Dindarlığın intihar ve depresyonla olan ilişkisi hakkında oluşan
literatür beraberinde bazı konuları da gündeme getirmiştir.
Durkheim'ın (1966) toplumsal entegrasyon bakış açısı din ve intihar
arasındaki ilişkiyi araştırmada bugüne kadar en önemli teori olma
özelliğini korumuştur. Yani dinî inanç ve ibadetler intiharı önlemede
dönüm noktası olarak görülmüştür (bk. Stack, 1980; Kowalski Faupel
Starr, 1987). Hadiseye dinî açıdan yaklaşan bazı araştırmacılar da
dinî birtakım özelliklerin intihar riskini azalttığı kanaatine
varmışlardır (bk. Stark Doyle Rushing, 1983; Stack, 1983b). Son
zamanlarda oluşan bir yaklaşım da (toplumsal) çevre ya da şartları
temel alan bakış açısıdır. Bu bakış açısı, intihar riskini tayin
edebilmek için dinin hiyerarşik yapısını ve bireyler arasındaki
ilişkiler gibi organizasyonel yönleri inceler (Pescosolido Georgianna,
1989). Aşağıda bu teorileri ve deneysel araştırmaları gözden
geçireceğiz.
Din ve İntihar
Durkheim'ın İntihar (1966) isimli klasik eseri "intihar"ın sosyolojik
araştırmasında bir başlangıç noktasıdır. Bireyin toplumu benimsemesi
Durkheim'ın "entegrasyon ve intihar" teorisinin temelini teşkil eder.
Buna göre bireyin topluma tabi olması (subordination) hayatı birey
için anlamlı kılar. Toplumun ideolojilerine bağlanma yoluyla birey bir
hedefe sahip olur ve kendisini intihara götürebilecek şahsî
problemlerden uzaklaşır. Toplumla bütünleşmenin yolları arasında
kişinin çocuklarına bağlanması, politik bir hedefe sahip olması ve
dinî öğretilere tabi olması sayılabilir.
Tekrar din ve intihar hadisesine dönecek olursak, dinî bütünleşmenin
iki önemli boyutu "inanç" ve "ibadetler"dir (Durkheim, 1966). Bu iki
unsur ne kadar kuvvetli ise toplumla bütünleşme o kadar olumludur ve
intihar ihtimali o kadar azdır. Durkheim dinî bağımlılığı dinî
bütünleşme ölçüsü olarak gördü. Dolayısıyla Durkheim, Protestanları
dinî bütünleşmeyi Katoliklerden daha az gerçekleştiren ve topluma tabi
olmayan dinî bireycilik (religious individualism) sisteminin
Hristiyanları olarak mütalaa etti. Bir Protestan, müşterek (collective)
inanç ve ibadetlere tabi olmak zorunda değildir. Durkheim,
Katoliklerin sahip olup Protestanların ihmal ettiği inanç ve
ibadetlerin neler olduğuna fazlaca temas etmedi, fakat bunlardan
bazıları aşağıdaki unsurları ihtiva eder: günah çıkartma, haftada en
az bir defa kiliseye gitme, boşanma ve evlenme ile ilgili
Hristiyanlığın kuralları. Durkheim teorisini ispatlamak için 5
Hristiyan ülkesindeki intihar oranlarını vermiştir ki, Protestanlar
arasında intihar oranı Katoliklere göre yüzde 50 daha fazladır.
Durkheim'ın Bütünleşme Modeli (Integration Model) Üzerine Araştırmalar
Durkheim'ın verilerini analiz eden araştırmacılar onun çıkarımlarının
sorgulanması kanaatine varmışlardır (bk. Pope, 1976; Pope Danigelis,
1981; Stark v.dğr., 1983; Day, 1987). Onlara göre Katolikler arasında
intiharın fazla, Protestanlar arasında az olduğu 3 coğrafi bölge
Durkheim tarafından dikkate alınmamıştır. Bu Katolik bölgeler ekonomik
açıdan Protestanlara göre daha az gelişmiş olmasına rağmen, dine
bağlılık ve intihar arasında olası yüzeysel bir ilişki doğuran
ekonomik gelişmeyi Durkheim incelememiştir (Pope, 1976). Ayrıca
Durkheim'in tezi olan "İngiliz Kilise'si İngiltere'deki yüksek oranda
seyreden intihar oranları için sorumludur" iddiası hatalıdır, çünkü
Durkheim'ın zamanında İngilizlerin ancak küçük bir azınlığı kilise'ye
üyeydi (Stark v.dğr, 1983).
Yeni verilerin tahlilleri dine bağlılığın dinî bütünleşmenin bir
ölçüsü olup olmadığı hususunda karışık sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Katolik ve Protestanlar arasında intihar oranlarını karşılaştıran
küçük çaplı araştırmalar fazla değildir. Şimdiye kadar yapılan
araştırmalar da farklı sonuçlar ortaya koymuşlardır (Maris, 1981;
Stack, 1983b). Ayrıca bu araştırmalar ulusal (national) ölçekte dine
bağlılığın bir faktörü olan ekonomik gelişme ve modernizasyonu
incelemedikleri için bir sonuca ulaşamamışlardır.
Birkaç ülkeyi içine alan geniş çaplı araştırmalara gelince,
modernizasyonu ya da boşanma oranını göz önünde bulunduran
araştırmalar, Katolisizm ve intihar arasında iki değişkenli bir
ilişkiyi yüzeysel buldular (Pope Danigelis; Stack, 1981). Yine aynı
şekilde boşanma oranını dikkate alan ve Amerika'nın 50 bölgesini
içeren bir çalışma da din ile intihar arasındaki iki değişkenli
ilişkiyi yüzeysel buldu (Stack, 1980). Bunun da ötesinde, yirminci
yüzyılın başından beri kırsal kesim dışında şehirlerden elde edilen
verilerin analizleri, Durkheim'ın teorisini reddeder mahiyettedir.
Louisiana'nın ilçelerini ele alan bir analiz, Katolisizm'in intihara
karşı bir set oluşturması şöyle dursun aksine intiharı körüklediği
neticesine varmıştır (Bankston Allen Cunningham, 1983).
Son olarak, yakın zamanlarda Amerika'nın küçük yerleşim birimlerinde
yapılan araştırmalarda da Durkheim'in tezini destekleyen deliller
bulunamamıştır. Bir bölgedeki araştırma Katolisizm ile intihar
arasında bir ilişki bulurken (Faupel Kowalski Starr, 1987), aynı
yazarlar tarafından yapılan bir başka yöredeki araştırma bu bulguyu
desteklememektedir. Kowalski ve arkadaşları (1987) aynı istatistikleri
4 değişkenle (Protestan yüzdesi, cinsiyetlerin birbirine oranı, eğitim
durumu ve nüfus büyüklüğü) uyguladıklarında Katolik yüzdesi ile
intihar arasında bir ilişki olmadığını buldular. Berault (1988)'un
çalışmasına göre Katolik yüzdesi az olan yerlerde intihar oranı da
azdır. Protestan yüzdesi intiharla Katolik yüzdesine göre daha
yakından ilgilidir. Buna ilaveten, Lutheran, Methodist ve Güney
Baptistleri'nin bulundukları bölgelerde de intihar oranı düşüktür.
Dolayısıyla eğer Protestanizm ve Bazı Protestan mezhepleri intihar
oranını düşürüyorlar ise din ile intihar arasında bağlantı kuran yeni
bir teoriye ihtiyaç var demektir.
1980'nin başlarından bu yana bulguların teorik yorumları şu tasarımı
ihtiva ediyor: Durkheim’ın İntihar'ı yazdığından bu yana geçen 80 yıl
zarfında Katoliklerin dinle bütünleşmeleri büyük oranda düşüş
göstermiştir. Mesela, kiliseye gitme oranı neredeyse Protestanların
seviyesine inmiştir. Dolayısıyla intihar oranlarında da 80 yıl
öncesine göre farklılıklar, yani Katolik ve Protestanlar arasındaki
intihar oranlarında birbirine yaklaşma gayet tabii olacaktır (bk.
Stack, 1980; 1982).
Din-İntihar İlişkisinin Yeniden Formülasyonu
Dinî İnanç ve İntihar
Durkheim'ın dinî entegrasyon teorisine karşılık bazı araştırmacılar
dinin intihar üzerindeki (daha genel) etkisini ölçen yeni ölçüler ve
teoriler geliştirdiler (bk. Stark Bainbridge, 1980; Stark v.dğr.,
1983; Stack, 1983c). Yani araştırmalar hadiseye Protestan-Katolik dinî
entegrasyonundan öte bir fenomen olarak bakmaya başladılar (bkz.
Breault, Barkey, 1982; Breault, 1986).
Dinî inançların bir kaç temel unsuruna bağlanma belki intiharı
önlemede bir kalkan vazifesi görebilir. Durkheim'ın teorisinin aksine
dinî inançların yoğunluğu o kadar ehemmiyetli olmayabilir. Mesela, Hz.
İsa'nın babasız doğumuna (Virgin Birth) inanmak kişiyi hayata bağlamak
bakımından ahirete inanmak kadar ehemmiyet taşımayabilir.
Stack (1983b) dine bağlanma/dinî inanç ve intihar arasındaki ilişkiyi
ortaya koyduğu teorisinin temel önermelerini şu şekilde belirlemiştir.
Birincisi, ahiret hayatı mutluluk vadettiği için, mesela işsizlik,
boşanma, fakirlik vb. den dolayı strese giren insanlardaki zorlu
sıkıntıyı pozitif yönde dengeleyebilir. Eğer insanlar bu stresi ahiret
inancından kaynaklanan ebediyet mefhumuna bağlı olarak kısa süreli bir
fenomen olarak görürlerse strese tahammül güçleri daha fazla olur.
İkincisi, elem ve kederler bir mana içeriyor olabilirler; Tanrı'nın
iradesi böyledir. Başa gelen kötülüklerin bir başka anlamı da, hüzün
ve kederlere gösterilen sabır ve başa çıkmanın değerini göstermede
yatmaktadır. Üçüncüsü, Tanrı'nın gözetlediğine ve insanların
elemlerini bildiğine olan inanç insanları daha tahammüllü kılar.
Dördüncüsü, din, toplumun materyalist anlayışa dayalı sınıflandırma
sistemine alternatif olarak kutsal bir rütbe ya da sınıflandırma
sistemi sunar. Dolayısıyla birey öz saygısını/haysiyetini (self-esteem),
özellikle birey toplumun hiyerarşik düzeninde başarısız olmuşsa,
ruhsal açıdan başarılı olma hedefiyle geliştirebilir. Beşincisi, duyan
ve isteklere cevap veren bir Tanrı'ya olan inanç bazı insanların
sıkıntılı hayat şartlarını başarıyla atlatmalarını sağlayabilir.
Altıncısı, din genellikle fakirlikten övgüyle bahseder. Mesela,
İncil'e göre devenin iğne deliğinden geçmesi zengin bir kimsenin
cennete girmesinden daha kolaydır. Yedincisi, Şeytan'ın varlığına olan
inanç kişiyi kötülüklere karşı mücadeleye sevkeder. Sekizinci ve son
olarak, dinler ideal rol modelleri (ideal tip insan) takdim ederler.
Mesela İncil’deki Eyüp Peygamber modeli bunlardan birisidir. Bu
"model"deki insanlar, elem ve sıkıntılara göğüs germişler ve zorluklar
karşısında intihara teşebbüs etmemişlerdir. Bu sekiz madde elbette
hayat kurtaran inançlar listesi olarak görülmemeli, fakat bir kaç
temel inanç unsurunun nasıl intihar riskini azalttığını gösteren
örnekler manzumesi olarak değerlendirilmelidir.
Dine bağlılık ve intihar üzerine yapılan ilk araştırmalar bir kaç
devleti içine alan geniş kapsamlı araştırmalardı ve dindarlık ölçüsü
olarak da, dinî içerikli kitapların, dinî içerikli olmayan diğer
kitaplara olan yayın oranını baz alıyorlardı. Wuthnow (1977) da
araştırma yöntemini savunmuştur. Bu yöntem aynı zamanda dindarlığın
ibadet, dinî kurumlara üye olma vb. gibi diğer boyutlarını ölçme için
de kullanılmıştır. Stack'ın (1983b) 25 endüstrileşmiş ülkeyi içine
alan çalışması dindarlık oranının yüksek olduğu yörelerde intihar
oranının düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bulgu özellikle
kadınlar için geçerlidir. Breault ve Barkey (1982) 42 ülkeyi içine
alan araştırmalarında dinî yayınların intihara etkisi olup olmadığını
araştırdılar ve dinî yayınların yoğun olduğu bölgelerde intihar
oranının az olduğunu buldular. Fakat bu araştırmalar bir ya da bir kaç
yıl gibi kısa dönemleri kapsadığı için kuşkuyla karşılanmalıdır.
Mesela yukarıdaki çalışmaların aksine 1950-1980 dönemine yönelik
Danimarka ve Norveç'i içeren bir araştırmada, dinî yayınlarla intihar
arasında önemli bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır (Stack, 1989,
1990).
Bazı araştırmalar, dindarlığın ölçüsü olarak kilise üye sayısını ölçü
olarak kullandılar ve büyük şehirleri tahlil ettiler. Stark ve
arkadaşları (1983) Amerika'nın büyük şehirlerinde yaptıkları
araştırmalarda kilise üyeliği ile intihar arasında negatif bir ilişki
buldular. Stark ve arkadaşlarının bu bulgusu yetersiz kontrol metodu
kullanmalarının bir neticesi olabilir. Mesela Bainbridge'in (1989)
Amerika'nın 75 büyük şehir bölgesini içeren araştırması, Stark ve
arkadaşlarının bulgularıyla bağdaşmayan sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Bainbridge, grup hayatına bağlılığı zayıflatan coğrafî değişkenliği
kontrol eden bir metod uygulayınca kilise üyeliği ile intihar
arasındaki kuvvetli ilişkinin ortadan kalktığı gözlenmiştir..
Bazı araştırmalar kilise ayinlerine katılımı dindarlığın ölçüsü olarak
ele aldılar ki, bu hem Durkheim'in bakış açısından hem de dindarlık
açısından yorumlanabilir. Bu çalışmalar kilise ayinlerine katılımı
intihar oranlarını açıklamada hem önemli bir faktör, hem de bir
değişken olarak tayin ettiler. Fakat (örneğin) boşanma oranını da
dikkate alan bir kontrol metodu kullanmadıkları için bu araştırmalara
temkinle bakmak gerekir (Stack, 1983a). Diğer bir çalışma da dine
bağlılığın ve ailesel bütünleşmenin toplumsal davranışın (collectivism)
daha genel bir göstergesi olduğuna işaret etmiştir. Din
sosyolojisindeki yeni gelişmelerden (D'Antonio Aldous, 1983)
esinlenerek Stack (1985a) Amerika'da dinî eğilimin aileyle yakın bağı
olduğunu ileri sürmüştür.
Buraya kadar özetlemek gerekirse, dine bağlılık konusundaki
araştırmaların birbirlerinden farklı neticeler ortaya koydukları
söylenebilir. Fakat kuvvetli olmasa da ortak görüş, dinin intihar
riskini azalttığı yönündedir.
Yeni formülasyonlar: Toplumsal Şartlar ya da Çevrede Din ve İntihar
Bazı araştırmacılar din ve intihar modelinin özel sosyal şartlarda
daha iyi anlaşılabileceği kanaatindedirler. Yani dinin yalnızca bazı
durumlarda intihar üzerine bir etkisi söz konusu olabilir. Mesela,
Amerika'da Katolisizm'in güçlü olduğu New England'da Katolisizm
intihar oranını düşürebilir (Maris, 1981; Pescosolido, 1990). Fakat
Louisiana'da Katolisizmin intihara karşı bir kalkan olabileceği iddia
edilemez (Bankston v.dğr., 1983). Dinin intihar oranını düşüreceği
ortamları anlamak için dinin güçlenmesini sağlayan tarihî faktörleri
dikkate almak gerekebilir.
Yakın geçmişteki toplumsal şartlar hakkında yapılan araştırmalar,
kentsel kesimin özellikleri veya dinî grupların üyeleri arasındaki
bağları güçlendirerek organize olma özellikleri, ya da belli bir
bölgede aynı dinden olanların nüfus yoğunluğu gibi bazı faktörlerin
önemi üzerinde durmaktadır (Kowalski v.dğr., 1987; Faupel v.dğr.,
1987; Pescosolido Georgianna, 1989). Toplumsal şartlarla ilgili bütün
bu tartışmalar Durkheim'a reddiye değil, ona bir katkı ya da tashih
tarzında anlaşılmalıdır (bk. Pescosolido, 1990).
Faupel (1987) Durkheim'in The Division of Labor in Society adlı
eserine dayanarak kentsel çevrede dinin intihar üzerine etkisini
belirleyen bir teori ortaya koydu. Durkheim'a göre kentsel kesim
toplumsal bütünleşme için büyük bir potansiyele sahiptir. Fischer'in
(1982) gözlemleri de bunu desteklemektedir. Kentsel kesimin sakinleri
kırsal kesimdekilere göre arkadaşlık ve diğer sosyal yollarla intihar
riskini azaltan yakın ilişki kurmaya daha yatkındırlar.
Din ve intihar arasındaki ilişkiyi izaha çalışan ve çevre şartlarını
içeren diğer bir tartışma da toplumsal bağlar teorisidir. Pescosolido
ve Georgianna (1989) üç toplumsal ve tarihsel eğilimin (evangelicalism,
secularization ve ecumenicalism) Durkheim'dan beri din ve toplum
arasındaki ilişkiyi değiştirdiğini vurgulayarak, Durkheim'ın
teorisinin yeniden formüle edilmesi gerektiğini ileri sürdü. Bu
araştırmacıların Amerika'daki 27 mezhebi içine alan ve 404 ilçeden
(250.000 veya daha fazla nüfuslu) grupları kapsayan çalışmaları
Katolisizm ve bazı Protestan mezheplerin intihara karşı koruyucu
vazife gördüklerini ortaya çıkardı. Fakat diğer bazı Protestan
mezheplerinin olduğu bölgelerde de intiharın yüksek olduğu gözlendi.
Din ve Depresyon
Dindarlık depresyonu en azından 3 yol veya şekilde etkileyebilir (Idler,
1987). Birincisi, "toplumsal bağlılık" (social cohesiveness)
hipotezine göre din, dinî çevreden gelen toplumsal destek sağlar.
Böyle bir destek hem duygusal, hem entellektüel, hem de depresyon
riskini azaltan diğer bazı özellikleri bireye kazandırır. İkincisi,
tutarlılık (coherence) hipotezine göre din kadere boyun eğme (fatalism)
yerine ümit ve iyimserlik (optimism) duygusu vererek depresyonu
azaltır. Üçüncüsü, theodicy hipotezidir ki, buna göre din elem ve
ısdırapları negatif olarak algılama potansiyelini olumlu yönde
değiştirir. Stack'ın (1983b) daha önce bahsedilen dine bağlanma
teorisi bu prosesin örneklerini ortaya koyar. Aslında bu üç hipotez
birbirinden tamamıyla ayrı şeyler degildir, üçü de bir anda meydana
gelebilirler.
Amerika'da depresyon üzerine yapılan araştırmaların çoğu aslında
öğrenciler (Brown Lowe, 1951; Mayo, v.dğr., 1969), yaşlılar (Idler,
1987), ve kırsal kesimdeki kadınlar (Hersgaard Light, 1984) gibi
toplumun genelini temsil etmeyen denekler üzerinde yapılmaktadır. Bu
çalışmalar arasında Stack'ın (1985a) ve Spendlove ve arkadaşlarının
(1984) çalışmaları din ile depresyon arasında bir ilişki
bulamamışlardır. Dinin depresyonu önlediğini bulgulayan araştırmalar
ise Brown ve Lowe'un (1951), Hertsgaard ve Light'ın (1984), Mayo ve
arkadaşlarının (1969), ve Hathaway ve Pargament'in (1990)
çalışmalarıdır. McClure ve Loden'in (1982) araştırması dinî
faaliyetlerin depresyon ihtimalini azalttığını ortaya çıkarmıştır, ama
dinî faaliyetlerin bireyin hayat stresini yenmesine fazla bir katkısı
olmadığı gene aynı araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Idler
(1987) aynı zamanda deneklerinin sağlık durumlarını kontrol eden
çalışmasında, bireysel veya toplumsal dinî yaşantının (erkeklerde)
depresyonla bir ilişkisi olmadığı bulgusunu elde etti. Yani dinî
yaşantısı düşük seviyede olanlar daha çok depresyon tecrübe ettiler,
fakat bu dinî katılımın eksikliğinden dolayı değil fiziksel
sağlıklarının yerinde olmamasından kaynaklanıyordu. Aynı çalışma
kadınlarda toplumsal dinî yaşantının (mesela kiliseye gitme, dindar
arkadaşlar edinme gibi) depresyonu düşürdüğü neticesine vardı.
Bireysel dinî yaşantı kadınlarda aynı neticeyi, yani dinin depresyonu
engellediği neticesini vermedi. Dolayısıyla, bu sınırlı ve yetersiz
bulgular din ile depresyon arasında negatif bir ilişki bulunduğunu
iddia eden teorilere destek vermektedirler.
Bu çalışmaların Amerikan toplumunun geneline teşmil edilip
edilemeyeceği pek kesin değildir. Sistematik bir karşılaştırmanın
yapılabileceği tek çalışma Stack'ın (1985b) Amerika'nın Midwest
bölgesinde din ile depresyon arasında bir ilişki bulamadığı
çalışmasıdır. Bunun yanında Martin ve Stack'ın (1983) ülke çapında
örnekleme metoduyla yine aynı depresyon ölçeğini ve kontrol metodunu
kullanarak yaptıkları araştırma da ise din ve depresyon arasında bir
ilişki bulunmuştur. Fakat aynı araştırma, dinin, depresyonu
engellemedeki rolünün çok az olduğunu da ortaya koymuştur. Yine aynı
araştırmaya göre eğitim seviyesinin, kiliseye gitme ve ahirete inanma
gibi dinî inanç ve ibadetlerden 5 kat daha fazla depresyonla alakası
vardır.
Din ve depresyon arasındaki ilişkiyi ihtiyatla karşılamamızı
gerektiren nedenler arasında, ruh sağlığını konu edinen araştırmaların
ortaya çıkardığı bazı bulgular da mevcuttur. Bunlar depresyonun zıddı
olan mutluluk veya depresyonun bir boyutu olan yalnızlık hissi
olabilir. Genellikle dinin bu mefhumlarla münasebeti olduğu pek
vurgulanmamıştır. Mesela, dinin 4 boyutundan (örneğin kiliseye gitme,
ahirete inanma gibi) hiçbirisi mutlulukla münasebetlendirilmemiştir (Steinitz,
1980). Fakat bazı çalışmalar yalnızlık hissi ile din ve depresyon
ilişkisini incelediler. Mesela, Schwab ve Petersen'in (1990)
araştırmasında hiçbir sıfatı dikkate alınmadan bir Tanrıya inanma ile
yalnızlık hissi arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fakat aynı
çalışmaya göre gazaplı (wrathful) bir Tanrıya inanma yalnızlık hissini
artırırken, yardımsever (helpful) bir Tanrıya inanma yalnızlık hissini
azaltmaktadır. Yine de bu çalışmalar toplumun genelini temsil etmediği
için kuşkuyla karşılanmalıdır.
Sonuç
İntihar ile din arasında bağlantı kuran teori ve çalışmaları gözden
geçirmiş bulunmaktayız. Bu teoriler dinin çeşitli boyutlarını
vurgulamakla beraber hepsi de dinin intihara karşı bir görev icra
ettiğinde birleşmektedirler. Durkheim'in (1966) kuvvetli ve yoğun olan
dinî inanç ve ibadetlerle intihar arasında gördüğü ilişki üzerine
kurduğu teorisi son zamanlarda yapılan çoğu araştırmadan destek
bulmamıştır. Bunun yerine yeni teoriler ortaya konmuştur. Mesela,
Stack'ın (1883b) dine bağlılık/dinî inanç (religious commitment)
teorisi ahirete inanma gibi bir kaç temel dinî inancın intiharı
engellemede önemli bir etken olduğunu vurgulamıştır. Bu teori kiliseye
gitme ya da dinî yayın gibi dindarlık ölçülerini kullanan birçok başka
araştırma tarafından da desteklenmiştir. Diğer bir teori de toplumsal
çevre (social context) üzerinde durmaktadır. Bu teoriyi destekleyen
araştırmalar hiyerarşik bir yapıya sahip olmayan, fertler arasındaki
ilişkilere önem veren dinlerin intiharı engellediği yolunda deliller
bulmuşlardır (Pescosolido Georgianna, 1989).
Din ve intihar üzerine yapılan araştırmaların en belirgin
eksikliklerinden birisi araştırmaların çoğunun Amerikan toplumu
üzerinde yapılmış olmasıdır. Dinî açıdan heterojen olan bir toplumu
yansıtan bu teorilerin doğruluğu, resmi devlet dinî olan ülkeler de
dahil olmak üzere birçok ülkede denenemez. Bunun yanında dine
bağlılık/dinî inanç yaklaşımına dayalı araştırmalar birçok ülkede
denenebilir. Bununla beraber belli bölgeleri çaprazlama yöntemiyle
analiz eden araştırmalar (bk. Breault Barkey, 1982) bu bakış açısını
desteklerken, bir ülke için uzun bir zaman dilimini analiz eden
araştırmalar desteklememektedirler (bkz. Stack, 1990).
Tittle ve Welch'e (1983) göre din, toplum düzenine aykırı
davranışları, en çok toplumdaki diğer kurumların zayıfladığı zaman
etkiler. Dolayısıyla Amerika şartları dinin intihar olaylarına etki
etmesi için uygun toplumsal özellikleri taşıyor gözükmektedir. Mesela,
Amerika en yüksek boşanma ve işsizlik oranına sahip ülkelerden
birisidir. Bunun yanında politik kurumların canlılığının bir
göstergesi olan seçimlerde oylamaya katılma oranı en düşük olan
ülkelerden birisidir. Bu durumda din hayatı kurtarabilir. Eğer
Amerika'daki toplumsal kurumlar güçlü olursa insanlar daha az stresle
karşılaşacaklar ve belki de (stresi yenme açısından) dine olan
ihtiyaçları azalacaktır. Böyle bir durumda dinî temayüller intiharla
ilgili davranışları etkilemeyebilir.
Küçük çaplı araştırmalar dinle depresyon arasında negatif bir ilişki
olduğu görünümünü vermektedir. Yani dinin, intihara karşı insanları
tecrit ettiği neticesine varmaktadırlar. Fakat bu araştırmalar
Amerikan toplumunun genelini temsil etmeyen denekler üzerinde
yapıldığı için ihtiyatla karşılanmalıdır. Dolayısıyla bu sahada
nüfusun genelini temsil eden örnekleme yöntemiyle yapılacak
araştırmalara ihtiyaç vardır. Buna rağmen hali hazırdaki bulgular,
intihar üzerine yapılan araştırmalar ile uyum sağlamaktadır. Eğer
bundan sonra yapılacak araştırmalar dinin, depresyonu azalttığı
neticesini verecek olursa, dinin grup seviyesinde de intihar riskini
azalttığı yolunda elimizde sağlam bir temel olacak demektir.
ABSTRACT
Religion, depression and suicide are complex topics that continue to
intrigue specialists and lay people alike. Each of these issues has
been viewed in any number of lights and the literature on the impact
of religion on suicide and depression has pursued a number of
recurrent themes. This article provides a review of the theory and
research linking religion to suicide and shows that religion offers
social support. The review of the theory and research suggests that
religious commitment lowers depression through fostering a sense of
optimism and protects one against suicide.
Kaynaklar
Bainbridge, W. S. (1989). “The Religious Ecology of Deviance,”
American Sociological Review, 4, s.288-295.
Bainbridge, W. S. Stark, R. (1982). “Suicide, Homicide and Religion”,
Annual Review of the Social Sciences of Religion, 5, The Hague,
Netherlands: Mouton.
Bankston, W. B., Allen, H. D., Cunningham, D. S. (1983), “A Research
Note on Sociology's 'one law'”, Social Forces, 62, s.521-528.
Breault, K. D. (1986). “Suicide in America; A Test of Durkheim's
Theory of Religious and Family Integration, 1933-1980”, American
Journal of Sociology, 92, s.628-656.
Breault, K. D. (1988), “Beyond the Quick and Dirty: Reply to Girard”,
American Journal of Sociology, 93, s.1479-1486.
Breault, K. D., Barkey, K. (1982), “A comparative Analysis of
Durkheim's Theory of Egoistic suicide”, Sociological Quarterly, 23,
s.321-331.
Breault, K. D., Barkey, K. (1983), “Reply to Stack”, Sociological
Quarterly”, 24, s.629-632.
Brown, D. G. Lowe, W. L. (1951), “Religious Beliefs and Personality
Characteristics of College Students”, Journal of social Psychology,
33, s.103-129.
D'Antonio, W., Aldous, J. (1983), Families and Religions, Beverly
Hills, CA: Sage.
Day, L. (1987), “Durkheim on Religion and Suicide: A Demographic
Critique”, Sociology, 21, s.449-461.
Durkheim, E. (1966), Suicide, New York: Free Press. (1897)
Faupel, C. E., Kowalski, G. S., Starr, P. d. (1987), “Sociology's One
Law; Religion and Suicide in the urban context”, Journal for the
Scientific Study of Religion, 26, s.523-534.
Fischer, C. S. (1982), To dwell Among Friends: Personal Networks in
Town and City, Chicago: University of Chicago Press.
Girard, C. (1988), “Church Membership and Suicide Reconsidered:
Comment on Breault”, American Journal of Sociology, 93, s.1471-1479.
Hathaway, W. L., Pargament, K. I. (1990), “Intrinsic Religiousness,
Religious Coping, and Psychosociol Competence”, Journal for the
Scientific Study of Religion, 29, s.423-441.
Hertsgaard, D., Light, H. (1984), “Anxiety, Depression and Hostility
in Rural women.’ Psychological Reports, 55, s.6473-674.
Idler, E. L. (1987), “Religious involvement and the Health of the
Elderly”, Social Forces, 66, s.226-238.
Kowalski, G. S. Faupel, C. Starr, P. D. (1987), “Urbanism and Suicide:
A Study of American counties.’ Social Forces, 66, s.85-101.
Maris, R. (1981). Pathways to suicide, Baltimore: John Hopkins
University Press.
Martin, J., Stack, S. (1983), “The Effect of Religiosity on Alienation”,
Sociological Focus, 16, s.65-76.
Maton, K. I. (1989), “The Stress-buffering Role of Spiritual Support:
Cross Sectional and Prospective Investigations”, Journal for the
Scientific Study of Religion, 28, s.310-323.
Mayo, C. C. Puryear, H. B., Richek, H. G. (1969), “MMPI correlates of
religiousness in Late Adolescent College Students”, Journal of Nervous
and Mental Disease, 149, s.381-385.
McClure, R. f., Loden, M. (1982), “Religious Activity, Denomination
Membership, and Life Satisfaction”, Psychology: A Quarterly Journal of
Human Behavior, 19, s.12-17.
Pescosolido, B. (1990), “The Social Context of Religious Integration
and Suicide: Pursuing the Network Explanation”, Sociological Quarterly,
31, s.337-357.
Pescosolido, B., & Georgianna, S. (1989). ‘Durkheim, Suicide, and
Religion”, American Sociological Review, 54, s.33-48.
Pope, W. (1976), “Durkheim's Suicide: A classical reanalyzed”,
Chicago: University of Chicago Press.
Pope, W., Danigelis, N. (1981), “Sociology's one law.’ Social Forces,
60, s.495-516.
Schwab, R., Petersen, K. U. (1990), “Religiousness: its Relation to
Loneliness, Neuroticism and Subjective well-being”, Journal for the
Scientific Study of Religion, 29, s.335-345.
Spendlove, D. C., West, D. W., Stanish, W. M. (1984), “Risk factors in
the prevalence of depression in Mormon Women”, Social Science and
Medicine, 18, s.491-495.
Stack, S. (1980), “Religion and suicide: A reanalysis”, Social
Psychiatry, sy.15, 65-70.
Stack, S. (1981), “Suicide and Religion: A comparative analysis”,
Sociological Focus, 14, s.207-220.
Stack, S. (1982), “Suicide: A Decade Review of the Sociological
Literature”, Deviant Behaviour, 4, s.41-46.
Stack, S. (1983a), “The Effect of the Decline in Institutionalized
Religion on Suicide, 1954-1978”, Journal for the Scientific Study of
Religion, 22, s.239-252.
Stack, S. (1983b), “The effect of religious commitment on suicide: A
cross-national analysis”, Journal of Health and Social Behaviour, 24,
s.362-374.
Stack, S. (1983c), “Comment on Breault and Barkey”, Sociological
Quarterly, 24, s.625-627.
Stack, S. (1985a), “The Effect of Domestic/religious Individualism on
Suicide 1954-1978”, Journal of Marriage and the Family, 47, s.431-447.
Stack, S. (1985b), “Religion and Anomia: Regional vs. National
Specifications”, Journal of Social Psychology, 125, s.133-134.
Stack, S. (1989), “The impact of divorce on suicide in Norway”,
Journal of Marriage and the Family, 51, s.229-238.
Stack, S. (1990), “The effect of Divorce on Suicide in Denmark”,
Sociological Quarterly, 31, s.359-370.
Stark, R., Bainbridge, W. S. (1980), “Toward a Theory of Religion:
Religion and Suicide”, Journal for the Scientific Study of Religion,
19, s.114-128.
Stark, R., Doyle, D. P., Rushing, L. (1983), “Beyond Durkheim:
Religion and Suicide”, Journal for the Scientific Study of Religion,
22, s.120-128.
Steinitz, L. (1980), “Religiosity, Well-being, and Weltanschauung
Among the Elderly”, Journal for the Scientific Study of Religion, 19,
s.60-67.
Tittle, ç., Welch, M. (1983), “Religiosity and deviance”, Social
Forces, 61, s.653-682.
Wuthnow, R. (1977), “A Longitudinal Cross-national Indicator of
Societal Religious Commitment”, Journal for the Scientific Study of
Religion, 16, s.87-99.