DİN FELSEFESİ, İLAHİYAT, DİNLER BİLİMİ ve DİN SOSYOLOJİSİ
Prof. Dr. Ünver GÜNAY
XIX. yüzyıl düşünürlerinin bütün ümidi genel ve sistematik bir Dinler
Biliminin kurulması olmuştur. İslam dünyasından alınan etkiler,
Rönesans ve Reform, büyük coğrafi keşifler, sanayi ve teknolojinin
hızla ilerlemeleri, Yeni Çağ ve özellikle Aydınlanma döneminden
itibaren felsefe ve bilim alanında kaydedilen büyük gelişmeler ve
özellikle Etnoloji, Etnografya, Mitoloji ve Folklor alanlarında, pek
çok halkların dinleri hakkında edinilen yeni yeni bilgiler, daha
önceki yüzyılların tanımadığı bu yeni bilim dalının bağımsız bir
araştırma alanı olarak tesisine imkan hazırlamış bulunmaktadır.
Leibniz (1646-1716), Hume (1711-1776), Kant (1724-1804),
Schleiermacher (1768-1834) ve Hegel (1770-1848), C. Heyne (1729-1812),
C.O.Müller (1797-1840...gibi Mitoloji bilimi mensupları ve J.Grim
(1785-1863), W.Grim (1786-1859) kardeşler ve W.Mannhardt (1831-1880)
gibi folklorcuların önceki dönemlerdeki katkıları ile birlikte, XIX.
yüzyılda, ilk olarak bağımsız bir Dinler Bilimini düşünmek şerefinin,
Mitoloji çizgisindeki araştırmaları ile bildiğimiz Max Müller
(1823-1900)'e ait olduğunu önemle belirtmeliyiz. Bu alanın bağımsız
bir biçimde tesisinde Max Müller kadar payı olan, dönemin bir başka
bilim adamı da C.P.Tiéle (1830-1902)'dir. Üstelik Tiéle, Max Müller'e
oranla çok daha tarihi bir çizgide çalışmalar ortaya koymuş
bulunmaktadır. Aynı tarihi ve fakat aynı zamanda fenomenolojik çizgide
yer alan ve bağımsız bir Dinler Biliminin tesisinde çok önemli bir
yeri bulunan bir diğer bilim adamı da Chantepie de la Soussaye
(1848-1920) dir. Dinler Biliminin kurucusu sayılabilecek olan bu üç
bilim adamı da tarihe olan ilgilerinin yanı sıra, felsefi yorum ve
düşünceye olan eğilimleri ile de dikkati çekmektedirler. Böylece, daha
önceki öteki bilim dalları içerisinde kısmen bir varlık elde edebilmiş
ve bir yandan İlahiyat, öte yandan da felsefe ile sıkı bir ilişki
içerisinde bulunan Dinler Bilimi, bundan böyle giderek bağımsız bir
bilimsel araştırma alanına kavuşma yolunu tutmuştur. Bu çerçevede, bu
alanda yapılan çalışmaların sayısında da giderek bir artışın
gözlendiğini belirtmeliyiz.
Bununla birlikte, bu bilim dalının kapsamı, amacı ve yöntemleri konusu
çeşitli tartışmalara ve görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Pek çokları
bu bilime felsefi bir anlam vermekte ve onu Din Felsefesi ile
birleştirmekteydiler. Mesela, C.P.Tiéle Din Felsefesini dar anlamı ile
dinler bilimi olarak görmektedir. Çünkü Tiéle'e göre bilim, derlenmiş,
düzenlenmiş ve bölümlenmiş bilgiler üzerindeki felsefi bir görüşten
başka bir şey değildir. Aynı şekilde, Chantepie de la Soussaye ile
Ernst Troeltsch de Dinler Bilimi ile Din Felsefesini ve hatta Dinler
Tarihini aynı düzeyde görmekte, bu ilimleri birbirinden ayıran
sınırları kaldırarak, onların hepsine normatif bir özellik
atfetmektedirler. Böylece pek çokları, müsbet bir bilim olması
beklenen Dinler Biliminin objektiflik kaidesini bir yana bırakarak onu
dine saldırmak için bir araç gibi anlamaya çalışırken, bazıları da bu
bilimi dinin müdafaası için bir vasıta olarak görmekteydiler.
Yüzyılımızda felsefe ile dinler bilimini ilk olarak açıkça birbirinden
ayıran Max Scheler olmuştur. Aynı şekilde Alman din sosyoloğu Joachim
Wach da, İlahiyat, Din Felsefesi ve Dinler Bilimini birbirinden
ayırmakta ve Din Sosyolojisini Genel Dinler Bilimi adı verilen
ampirik, sistematik ve müsbet ilim dalının bir branşı olarak
görmektedir. Wach'a göre, İlahiyat ve Din Felsefesi normatif olup,
tümdengelim metodunu esas almaktadırlar. Buna karşılık dinler bilimi,
hiç bir spekülatif amaca sahip bulunmamakla onlardan ayrılmakta ve
vasıflayıcı (deskriptif) bir nitelik taşımaktadır. Dinler Bilimi
araştırıcısının amacı olaylara bir mana vermek olmalı, dinin menşei
meselesi gibi felsefi ve metafizik meseleler ondan sonra
gelmelidirler. Başka bir deyişle dinler biliminin çıkış noktası din
olayının anlamı üzerinde bir araştırma olmalıdır. İlahiyatçılarla
felsefeciler belli bir din veya doktrini savunurlar. Dinler Bilimi
uzmanı ise, değer yargılarına dayanan açıklamalarda bulunmak zorunda
değildir. O, bu tür yardımları ilahiyatçı ve din felsefecilerinden
beklemelidir. Wach'a göre din konusunda Felsefenin bilime üç türlü
yardımı söz konusu olabilir:
a. Disiplin metodlarını denetler; onların doğruluk ve yanlışlıklarını
araştırır.
b. Bir araştırmayı bir başkasına bağlamak suretiyle onun konusunu
felsefi olarak tayin ve tesbit eder.
c. İlimler bütünü içerisinde olayları bir düzen ve sıraya koyar.
Bununla birlikte Wach'a göre, dinin incelenmesinde normatif olan
İlahiyat ve Din Felsefesi ile ampirik olan Dinler Bilimini hiç bir
şekilde birbirine karıştırmamak gerekir.
Bu tür bir ampirik, Genel ve Sistematik Dinler Bilimi; Dinler Tarihi,
Din Psikolojisi, Din Fenomenolojisi ve Din Sosyolojisini içine almakta
olup, çeşitli dinlerin karşılaştırmalı ve sistematik bir etüdünden
ibarettir. Öte yandan, Dinler Biliminin kadrosu içerisine Din
Etnolojisi ve Din Antropolojisi gibi sosyal bilimleri de dahil etmek
mümkündür.
Dinler Tarihi, Dinler Biliminin tarihi kısmını teşkil etmekte olup,
genel ve özel dinler tarihini içine almaktadır. Dinler Biliminin
ikinci kısmı ise, sistematik din araştırmaları tarafından
oluşturulmakta olup, fenomenolojik, psikolojik ve sosyolojik
araştırmalar bu bölüme dahildirler. Yani Din Fenomenolojisi zaman ve
mekan içerisinde ortaya çıkan dini olayları birer fenomen olarak ele
alıp onları manalandırmaya çalışırken, Din Psikolojisi bu vakıaların
doğrudan doğruya ferdi ilgilendiren psikolojik yönlerini, Din
Sosyolojisi de onların toplumla olan münasebetlerini araştırır. Yani
Din Sosyolojisi toplumun dine ve dinin tipolojik ve karşılaştırmalı
bir tedkiki ve onların toplumsallaşma (sociabilité ) tarzlarının ve
birleşici (associatif) şemalarının incelenmesidir ki, bu da, Din
Sosyolojisinin bir kez daha, bir yandan toplumun incelenmesinden
ibaret olan sosyolojiye ve öte yandan da dinin incelenmesinden ibaret
olan din ilimlerine olan çifte bağımlılığının önemini ortaya
çıkarmaktadır.
Kaynak: Ünver Günay, Din Sosyolojisi, İnsan Yayınları-2000, ss.47-49