Roma tarihinin en gizemli halklı hiç kuşkusuz Etrüsklerdi. Etrüsklerin
tarihi ile ilgili onlar tarafından yazılan metinlerin olmayışı ve Roma
döneminde yazılanların da çoğunun kaybolmuş olması Etrüskler hakkında
ayrıntılı bilgi sahibi olmamızı engellemektir.
Aslında Etrüsklerle ilgili gizem daha Etrüsklerin adından başlıyor .
Etrüsklerin kendilerine “Rasena ” demelerine rağmen Romalılar onları “
Tusci “ ya da “Etrusci” , Grekler de “ Tyrhennes “ diye
adlandırıyorlar.
Etrüsklerin yaşadığı ve Etruria adı verilen bölge Orta İtalya’da
kuzeyden güneye 250 km. , Doğuda batıya da 150 km tutan bir yerdi.
Etruria Bölgesi
Etrüsklerin buraya nereden gelip yerleştikleri bilinmiyor. Bu konuda
değişik varsayımlar var . En çok kabul gören görüş Etrüsklerin buraya
sonradan yerleştikleri. Fakat Etrüsklerin nereden geldikleri konusunda
bugüne kadar fikir birliğine varılabilmiş değil. Bu konuda ilk fikir
beyan edenlerden biri de Herodotos’tur ve Etrüsklerin aslında
kıtlıktan kaçıp yeni yerler bulmak üzere Etruria’ya göç eden
Lydia’lılar olduklarını söyler :
“Kendileri anlatırlar ki , bugün gerek kendi ülkelerinde , gerekse de
Yunanlılarda oynanan oyunları türetenler de kendileridir ve bu
Etruria’nın koloni haline getirildiği zamana rastlar ; bakınız ne
anlatıyorlar bu konuda . Manes oğlu Atys zamanında kıyıcı bir kıtlık
sarmıştı bütün Lydia’yı . Bir süre dişlerini sıktılar Lydia’lılar ,
sonra kıtlık sürüp gittiği için , çareler aradılar , her biri kendince
bir çare sürdüler ileriye . Bu oyunlar , zar , aşık (kemiği) ve top
oyunları ,tavladan gayri , hepsi o zaman ortaya çıkmıştır; zira
Lydia’lılar tavlayı biz bulduk demiyorlar. Bunları bulduktan sonra
bakınız ne yapıyorlardı açlıklarını bastırmak için ; yiyecek peşinde
koşmayı unutmak için , iki günün birini oyuna veriyorlardı; ertesi gün
oyunu bırakıp yemek yiyorlardı. On sekiz yıl boyunca böyle yaşadılar.
Ama kötülük , azalacağı yerde kırımını büsbütün arttırınca kral
Lydia’lıları ikiye ayırdı , ‘ Kim kalacak , kim gidecek kur’a
çekilsin’ dedi , kaderin kalmak üzere ayırdıkları gene kendi hükmü
altında bulunacaktı. göç edecek olanlara da oğlunu veriyordu kral
olarak , ki adı Tyrsenos’du. Böylece ülkeden çıkmak için üzere
ayrılmış olanlar İzmir’e indiler , orada gemiler edindiler , işlerine
yarayacak şeyleri yüklediler , bir yurt ve yaşama çaresi peşinde kıyı
kıyı dolanıp sonunda Umbria’ya yanaştıkları güne kadar denizlerde
gezdiler ; orada kentler kurdular ve torunları bugün de orada
oturmaktadırlar. Lydia’lı adını değiştirdiler, kendilerini yola
çıkaran kral adını aldılar ; yeni adları olan Tyrsen’ler sözünü onun
adına göre üretmişlerdir.“ (I, 94)
Herodotos bunları MÖ beşinci yüzyılda yazmıştır. Ondan sonra gelenler
için de de bu görüşü benimseyenler çoğunluktadır. Aslında günümüzde de
Etrüskler’in Anadolu’dan göçtükleri tezi çok yandaş toplamaktadır.
Etrüsklerin Anadolu’dan göçtükleri tezini savunanların gösterdikleri
en önemli kanıt Lemnos ( Limni ) mezar stelidir. Etrüsklerin göçünün
Herodotos’un anlattığı gibi olduğunu kabul edersek , aynı kavimden
başka toplulukların da Anadolu’da kaldığını da kabul etmemiz gerekir.
( Bunların mutlaka Lydia’lılar olması gerekmez.) Antik kaynaklarda adı
geçen Tyrrhen’lerin bu geride kalan topluluk olduğu düşünülmektedir.
Tyrrhen’ler Lemnos Adası’nı da zaptetmişlerdir. 1885 yılında Limni
adasında , Kaminia köyünde bulunan bir mezar steli bir anda dikkatleri
bu teoriye çekmiştir. Stelin üzerinde bir savaşçı resmi ile Etrüsk
yazısına çok benzeyen bir yazı bulunuyordu. Bu stel MÖ yedinci yüzyıla
tarihleniyordu ve adanın Atina’lılar tarafından MÖ 510 senesindeki
zaptından çok önce idi.
Bunun dışında Etrüskler’in ölü gömme adetleri (Örneğin ahşap odalar) ,
toplumsal hayatları (Örneğin kadına verdikleri önem) ve sanatları
Anadolu’daki başka toplulukları hatırlatmaktadır.
Etrüsklerin Kuzey’den geldikleri , Hint-Avrupa’lı bir kavim oldukları
yolunda teoriler de olmasına rağmen çok fazla yandaş bulamamışlardır.
Etrüskler hakkında bir ilginç tez de Etrüsklerin Türk oldukları
yolundadır. Atatürk’ün tarih tezi doğrultusunda Etrüsklerin de Etiler
ve Sümerler gibi Türk kökenli olduklarına inanılmıştır. Atatürk’ün
nezaretinde yazılan “Türk Tarihinin Ana Hatları “ adlı kitapta bu
konuya da değinilir :
“Özet şudur: Etrüskler , Türsenler , Türkalar Ege adalarında ,
Anadolu’da önceden oturmuş kavimlerdir. Bunlara Akalar , Ekeler ,
Etiler denildiğini biliyoruz.”
ETRÜSK TARİHİNİN ANA HATLARI
Etrüskler’in tarihine başlarken ilk söylenecek kuşkusuz Etrüskler’in
Roma’dan dört asır önce İtalya birliğini sağlamaya çalıştıklarıdır.
MÖ. Sekizinci yüzyılda İtalya’nın güney kıyıları Grek tüccarlar
tarafından iskan edilmişti. Grekler MÖ 750’de Cumae ‘yi kurarak
kolonileşmeye buradan başlamışlardı. İtalya’nın kalan kısımlarında ise
daha ilkel bir kültür vardı ve halk tarım ve hayvancılıkla
geçiniyordu. Etruria diye anılacak topraklar üzerinde ise Villanova
kültürü sürmekteydi.
MÖ 700 yılı civarında Etruria şaşılacak bir gelişme göstermiş ve
yüksek bir uygarlık düzeyine varmıştır. Etrüskler bu devirde Doğu
ülkeleri ve Yunanistan ile büyük bir ticaret hacmine ulaşmışlardı.
Etruria hammadde ve gıda maddesi ihraç edip işlenmiş ürünler ve lüks
eşyaları alıyordu. Yapılan kazılarda da Etruria’da Yunan ve Doğu
kökenli bir çok eşya bulunmuştur. Grek kolonileri ile ticaretin büyük
bölümü deniz yolundan oluyordu, çünkü kara yolu Latin kabileleri
tarafından kapatılmıştı. Bunun sonucu olarak Etrüskler denizde oldukça
kuvvetlenmişlerdi.
MÖ Yedinci yüzyıla tarihlenen tümülüslerden çıkan eserler Etrüsklerin
bu çağda büyük bir zenginlik içinde olduklarını ve uygarlık ve sanatta
ilerlediklerini göstermektedir. Ayrıca buralarda Suriye , Urartu ,
Kıbrıs ve Grek kökenli eşyalar bulunması da Etrüsklerin bu devirlerde
diğer ülkelerle olan ilişkilerini göstermektedir.
Etrüskler artık İtalya’da yayılma siyasetine de girişmişlerdi.
Etrüskler ilk önceleri on iki şehir devletinden oluşan bir
konfederasyon oluşturarak birleşmişlerdi.Adı geçen bu ilk şehir
devletleri Arretium , Caere , Clusium , Cortona , Perusia , Populonio
, Rusellae , Tarquinii , Vetulonia , Volaterra , Volcii ve Valsinii
‘dir. Daha önceleri Falerii ve Veii şehirlerinin de bu birliğe dahil
oldukları tahmin edilmektedir.
MÖ Yedinci yüzyılın ikinci yarısında ise Etrüskler bölgede birlik
sağlayıp Roma’ya kadar ulaşmışlardı. MÖ 616 yılında ise Etrüsk kökenli
Tarquin sülalesi Roma’da yönetimi ele geçirmişti. Bu durum Roma’da
Cumhuriyet’in kuruluşuna , yani MÖ 510 senesine kadar devam edecekti.
MÖ. Altıncı yüzyılda ise Etrüskler bölgede büyük bir güç
oluşturmuşlardı. Roma yazarları da Etrüsklerin parlak zamanlarını
tanırlar . Titus Livius Etruria için “ Tanta opibus Etruria erat ut
jam non terras solum sed mare etiam per totam Italiæ longitidunem ab
Alpibus ad fretum siculum fama nominis sui implisset / Etruria o kadar
kudretli idi ki , yalnız karada değil denizde de , Alpler’den Messina
Boğazına kadar , bütün İtalya boyunca şöhreti yayılmıştı. “ diye
yazmıştır.( Ab Urbe Condita I , 2)
Bu dönemler İtalya’da ve Roma’da Grek etkisinin en yoğun olduğu
dönemlerdir. İşte bu dönemde Grek kültürü bölgeye tam olarak nüfuz
edebilmiştir.
MÖ 550 yılı civarında Roma büyük bir Etrüsk şehri görünümünü almıştı .
Arkeolojik veriler de bunu desteklemektedir. Bu dönem Roma sanatı
Toscanyalı bir karakter almıştı ve yazıtlardan anlaşıldığı kadarı ile
Latince’nin yanında Etrüsk dili de konuşuluyordu. Capitol’deki tapınak
ise Etrüsk karakterinde idi. Şehir büyük bir refaha kavuşmuştu.
Mezarlardan çıkan altın , gümüş , fildişi eserler , bulunan Grek
eserleri , şehirciliğin , özellikle de lağım sisteminin gelişmiş
olması bunun göstergelerindendir.
Etrüsklerin bu yayılma siyaseti kaçınılmaz olarak Grekler’le karşı
karşıya gelmelerine neden oldu. Aslında Etrüskler daha önce Korsika
kıyılarında Grekler’le çatışmışlardı ve yeni bir savaş kaçınılmazdı.
MÖ 565 senesinde , Korsika’nın doğusunda , Etruria’nın tam karşısında
Alalia şehri kurulmuştu. MÖ 545 senesinde ise Pers akınlarına
dayanamayarak buraya kaçan Foçalılar Etruria için tehlike
oluşturuyordu. Etrüskler bunun üzerine Grek yayılmasından endişe duyan
Kartaca ile ittifak kurdular. Aristo Politika adlı eserinde buna
değinmektedir. ( III , 9 , 36 ) :
“ Devlet , bir karşılıklı koruma sözleşmesinden ya da mal ve
hizmetleri değiş tokuş etmek için yapılan bir anlaşmadan da fazla bir
şeydir ; çünkü öyle olsaydı, Etrüskler , Kartacalılar ve birbirlerine
sözleşmeden kaynak olan yükümlülüklerle bağlı bulunan ötekileri tek
bir devletin yurttaşlar saymak gerekirdi . Elbette bunların arasında
ticaret anlaşmaları , saldırmazlık sözleşmeleri , ve bağlaşmalarını
tanımlayan yazılı belgeler vardır . Fakat bu tek bir devlet , tek bir
yurttaşlıktan çok farklıdır.”
Kaçınılmaz savaş MÖ 540 senesinde Alaia’da patlak verdi. Herodotos bu
savaşı ve öncesini şöyle anlatır:
“[ Phokaia’lılar ] ( Foça’lılar ) Kyrnos’a ( Korsika’ya ) vardıkları
zaman beş yıl , oraya ilk olarak yerleşmiş olan kolonlarla ortak
yaşadılar , tapınaklar kurdular. Bütün çevrede çapul yaptıkları için ,
Etrüsk’ler ve Kartaca’lılar aralarında anlaşarak , bunlara karşı
yürüdüler. Bir deniz savaşı oldu; bu Phokaia’lılar için bir çeşit
Kadmos yenilgisiydi, zira gemilerinin kırk tanesi batmış, kalan
yirmisinin de mahmuzları kırılmış, işe yarar hali kalmamıştı.
Alalia’ya dönerek kadınlarını ve çocuklarını aldılar, eşyalarından
gemiye yüklenecek ne varsa hepsini yüklediler, sonra Kyrnos’u
bırakarak Rhegium’a gittiler. “ ( I , 166 )
Savaş Etruria - Kartaca ittifakının zaferi ile bitmişti. Fakat Etruria
bu zaferden Kartaca kadar yararlanmasını bilemedi, bundan yararlanan
Kartaca oldu . Böylece Etrüsler’in denizdeki hareket sahaları güneyde
Yunanlılar doğuda Kartacalılar tarafından kısıtlanmış oldu.
MÖ Altıncı yüzyıl boyunca Etrüsk yayılması kuzeye doğru da
gerçekleşti. Kuzeyde daha Villanova kültürünü yaşayan halklar
bulunmaktaydı. Buralarda yapılan kazılar , bu yayılmadan sonraki
Etrüsk etkisini açıkça göstermektedir. Bunun sonuçlarından biri de
kuzeydeki verimli topraklar sayesinde Etruria tarım ürünleri deposu
haline geldi. Kuzeye doğru ticarette çok gelişmişti. Kelt ülkelerinde
yapılan kazılarda Etrüsk ve İtalya kökenli eşyaların çıkması bu
ticaretin ne kadar geliştiğini göstermektedir.
Bu yüzyılın sonunda Etruria gücünün doruğuna ulaşmıştı . Etrüsk
hanedanının Roma’dan kovulması da bu zamana rastlar. Titus Livius bu
olayı şöyle anlatır :
Roma Etrüsk hanedanından kurtulduktan sonra saldırıya da geçmeye
başlar. MÖ 496 da Latium bölgesinde hegemonya sağladıktan sonra MÖ 485
- 474 seneleri arasında Veies ile savaşır. MÖ 474 ‘te üstünlük Roma’ya
geçmiştir.
Aynı yıl Etrüsk donanması Cumae’de büyük bir bozguna uğrar .
Sicilya’lıların da yardımı ile Cumae’liler Etrüsk donanmasını yok
ederler. Roma’nın kaybı ile karayolunu kaybeden Etrüskler’in donmanın
kaybı ile de güneye ulaşmaları iyice olanaksızlaşır. Bu arada Pers
baskısı İtalya’daki Grek ticaretinin gerilemesine de yol açmaya
başlamıştır. Bunun sonucu olarak bu döneme ait mezarlarda Grek
eserleri oldukça azalmıştır. Etruria artık giderek fakirleşerek içine
kapanmaya başlamıştır. Samnitler’in istilaları ise Etrüskler’i iyice
zayıflatır.
Roma - Veies savaşı MÖ 438’de yeniden başlar ve MÖ 395 de Roma’nın
kesin Zaferi ile noktalanır . Bundan sonra Roma Etruria topraklarında
ilerlemeye başlayacaktır.
Bu arada Etrüskler için yeni bir tehlike doğmuştur ; bu Kuzeyden gelen
Keltlerdir. Keltler’in savaş biçimlerine alışkın olmayan Etrüskler
topraklarını Keltler’e kaptırmaya başlarlar. MÖ 350’de Mediolanum (
Milano ) bir Kelt şehri olarak kurulur.
Keltler MÖ 390’da Capitol’e kadar ulaşmışlardır. Kuzeyde Keltler ,
güneyde de Romalılar arasında kalan Etrüskler , Roma’nın Kelt
istilaları altında zayıflamasını fırsat bilerek son bir çaba da
bulundularsa da başarılı olamazlar.
MÖ dördüncü yüzyılın ortalarında Etrüsk İmparatorluğu artık bir hatıra
olmuştur. Etrüskler iyice sıkışıp güçlerini kaybetmişlerdir. MÖ 293
yılında Keltler’in Roma tarafından bozguna uğrayıp İtalya’yı
terketmesi ile bölge Roma’ya kalmıştır. Bir birlik sağlayamayan Etrüsk
toplulukları ise Roma önünde düşmeye başlar. MÖ 280’de son Etrüsk
toplulukları olan Vulci ve Volsini’lerin bozgunu ile Etruria tarihten
silinir. Buna rağmen Etrüsk halkı varlığını daha uzun seneler
sürdürecektir.
Romalılar Etrüsk halkını da Romalılaştırmaya başlar. Eski Etruria’dan
Via Aurelia, Via Clodia , Via Cassia gibi önemli yollar geçmeye
başlar. Etrüskler Roma hakimiyeti altında sakin yaşamaya başlarlar.
MÖ 91 senesinde Roma lejyonları yanında yer alan Toscanlar Lex Julia
ile şehir olma hakkını kazanırlar . Marius ile Sylla arasındakiş iç
savaşta ise Etrüsk şehirleri Marius’un tarafını tutarlar. Sylla’nın
kazanması ile Etrüsk şehirleri şiddetli bir şekilde cezalandırılırlar.
Artık Etrüsk kültürü de silinmeye başlamıştır. Hristiyanlığın ilk
zamanlarında bölgede Etrüsk dili yerini tamamen Latince’ye
bırakmıştır. Ve böylece Etrüskler tarih sahnesinden çekilirler.
ETRÜSKLERİN İNANÇLARI
Din Etrüskler’in hayatında büyük bir yer tutmakta idi . Titus Livius
onlar için “Gens eo magis dedita religionibus quod excelleret arte
colendi eas “ demektedir.
Etrüsklerin inançları , doğal olarak dillerine oranla daha iyi
bilinmektedir. Latin yazarları onların dini hakkında yeterli olmasa da
bilgi aktarmışlardır. Etrüsklerin dini “vahiy edilmiş” bir din idi .
Latin yazarları bu yönde bilgiler vermişlerdir.
De Divinatione adlı eserinde Çiçero bunu ilginç bir şekilde anlatır :
Çok eski zamanlarda ( Diğer yazarlar Tarquinia’nın kurucusu Tarchon
zamanı diye belirtirler.) bir köylü ( belki de Tarchon’un kendisi )
toprağı sürerken topraktan bir çocuk fırlar. Tages adındaki bu yaratık
çocuk görüntüsünde olmasına rağmen kendinde bir yaşlı adama yakışan
bir bilgelik vardır. Etruria’nın her yerinden toplanırlar ve Tages de
Etrüskler’e Haruspici ( Kurbanın karaciğerine bakarak fal ) sanatını
ve dinin esaslarını açıklar . ( Tages quidam dicitur in agro
Tarquiniensi cum terra araretur et sulcus altius erat impressus ,
exstitisse repente et eum affratus esse qui arabat . Is autem Tages ,
ut in libris est Etruscorum , puerili specie dicitur visus sed senili
fuisse prudentia … Tum illum plura locutum multis audientibus qui
omnia ejus verba exceperint litterisque mandaverint…De Divinatione II,23
)
Bu efsanede dikkat çekici yönlerden biri de Tages’in anlattıklarını
dinlemek için Etruria’nın her yerinden gelip toplanmalarıdır. Burada
bu dinin Etrüskler arasında bağlayıcı olduğunu ve “ milli “ bir din
olduğunu görüyoruz.
Başka yazarlar göre bu “vahiy”in bir bölümü bir peri olan Vegoia ( ya
da Begoe ) tarafından Etrüskler’e bildirilmiştir. Bu peri ayrıca
yıldırımları de yorumlamayı öğretmiştir. Bu bilgileri kapsayan Libri
Vegonici Augustus zamanından itibaren Palatin’deki Apollon tapınağında
saklanmıştır.
Etrüskler’in kutsal kitapları bunlarla da bitmemektedir. Etrüskler’in
din esaslarını içeren kitapları üç başlık altındadır :
Libri Haruspicini kurbanın ciğerine bakarak kehanette bulunma sanatını
anlatır.
Libri Fulgurales yıldırımları yorumlamayı öğretir. Etrüskler’de on bir
çeşit yıldırım vardır ve sadece dokuz tanrı yıldırım atabilir.
Bunlardan sadece Jupiter-Tania üç çeşit yıldırım gönderebilirdi.
Etrüskler yıldırımları inceleyebilmek için gökyüzünü on altı bölüme
ayırmışlardı ve gözlemlerini buna göre yapıyorlardı. Her bölüm bir ya
da bir kaç tanrıya aitti . Böylece yıldırımı hangi tanrının
gönderdiğini anlayabiliyorlardı. ( Aynı şekilde Babilliler de
gökyüzünü dört bölüme ayırmışlardı.)
Libri Rituales ise çok daha geniş kapsamlı idi . dini esasların
yanında devletlerin bireyler gibi yaşamı , şehirlerin ve tapınakların
kurulması , ordu ve devlet düzeni gibi konuları da içeriyordu. Ritüel
kitapları arasına Mısır’ın Ölüler Kitabı’na benzeyen Libri
Acheruntici’yi ve mucizelerden söz eden Ostentaria ‘yı da katabiliriz.
Etrüsk dininin özelliklerinden biri de sadece rahiplerin tekelinde
olması idi. Rahipler soylu ailelerden seçilir ve toplumda etkili
olurlardı .Bütün bu kitaplara rağmen unutulmaması gereken bir nokta da
Etrüsk dininin sözlü olarak aktarılması ve inisyatik bir karakteri
olmasıdır. Bu kitapların MÖ. 1inci yüzyılda yazıya geçirildiği tahmin
edilmektedir. Nigidius Figulus ve Tarquitus bunları Latince’ye tercüme
etmişlerdir.
Etrüsk tanrıları da Roma inançlarına geçmişlerdir. Ancak belge
eksikliğini ve Grek etkisini de hesaba katarsak Etrüsk panteonunu tam
olarak belirlemek çok zordur.
Panteonda en önemli yerlerden biri Tinia’ya aittir. Tinia ,
Roma’lıların Jupiter’i (Bir çok kaynakta Jupiter-Tinia diye geçer) ya
da Grekler’in Zeus’u ile bir tutulur. Ancak onlardan farklı olduğu
bellidir. Roma Junon’u ile bir tutulan Uni ve Menerva ile bir üçlü
meydana getirir. Etrüsk krallar zamanında bu üçlü Roma’ya da
girmiştir. Roma’da da diğer kültürlerde olduğu gibi üç tanrı için
kurulmuş tapınaklar vardı.Etrüskler’e göre bir şehir kurulduğunda bu
üçlüye tapınak yapılmamışsa , o şehir dini kurallara uygun olarak
kurulmamış demektir.
Panteondaki önemli tanrılardan biri de Vertumnus’tur. Köken olarak
Volsinii kökenli olup sonradan Romalılara da geçmiştir. Ünlü Latin
şairi Propertius Vicus Tuscus yakınlarında heykelini gördüğünü
belirtir. Propertius’a göre Bahçe ve ürün tanrısı idi. Propertius ona
Volsinii’yi terkettiğini fakat üzülmediğini söyletir:
Tuscus ego , Tuscis orior nec pænitet inter prœlia Volsinios desruisse
focos…
( IV. Kitap )
Etrüsk tanrılarından biri de Fufluns idi . Etrüsler’in şarap tanrısı
olan Fufluns zamanla Grekler’in Dionisos’unun karakterini almıştır .
Diğer bazı tanrılarda olduğu gibi başlangıçta Etrüsk kökenli olan bu
tanrı grekler ile olan ilişkiler sonucunda , özellikle de Dionisos
törenlerinin buralarda yayılmasını takip ederek Dionisos’un
özelliklerine de sahip olmuştur. Etrüskler’de , özellikle törenleri
ile popüler olan bu tanrı için yapılan ayinler zamanla seks alemlerine
dönmüştür. Titus Livius bu adetlerin zamanla Roma’ya da geçtiğini
söyler :
Hujus mali labes ex Etruria Roman veluti contagitione morbi penetravit.
/ Bu bela Etruria’dan Roma’ya bir salgın gibi geçti. ( XXXIX , 9, 1)
Etrüskler’in ateş tanrısı ise Sethlans idi. Bazı yerlerde Grekler’in
Hermes’ine benzer bir tanrı olan , tüccarların koruyucusu , ölülere
yol gösteren Turms’a benzer bir tapımı vardı. Bir başka ateş tanrısı
ise Romalılar’ın Vulcanus’una benzeyen Velchans idi. Velchans daha
korkulan bir tanrı idi.
Etrüskler’in savaş tanrısı ise yıldırım atan tanrılardan Maris idi.Ares’in
hikayesi Etruria’da yayıldıktan sonra Maris Turan’ın aşığı oldu .Turan
Roma’nın Venus’üne benzeyen aşk tanrıçası idi. Etimolojik olarak
Grekçe turannoV (tiran, kral , kraliçe anlamında ) ile aynı kökten
geldiği düşünülmektedir. Gösterimleri Afrodit’e benzemektedir.
Grekler’in Apollon ve Artemis’i ise Etrüsk panteonunda Aplu , Apulu ,
Aplum , Artemes , Aritimi , Artumi , Artimnes adları ile
bulunmaktadır.
Diğer tanrılar arasında Saturnus’a eşdeğer Satre de vardı. Satre için
yapılan vahşice kurban törenleri tapımının en belirgin özelliği idi.
Dikkat çeken Etrüsk adetlerinden biri de , Titus Livius’un yazdığına
göre , Etrüskler’in her geçen sene için Nortia tapınağına bir çivi
çakmaları idi. Bu adet daha sonra Romalılar’a da geçmiştir. Roma’da da
her sene Eylül ayında praetor maximus Capitol Jupiter’inin bölmesinin
duvarına çivi çakardı.
Etrüsk inançlarında yarı tanrılar ve doğa ruhları da önemli bir yer
tutardı. Aynalarda ve bronz tabletlerde Turan’a eşlik eden çıplak
perilere rastlanmıştır. Lases adı verilen bu perilerin bazen Tinia ve
Minerva’ya da eşlik ettikleri de görülmüştür.
Etrüskler’in öteki dünya hakkında da inançlar geliştirmişlerdir. Sanat
eserlerinin büyük bir bölümü öteki dünya kültünün bir parçası olarak
oluşturulmuştur. Elimizde yazılı metinler olmasa da ölülerle beraber
konulan eşyalardan , yapılan resimlerden , kabartmalardan öteki dünya
inançları hakkında bir fikir sahibi olabiliyoruz. Etrüsk inançlarına
göre ölen kişinin ruhu kanatlı cinler tarafından öteli dünyaya
götürülürdü. Bu tema bir çok mezar odasındaki resimlerde işlenmiştir.
Burada oyunlar oynanıp ziyafetler veriliyordu. Burada Etrüskler’e özgü
bir çok cin vardı. ( Bazen kader kitabını açan Culsu ve Vanth gibi.)
MÖ dördüncü yüzyıldan itibaren ise bu resimlerde öteki dünyanın
efendileri de gösterilmeye başlanmıştır. Bunlar Greklerden alınan Eita
( Hades ) ve Phersipnai ( Persefone ) dir. Bu yüzyıldan itibaren öteki
dünyanın tasvirleri de değişmeye başlamıştır. Burası artık eziyet
çekilen korkunç bir yer olmaya başlar. Charus ve Tuchulcha adında iki
korkunç cin de tasvirlerde yer alır. Etrüsk Krallığı çökmeye
yaklaştıkça tasvirler daha da korkunçlaşır.
Romalılar Etrüskler’in inançlarından mundus kavramını da almışlardır.
Mundus öteki dünya ile bu dünya arasında geçişi sağlayan bir çukurdur.
Mundus sözcüğünün de Etrüsk dilinden geldiği düşünülmektedir. Etrüsk
aynalarında görüntü tanrıçası Munqu’nun adı geçer. Zaten Latince’de de
mundus sözcüğünün ilk anlamı kadın görüntüsü demektir ( Diğer
anlamları da Gökyüzü ve Dünya). Roma inançlarına göre religiosi
denilen günlerde Mundus açılıyordu ve ruhlar buradan bu dünyaya
geliyorlardı.