İ.Ö. IV. binyılda Aşağı Mezapotamya'da yaşayan halkların inançları.
Sümer dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel
bilgilerinde bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan
bozkırlarından Dicle'yle Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve
bilgili ulus, bölgelerinin kuzeyinde yaşayan Akad'larıda etkileyerek,
olağan üstü bir uygarlık geliştirmiştir.
Sumer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen,
hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde,
fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi,
onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu
aileler kral gibi bir Baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da
insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük
yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. Yer, Gök, Hava, Su
Tanrılan yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu Tanrılardı.
Her şehrin bir koruyucu Tanrısı vardı. O Tanrı, şehrinin iyi yaşam
sürmesinden sorumlu idi. Onun gücü, şehrinin iyi veya fena olduğuna
göre değişirdi. Bunlara aym zamanda diğer şehirlerde de tapılırdı. Bu
şehir Tanrıları, evrenin yönetimini aralannda bölüşmüşlerdi. Tanrılara
ait listelerde 1500 kadar Tanrı adı bulunması, Sumerlilerin ne kadar
çok Tanrı yarattığını göstermektedir.
Tanrıları insan şeklinde algılamalan, Tanrıları şehirlerin dışında
evren ve doğa Tanrısı olarak geliştirmeleri ve onlan uyumlu bir sistem
içine almalan, Sumerlilerin önemli ruhsal başanları olarak kabul
edilmektedir. Tanrılar yalnız evrende değil, insanlarm yaşamına da
girerler. Örneğin, yorulmak bilmeden gezen Güneş Tanrısı Utu, her şeyi
görür, adaleti korur, insanlara yardım eder, ciğer falı bakanlann
piridir. Bilgelik ve Su Tanrısı Enki, insanlann ve sihirbazlarm
koruyucusudur. Venüs yıldızını simgeleyen Tanrıça İnanna, âşıklann ve
savaşçılann koruyucusudur
Sumer'de Tanrılar istediklerini yapar; onlar, insanlara ne
istediklerini bildirmez. Ancak insanlar onlara, kendilerinden
istenileni sorarak öğrenebilir. Bu, kurban edilen hayvanlann
karaciğerlerindeki işaretlere göre anlaşılır. Bu işaretlerin ne
olduğu, neyi anlattığı, bu hususta yazılmış kataloglarda bulunur;
rahipler ona göre onlan yorumlar. Ayrıca rüya ile de Tanrı istediğini
bildirir. Tanrının yapılacak bir işi uygun görüp görmediğini anlamak
isteyen; mabede gider, kurban keser, dua eder ve uykuya yatar. Gördüğü
rüyanın olumlu veya olumsuz olduğunu da ancak rahip yorumlar.
Sumerliler, bu Tanrılar dünyası üzerine pek çok efsane geliştirmişler;
şiirler yazmış, ilahiler bestelemiş, törenler düzenlemiş ve bütün
bunlan yazıya geçirerek zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamışlardır.
Onlann kurduklan çokTanrılı din, yavaş yavaş tektanrıya dönüşerek,
bugünkü dinlerin temelini oluşturnuştur. Fakat bu arada diğer Tanrılar
da tamamıyla yok olmayarak bu dinlerde melekler, şeytanlar, cinler
olarak varlıklarını korumaktadır.
Patesi ya da Ensi adını verdikleri rahip-krallarla yönetiliyorlardı.
Bugün için onlardan daha öncesi bulunmadığına ve bilinmediğine göre,
keşfedildikleri tarihe kadar başka uluslara maledilen birçok uygarsal
ve inançsal buluşların onların ürünü olduğu kabul edilmektedir.
Onlardan kalan Gılgamış Destanı'yla Enuma Eliş(Gökyüzünde) adlı
yaratılış efsanesi, başka uluslara maledilen birçok inançların Sümer
kaynaklı olduklarını kesin olarak meydana çıkarmıştır. Örneğin artık
bilinmektedir ki Yahudilerin sanılan Tufan tasarımı onlarındır,
Suriyelilerin Adonis'e dönüştürdükleri Babillilerin Tammuz'u onalrın
Dumu-zid'idir, Samilerin Anu ve daha sonra Yunanlıların Uranus'a
dönüştürdükleri tanrıların babası onların An'ıdır, Akdeniz'in ünlü
Kybelesi onların Ki (Toprak ana)'sidir, Samilerin ilkin İştar ve
Asarte'ye dönüştürdükleri onların İnanna'sıdır. Samilerin Sin'i
onların Nanna (Ay-tanrı) ve Şamaş'ı onların Utu(Güneş-tanrı)'sudur
Samilerin Ea'sı onların Enkisi'dir. Yunanlıların Hades'i onların
Kur(Ölüler ülkesi)'u ve Elysion'u onların Dilmun(Cennet)'udur,
Yunanlıların Persephone'si onların Ereşkigal'idir, Yunanlıların ünlü
yedi bilge'si Mezapotamya'nın en eski yedi kentine uygarlığı getiren
Sümer bilgeleridir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
Sümer uzmanlarından N.K. Sandars şöyle demektedir: "Gılgamış, elbette
bir İskender, bir Odysseus, bir Herakles, bir Samson, bir Dermot ya da
Gawain değildir. Ama Gılgamış'ın öyküsü anlatılmamış olsaydı bu
kahramanların hiçbiri şimdiki ölçüde hatırlanmazdı." Çünkü çeşitli
tasarımların ortaya koyduğu bu kahramanlar Sümer'li Gılgamış'tan pek
çok şey almışlardır. Sandars'ın da belirttiği gibi örneğin "ortaçağın
İskender'inde Gılgamış'ın birçok özelliğini bulabiliriz". Dermot'la
dövüşen vahşi adam, Gılgamış'la dövüşen Enkidu'nun tıpkısı
denilebilir. Birçok tanrıları Anadolu'ya maleden Halikarnas Balıkçısı(Cevat
Şakir Kabaağaçlı) bile "Büyük ana tanrıçanın sevgilisi Attis'in
menşeini bulmak için Sümer'lere gitmeli"(Anadolu Tanrıları, İstanbul
1962, s. 89) der ve onu Sümer'lerin Dumu-zid'ine bağlar.
Samiler, Mezapotamya'yı istila edince Sümer tanrılarını benimsemişler,
ne var ki onların adlarını ve özelliklerin çoğunu değiştirmişlerdir.
Kaldı ki Mezapotamya'nın çeşitli kentlerinde de ortak tanrılar aynı
adla anılmazlardı. Ayrıca, her kentin koruyucu özel bir tanrısı da
vardı. Kimi kaynaklarda bu adlar birbirlerine karıştırılmış ve Sümer
tanrıları çoğunlukla Sami dilindeki adlarıyla tanıtılmıştır.
Sümer tanrılarının adlarını yeniden düzenleyen Prof. Kramer'e göre
önce su vardı. Tanrı An (Gök. An-sar: Tüm gök)'la tanrı Ki(Toprak.
Ki-sar: Tüm dünya) bu sudan doğdular. Onların birleşmesinden Enlil(Hava)
meydana geldi, gökle toprağın arasını doldurdu. Enlil, karanlık göğü
aydınlatmak için Nanya (Ay)'yı yarattı. Nanna da Utu (Güneş)'yla
İnanna (Aşk ve savaş)'yı yarattı. Samilerde bu tanrılar Sin (Nanna),
Şamaş(Utu) ve İştar(İnanna) adlarıyla anılırlar. Enlil ilkin An
(Samilerde Anu)'ın buyrukalrını yerine getiriyordu, sonra dünyayı
Ki'nin elinden alarak yönetmeye başladı, daha sonrada An'ın yerine
geçti ve bütün evrenin egemeni oldu, aynı zamanda Nippur kentinin
koruyucusuydu.
An'la Ki'den doğan bir başka tanrıda tatlı suların ve bilgeliğin
tanrısı Enki (Samilerde Ea. Prof. Kramer "An'ın çocuğu olduğu
söylenebilir" demekle yetiniyor, Enuma Eliş'de ileri sürülen bu doğumu
kesin bulmuyor)'dir, sanatı koruyor ve derinde yaşıyordu. Enlil
toprağın egemenliğini eline geçirdiği sırada İnanna'nın ablası gök-tanrılaçalardan
Ereşkigal'i Kur(Yeraltı ülkesi)'a kaçırmıştı. Bu yeraltı ülkesinde
Annunaki (yargıçık yapan ve An'ı soyundan gelen yeraltı tanrıları)'ler
vardı, ülkenin kapısını Neti(Samilerde Nedu) bekliyordu. Gılgamış
Destanı'nda bunlardan başka şu tanrıların adları anılmaktadır: Adad
(Fırtına yağmur tanrısı), Antum (An'ın karısı), Absu (Tanrıları
meydana getiren su), Aruru (Yaratıcı tanrıça. Endiku'yu kilden
yarattı), Aya (Utu'nun şafağı ve gelini), Belit-Şeri (Yeraltı
yargıçlarının zabıt katibi), Dilmun (Cennet. Sadece tanrılar
gidebiliyor, bir de tufan'dan kurtulup ölümsüzleştirilen Utnapiştim ya
da başka bir anlatımdaki adıyla Ziusudra orada yaşıyor), Dumuzi (Ya da
Dumu-zid. Samilerde Tammuz ya da Temmu. Verimlilik tanrısı. Çoban
demek. İnanna'nın da kocası), Endukugga ve Nindukugga (Yeraltı tanrı
ve tanrıçası. Enlil'in ana-babası), Enkidu (Aruru'nun yarattığı
yabanıl yaratık. Daha sonra hayvanların koruyucu tanrısı oluyor),
Enugi (Sulama tanrısı), Haniş (Kötü havayı haber veren göksel varlık),
Humbaba ya da Huvava (Sedir ormanı bekçisi canava, Anadolu'lu bir
tanrı olduğu sanılıyor), İgigi (Gök tanrılarının ortak adı),
İnsan-akrep (Tanrıların karşıtı. Su tarafından tanrılarla savaşmak
için birçokları yaratılmış. Güneşin battığı yerde nöbetçi), İrkalla (
Ereşkigalin bir başka adı), İşullana (An'ın bahçivanı. Aşkına karşılık
vermediğinden ötürü İnanna tarafından köstebeğe dönüştürüldü),
Lugabanda (Çoban-tanrı. Aynı zamanda kral. Gılgamış'ın babası ya da
koruyucusu), Mammetum (Alınyazısı-tanrısı), Namtar (Uğursuzluk
şeytanı, hastalık getirici. Yeraltı ülkesinin başpapazı), Nergal
(Yeraltı tanrı.Ereşkigal'in kocası), Ningal (Ay tanrısının karısı,
güneşin annesi), Ningirsu (Ninurta'nın eski adı. Verimlilik tanrısı),
Nirnurta (Ningirsu'nun yeni adı. Savaş ve bereket tanrısı), Gizzida ya
da Ningizzida (Bereket tanrısı. Hayat ağacının efendisi olarak
niteleniyor. Büyü de yapıyor. Daha sonra Dumu-zid'le birlikte göğün
kapısını bekliyor), Ninhursag (Ana tanrıça. Ki'nin başka adı. Enki'nin
karısı),Ninki (Ninhursag ya da Ki'nin bir başka adı olduğu sanılıyor.
Destanda Enlil'in annesi), Ninsun( Bilgelik tanrıçası. Lugulbanda'nın
karısı ve Gılgamış'ın annesi), Nisaba (Tahıl-tanrıça), Puzur-Amurri (Utnapiştim'in
dümencisi), Samukan (Sığırların tanrısı), Siduri ya da Sabit (Şarap
yapımcı kadın. İnanna'nın bir başka adı olabileceği öne sürülüyor),
Silili (Göksel kırsak, göksel aygırın da annesi), Şullat (kötü hava
habercisi. Haniş'in bir başka biçimi) Şulpay (Şölen yöneticisi
tanrısı) Ubara-Tutu (Utnapiştim'in babası, mitolojik kral), Utnapiştim
(Sümerlilerin Ziusudra'sına Samilerin verdiği ad. Ünlü tufan
kahramanı), Urşanabi (Utnapiştimin'in kayıkçısı. Dilmun'a gitmek için
ölümcül suları hergün geçiyor), Yedi bilge (Yedi kente uygarlık
getiren getiren Sümer bilgeleri)
Tanrılar ve Tanrıçalar
Ab-zu: Yeraltı tanrısı. Apsu(ya da Absu)'da denir. İlk insanlar,
yaşamın sarmal gelişimini mevsimlerde izlemişler, doğum-ölüm döngüsünü
yeraltı sularına bağlamışlardır. Yeraltı suları, ilkbaharda bütün
doğaya canlılık verirler, yazın göklere doğru yükselirler, sonbaharda
yağmurlarla yeniden insanın yaşadığı toprağa düşerler, kışın da
toprağın altındaki yerlerine dönerler. Bu döngü her yıl böylece
tekrarlanır. Su mevsimi gelince, her yl doğayı yeniden canlandırır. Bu
yüzden Ab-zu, canlandırıcı bir tanrıdır.
Akrep İnsanlar: Akrep insanlar ülkesi. Tufan varsayımının ilk biçimi
Sümerler'in Gılgamış öyküsünde anlatılır. Tufandan kurtularak
ölümsüzlüğe kavuşan Utnapiştim'in oturduğu yer, Akrep ülkesini
aştıktan sonra varılan yerdir. Gılgamış, ölümsüzlüğe ulaşmanın
çaresini öğrenmek için büyük dedesi Utnapiştim'e gitmek için bu
ülkeden geçer.
An: Gök-tanrı. Anum da denir. Savaş tanrısı İştar'ın kocasıdır.
Yunanlıların Zeus'uyla eşdeğerlidir, tanrılar tanrısıdır. Sümer
inançlarında Enlil(toprak) vr Enki(okyanus) ya da Ea'yla birlikte
büyük tanrılar üçlüsünü kurarlar.
Anşar: Gökyüzü tanrısı. Yeryüzü tanrısı tanrısı Kişar'la birlikte dişi
yılan Lakamu'yla erkek yılan Lakmu'nun çocuklarıdır.
Annunaki'ler: (Sümer) İkinci derece tanrılar. Bunlar baştanrı
Marduk'tan kendilerine bir hizmetçi vermesini istemişler, o da insanı
yaratmış.
Arallu: Cehennem ülkesi. Sümer inançlarına göre, cehennem ülkesini
yöneten önce tanrıça Ereşkigal'miş, sonra çok güçlü bir tanrı olan
Nergal onunla evlenerek cehennem ülkesinin kralı olmuş.
Aruru: Sümer tanrıçası. Sümerlerin ünlü Gılgamış destanında adı geçen,
A-Ru-Ru biçiminde de yazılıyor. Uruk kentinin genç kızları,
nişanlılarını sabahtan akşama kadar çalıştıran kral Gılgamış'ı ona
şikayet ederler. O da Gılgamış'ı başka konularda oyalasın diye
Enkidu'yu yaratır.
Boğa: Bolluk ve güçlülük simgesi. Hayvan tapımının en önemli tanrılık
hayvanlarından biri olan boğa'ya ilkin Sümer inanaçlarında rastlamakla
birlikte boğanın kutsallığı inancının hemen bütün ilkel inançlarda yer
aldığı görülür. Bütün mitolojilerde boğa, dölleme ve kuvvet olarak
erkek gücünü simgeler. Sümerlerde boğa, erkek insan başlı olarak
tasarımlanmıştır. Boğa tapımı, bütün sami dinlerinde süregelerek
Antikçağ Yunan ve Roma inançlarına kadar gelmiştir. Boğa eski Yunan'da
Zeus'ün, Roma'da Jüpiter'in simgesidir.
Ea: Su-tanrı. Enki adıylada anılır. Sümer-Akad inançlarında evrenin
ana öğesi su'dur. Daha açık bir deyişle Sümer evreni gök (An), toprak
(Enlil)ve su (Enki) olmak üzere üçe ayırmakla beraber bunların temel
ve tümünün yaratıcı öğesi olarak su'ya tapmışlardır. Bu bakımdan, Ea
büyük yaratıcı tanrıdır, göğü ve toprağı o yaratnıştır, aynı zamanda
tüm bilgeliktir ve bundan ötürüde büyüsel etkiler onun yardımıyla elde
edilir, yaşam kaynağı olduğundan ötürü bolluğuda simgeler. Sümer
tapınaklarında Ea'nın kendisi olarak bir kap içinde kutsal su
bulundurulurdu, bu sudan içen hastaların iyileşeceğine ve güçsüzlerin
güçleneceğine inanılırdı. Tapınak rahipleri de balık biçiminde
giysiler giyerlerdi. Hıritiyanların İsa'ya tasarladıkları balık
niteliğinin de kaynağı Sümerlerin bu inancı olsa gerektir. Sümer
inançlarında Ea'dan önce, bir su ilkesi olan Ab-zu(ya da Ab-su) inancı
alır.
Enkidu: Gılgamış'ın arkadışı. Engidu biçimindede yazılmaktadır. Kimi
incelemeciler onun bir insan olmadığını, belki de bir aslan olduğunu
ileri sürmektedirler.(Örneğin, Bkz. Challaye, Dinler Tarihi, İstanbul
1960, s. 116). Vücudu kıllarla kaplı, çok bilgeli bir varlıkmış. Bir
başka anlatıma göre de kralı olduğu kenti kalkındırmak isteyen
Gılgamış, ülkesinin bütün erkeklerini işe koşarmış. Kadınlar
kocalarını, genç kızlar nişanlılarını göremez olmuşlar. Bu yüzden
kralı, tanrı Aruru'ya şikayet etmişler. Kadınları haklı bulan tanrı da
krala bir arkadaş yaratarak onu başka serüvenlere yöneltmek istemiş ve
tanrı Anum'a benzeyen toprak vücutlu, çok iri ve vahşi Enkidu'yu
yaratmış. Bu yaratık Gılgamış'ın yaşamında büyük çapta etken
olanlardan biridir ve sonunda da onun uğrunda ölür. Öyküye göre
tanrıça İştar, krala aşık olmuş. Ama onun bütün sevgililerini
öldürdüğünü bilen Gılgamış, tanrıçaya yüz vermemiş. İştar da ondan öç
almak için üstüne azgın bir boğayı saldırtmış. Gılgamış ancak
Enkidu'nun yardımıyla boğayı altedebilmiş. Buna çok kızan İştar da
Enkidu'nun canını almış. Enkidu'nun ölümü, Gılgamış'ın ölümden korkup
ölümsüzlüğü aramasının nedenidir. Bir başka anlatıma göre de Gılgamış,
ölüler ükesinde arkadaşıyla görüşür. Enkidu'nun ona ölümün ne denli
kötü olduğunu anlatması, Gılgamış destanı'nın en şiirli bölümüdür.
Enlil: Yeryüzü-tanrı. Bel ya da Belum adıyla da anılır. Baal'le
birlikte bütün bu adlar, Mezapotamya'nın en büyük tanrısını dile
getiren tanrı anlamındadır. Enlil, tanrı Anum'un oğluydu, zamanla
babasının yerine geçerek baştanrı yerine yükseldi. Yeryüzüne hakim
olan, onu yöneten odur. Sümer inançlarında bir tufan meydana getirerek
insanları cezalandıran da odur. Atmosfer güçlerini de o yönetir;
şimşekler fırtınalar, onun buyruğundadır. Karısı Ninlil ya da Belit'le
birlikte Elam dağlarında oturur. Nippur sunağı ona adanmıştır.
Özellikle sümerler en çok onu saymışlar ve en çok ondan korkmuşlar. Ne
var ki Mezapotamya'nın çok uzun tarihinde tanrılar zamanla yer
değiştirmekte, oğullar babalarının yerini almaktadır. Belli bir
zamanda hangi tanrı sayılıyorsa, bütün tanrıların onun tarafından
yaratıldığına inanılmaktadır.
Ereşkigal: Yeraltı ülkesi tanrıçası. Yeraltı ülkesi tanrısı Nergal'in
karısıdır. Sümer inançlarına göre, ilkin cehennemi (Arallu) tek başına
Ereşkigal yönetirmiş, tanrıların bir şölenine çağrılınca cehennemden
ayrılmadığı için kendi yerine bir temsilci göndermiş, bütün tanrılar
bu temsilciyi ayağa kalkıp selamlamışlar, sadece tanrı Nergal yerinden
kıpırdamamış, bunu duyan ve çok kızan Ereşkigal, tanrı Nergal'i
yakalatıp cehenneme getirmiş, ama Nergal, cehennemin için altüst
ederek Ereşkigal'i tahtından indirmiş, cehennemin kralı olmuş ve
Ereşkigal'le evlenmiş.
Kingu: Devler ve canavarlar ordusunun komutanı. Torunlarına kızan
Tiamat, devlerden ve canavarlardan bir ordu kurarak tanrılara
saldırır, bu ordunun başına getirdiği korkunç dev Kingu'ya kaderin
iplerini verir. Tanrılarda kendilerini savunmak için tanrı Marduk'u
başkomutan yaparlar. Marduk devleri yakalayıp cehenneme gönderir,
kaderin iplerini de Kingu'dan alarak kendi boynuna takar. Marduk'un
büyük ve evrensel eğemenliği böylece başlar.
Kişar: Yeryüzü tanrı. Ünlü Sümer tanrıları Anum, Enlil ve Ea, onun
gökyüzü-tanrı Anşar'la birleşmesinden doğmuş ya da oluşmuştur. Kişar
dişi, Anşar erkektir.
Lakmu: Erkek-yılan. Dişi-yılan Lakamu'yle birlikte dünyaya gelmiş.
Sümerlerin yaratılış tasarımlarını anlatan Enuma Eliş (Gökyüzünde)
adlı yapıta göre (bu yapıtın İ.Ö. VII. yüzyılda yazıldığı sanılıyor)
bu iki yılan Apsu'yla Tiamat'ın birleşmesinden olmuşlar. Bu iki
yılanın birleşmesinden de Aşar ile Kişar dünyaya gelmiş. Yeryüzüyle
gökyüzü böylece oluşmuş.
Lilitu: Dişi gece demonu. Rüzgarla gelen felaketler, hastalıklar, veba
ve ölümden sorumlu görülmekle birlikte, belkide daha fazla insanların
cinsel yaşamlarına müdahalede uzmanlaştıklarına inanılır.
Moummou: Sonsuzuk-tanrı. Kimi metinlerde Apsu'yla Tiamat'ın oğlu, kimi
metinlerde de Apsu'nun veziri olarak gösterilmektedir. Mummu biçiminde
de yazılıyor.
Nana: Ana-tanrıça Kybele'nin adlarından biri. Nina ve İnnina da denir.
Akad'lar kendi dillerinde onu aynı anlamda İştar sözcüğüyle
çevirmişlerdir. Ana ve Anna sözcükleri de bu kökten türemedir.
Mezapotamya mitolojisinde Nane adıyla tanrı Enzu'nun ve kimi yerde de
tanrı An'ın kızı olarak gösterilir, aşk ve savaş tanrıçası sayılır.
İ.Ö. V.I. yüzyılda Babil'de Annumitu adıyla anılmıştır.
Ningirsu: Savaş-tanrı. Urningirsu da denir. Tanrı Enlil'in oğludur.
Anu'nun kızı olan tanrıça Bo'yla evlidir. Tanrıça Bo, tanrıça
İştar'dan önce Lagaş bölgesinin toprak-ana'sıydı. Savaş tanrının yirmi
dört çeşit silahı varmış ki bunlardan herbiri bir devi simgelermiş.
Ningirsu'nun annesi de Ninlil adını taşır ki Enlil'in karısıdır.
Ninhur Sag: Kış bölgesi tanrıçası. İ.Ö.III. b.nyılda tapılmıştır.
Ninlil ile kardeş çocuklarıdır.
Ninlil: Tanrı Enlil'in karısı. Nirginsu'nunda annesidir.
Pazuzu: Ateş-peri. Kuş ayaklı, kanatlı ve insan ellidir. Hastalıkları
iyi ettiğine inanılır. Hastaların boynuna onun resmini taşıyan
muskalar asılırmış. İkircikli özelliği olarak güneydoğudan estirdiği
rüzgarlarla vebayıda beraberinde getirdiğine inanılan demon.
Sin: Ay-tanrı. Sümerlilerin en büyük kozmik tanrısıdır. Güneş-tanrı
Şamaş'la yıldız-tanrı İştarın babasıdır. Evren-tanrı Enlil'le
evren-tanrıça Ninhil'in oğludur. Akad'lar, eski Araplar ve Hitit'lerce
tapılmıştır. Tevrat'ta da onun sözü edilir ve peygamber İbrahim'in
çıktığı kent olan Ur'da onun egemen olduğu anlatılır. Sin, Sümer
inançlarında birinci büyük tanrı üçlüsündendir. Kimi incelemeceiler
bunu Mezapotamya'ya göçeden Sami ulusların etkisiyle bağlarlar.
Şullat: Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça.
Tiamat: Tuzlu su-tanrıçası. Tatlı su-tanrı Apsu (ya da Ab-zu)'yla
birlikte evrenin ilk varlıklarıdır. Sümer'lerin Enuma Eniş
(Gökyüzünde) adlı yaratılış efsanelerinde evrenin bomboş olduğu bir ön
zamanda bu iki varlığın bulunduğu belirtir. Evren, bütün tanrılar ve
insanlar bu iki varlıktan, eşdeyişle su'dan meydana gelmiştir. Tatlı
ve tuzlu suların birleşmesinden ilkin erkek yılan Lakmu (Lagma
biçiminde de yazılıyor)'yla dişi yılan Lakamu (Lagama biçimindede
yazılıyor) doğuyor.Bunların birleşmesinden de Anşar (Gök. An-sar
biçiminde de yazılıyor) ve Kişar (Toprak. Ki-sar biçiminde de
yazılıyor) meydana geliyor. Tanrılar ve insanlar işte bu gökle yerin
birleşmesinden doğuyorlar.
Temmuz: Sümer'lerin Dumuzi'sinin Sami'lerdeki adı. Tamuz ve Tammuz
biçimlerindede yazılır ve söylenir. Kaynağı Sümer tanrısı Dummuzi olan
Temmuz giderek Anadolu'da Attis ve Adonis'e dönüşmüştür. Bütün bunlar
bitkilerin ölen ve yeniden dirilen tanrısı'dırlar. Bu tasarım, doğanın
sonbaharda ölüp ilkbaharda yeniden canlanışını simgeler. Bu tanrılarda
doğa gibi, sonbaharda ölüp ilkbaharda yeniden dirilerek aşk ve bereket
getirirler. Sonbaharda ölümleri aşk yüzündendir, kışı yeraltı ölüler
ülkesinde geçirişleri aşk yüzündendir, ikbaharda yeryüzüne dönüşleri
aşk yüzündendir. Sümerlerden Yunanlılara kadar çeşitli bölgelere ad
değiştirerek süregelen bu temel efsanede aşk ve şehvet doğurganlığın,
bereketin, bolluğun simgesi sayılmıştır. Doğal yılın en verimli ayı
sayılan Temmuz ayı da adını burdan alır. Bu tanrının sevgili ya da
karısı da Sümerlerde İanna ya da İnanas, Samilerde İştar ya da Aştart
ya da Aştoret'tir. Kimi anlatımlarda yeraltı ülkesine giden Temmuz
değil, Aştart'dır. Orada tutuklanmış, bu yüzdende yeryüzünde aşk ve
bereket kalmamıştır. İnsanların ve hayvanların üremesi durmuş,
bitkiler açmaz ve tohum vermez olmuştur. Tanrılar bunu önlemek için
kadınsı bir erkeği yeraltına göndererek Aştar'ın yeniden yeryüzüne
dönmesini sağlamıştır. Akad anlatımlarındaysa İştar, genç kocası
Temmuz'u aramak için yeraltı evrenine iner. Sümer anlatımlarında
İnanna, yeraltı evlerinden çıkabilmek için, kocası Dumuzi'yi rehin
bırakır. Ama bütün bu anlatımlarda tanrı ve tanrıçalar kış aylarını
yeraltında, yaz aylarını yeryüzünde geçirirler; ölür ve yine
dirilirler, ölmekle doğadaki canlılığa son verir ve dirilmekle doğayı
canlandırırlar.
Utu: Güneş-tanrı. Ud ya da Ut da denir. Mezapotamya metinlerde Babbar,
Asur ve Hitit metinlerinde Şamaş adıyla anılır. Adalet-tanrı Kittu ve
hak-tanrı Meşarru onun çocuklarıdır. Sümer zincirinde ilkin var
bulunan su'dan An(Gök) doğuyor, sonra Ki(Toprak) ve bunalrın
birleşmesinden Enlil(Hava) doğuyor, işte Nana(Ay)-Utu, (Güneş)-İnanna
(Aşk ve savaş) onun çocuklarıdır.
Utnapiştim: Sümer'lerin Nuh'u. Babil diliyle yazılan tabletlerde bu
adla anılan tufan kahramanına Sümer'lerin Ziusudra dedikleri sonradan
anlaşılmıştır. Utnapiştim'e Sümer'lerin
Nuh'u demekten daha iyisi Nuh'a Yahudilerin Ziusudra'sı demektir,
çünkü bu öbüründen onbeş yüzyıl öncedir. Şurrupak kentinde kralmış,
bilgeymiş ve rahipmiş. Adının sözcük anlamı "hayatı gören"dir. Ubara-Tutu'nun
oğluymuş. Tufan'ı atlattıktan sonra ölümsüzlüğe kavuşan ve tanrılarca
Dilmun(Cennet)'da yaşamasına izin verilen Utnapiştim aynı zamanda
atası bulunduğu Gılgamış'a ünlü su baskınını şöle anlatır: İnsanlar
çoğalıp gürültü yapmaya başlamışlar. Tanrıların gözüne uyku girmez
olmuş. Bunun üzerine insanları yok etmeyi planlamışlar. Tanrı Ea
"önceden verdiği sözü tutarak" bu karardan Utnapiştim'i haberdar etmiş
ve bir gemi yapmasını sağlamış. Geminin yapımı bitince tufan patlamış.
Öğlesine korkunç bir kasırga başlamışki "tanrılar bile korkularından
göğün en yüksek katına kaçmışlar, orada sokak köpekleri gibi
titreyerek duvar dibine sinmişler". Altı gün ve altı gün gece boyunca
gök ve yer birbirine karışmış. Öyle ki " cennetin ve cehennemin
tanrıları ağlayışıp durmuşlar". Yedinci gün başladığında tufan
yatışmış, Utnapiştim'in gemisi de Nisir dağının tepesine oturmuş.
Orada gemiden inip adak kurbanını kesmişler. "Tanrılar tatlı kokuyu
alınca dağın başına sinekler gibi üşüşmüşler". Tufan'ın düzenleyen
tanrı Enlil çok kızmış, tanrı Ea'ysa kendisinin haber veridiği
yadsımış ve "bilge kral Utnapiştim olacakları düşünde görmüş" deyip
işin içinden sıyrılmış. Çaresiz kalan tanrılar toplanmışlar ve
Utnapiştim'le karısına ölümsüzlük bağışlayıp "çok uzakta" yaşaması
için Dilmun'a yerleştirmişler. Bu yüzden Sümer'ler ona Uzaktaki de
derler.
Kaynaklar:
Dünya İnançları Sözlüğü / Orhan Hançerlioğlu / Remzi Kitabevi
Ortaçağ Avrupasında Cadılar ve Cadı Avı / Haydar Akın / Dost Kitabevi
Yayınları
Şeytan Antikiteden İlkel Hıristiyanlığa Kötülük / Jeffrey Burton
Russell / Kabalcı Yayınları