlarıyla ilgili olduğunu
vurgularlar. Ferguson’un verdiği örneklerden bir kısmı şunlardır:
a) ‘Din, sakin bir şekilde düşünüldüğünde, dehşete düşüren bir sahra
olan bir dünyada teselli aramanın sonucudur’. Bu tanım, yirminci
yüzyıl felsefecisi Betrand Russell tarafından geliştirilmiştir. Bu
tanım, bu dünyada tecrübe edilen talihsizlikler ve acılar sebebiyle
insanların, dinde teselli ya da avunma aradıklarını vurgular. Daha
sonra Sigmund Freud’u tartışmamızda göreceğimiz gibi, teselli ve
avuntu psikolojik ihtiyaçlardır.
b) ‘Din, derin deruni tecrübenin bir türüdür’. Bu tanım deruni
tecrübeyi vurguladığından dini, mutlak bir bağlılık hissi olarak
tanımlayan on dokuzuncu yüzyıl teologu Friedrich Schleirmacher
tarafından sunulana benzer psikolojik bir tanım olarak tasnif
edilebilir (Hall, Plgrim ve Cavanagh tarafından iktibas edildi, 1986,
5).
c) ‘Din, evrensel, takıntısal bir nevrozdur’. Bu tanım, Sigmund
Freud’un psikanalistik okulunun takipçilerinin bakış açısı içinde yer
alır. Bu dini, evrensel bir şey olsa da eğer beşeriyet psikolojik
sağlığına kavuştuğunda üstesinden gelinmesi gereken psikolojik
rahatsızlık (disturbence) olarak tanımlar.
Psikolojik tanımların bir özeti, aşağıdaki şekilde gösterilebilir:
Psikolojik bir tanım, insanların içinde bulanan his ya da duyguları
dinin merkezi kriteri haline getirir. Bu duygular ya da hisler,
insanların söz konusu duygu ve hisleri tatmin etmek için daha büyük
güçlere baş vurmalarına sebep olurlar.
Sosyolojik Tanımlar
Dini, kültürel normları şekillendiren bir grup bilinci ya da genel
olarak toplumun üretimi olarak vurgulayan tanımlar, sosyolojik
tanımlar diye adlandırılabilir. Ferguson’un listesi, bu kategori
içinde yer alan aşağıdaki tanımları içerir:
a) ‘Din, halkın afyonudur’. Karl Marx tarafından inşa edilen bu tanım,
dinin sosyal ya da ekonomik gücü elinde bulunduran kimseler tarafından
kalabalıkların bastırılmasından doğduğuna işaret eder. Bu güçler dinin
mesajını, bastırılmış olanı, gelecek adil bir düzen ümidiyle bu
dünyadaki kaderinden memnun olmasını sağlamak için kullanılır. Bu
yüzden de din, hem bastıran hem de bastırılan için sosyolojik bir
fonksiyon icra eder.
b) ‘Din, değerlerin muhafazasıdır’. Bu tanım, Ferguson tarafından on
dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Alman
felsefecisi Harald Hoffding’e atfedilir. Ancak bu tanım, Emile
Durkheim gibi geleneksel sosyologlar ya da Bronislaw Malinowski gibi
antropologlar tarafından yaygın olarak kabul edilen bir görüşü
yansıtır. Bu görüşe göre din, toplum içindeki muhafaza edici bir güç
olarak tasvir edilir. Bu güç, grubun temel değerlerini tanımlar ve
sonra da bu değerleri tabiatüstü güçlere müracaatla muhafaza eder ve
güçlendirir.
c) ‘Din, bütünüyle tatmin edici bir hayatın peşindeki ortak bir
arayıştır’. Bu tanım psikolojik bir tanım gibi görülmekle birlikte,
ortak arayış üzerindeki vurgu, onu sosyolojik kategori içine yer
verilmesini sağlar. Ferguson, bu iktibas için kesin bir kaynak
göstermez; ancak daha sonra göreceğimiz gibi söz konusu tanım, Martın
Prozesky (1984, 153) tarafından sunulan tanıma oldukça benzer
görünmektedir. Onun tanımına göre din, ‘nihai mutluluğu aramaktır’. Bu
tanımdan şu sonucu çıkarabiliriz; toplumlar en tatmin edici hayata
ulaşmayı araştırdıkları her zaman, dini bir ilgi göstermektedirler. Bu
anlayış aynı zamanda çağdaş antropolog William Lessa ve Evon Vogt
(1965) tarafından da tekrar edilir. Onlara göre din, ‘bir toplumun
nihai ilgisine yöneltilen inançlar ve uygulamalar sistemidir’.
Bu örnekler aşağıdaki şu özete götürürler:
Sosyolojik bir tanım, bir insan cemaatinin varlığını dinin merkezi
kriteri haline getirir. Bu insan cemaati, bu cemaatin kendisinden daha
büyük kuvvetler ya da güçlere olan inançlarıyla özdeşleştirilir ve
toplum bu inançlar tarafından bir arada tutulur ve varlığı devam
ettirilir.
Kaynak : James L. COX, Kutsalı Anlamak, İz Yayıncılık, İstanbul, 2003.