O an zihninde beliren milyonlarca karmaşık duygu ona o kadar yabancı
geldiki birden kendisini hiçbir hissin önem taşımadığı bir boşlukta
buluverdi.Baş dönmesine benzer birşey o milyonlarca duygunun önüne
geçmiş bedeninin derinliklerinde kendine büyükçe bir yer
açmıştı.Şakakları sızlıyordu. Ağlamak istiyordu hemde tüm benliğine
yerleşmiş olan pişmanlık ve utanç duygusunu ruhundan söküp ateşlere
atarcasına ağlamak istiyordu.Ama yapamıyordu.Az önce çırılçıplakken
içine girmiş olan şeytan ruhunda birşeylerin yerini oynatmış, tutsak
etmişti kendine onu.
Birden terlediğini farketti. Az önce işlediği günahın laneti tüm
bedenine ısı salgılıyordu sanki.Bu ısı ona yoğun pişmanlık ve utanç
duygusunun sınırlarından çıkartıp bedenine ve bulunduğu nemli ortama
odaklaşmasını sağlamıştı.
Kırmızı, yuvarlak, ıslak halının üzerinde ne zamandır durduğunu ilk
anda kestiremedi. 1-2 saniye , belki de 1-2 dakikadır oradaydı.
Çıplak ayaklarıyla lavaboya doğru ilerledi. Nefsine yenik düştükten
sonra keskin bir vacdan azabının tüm yaşam hücrelerine bu denli
saldıracağını bilemezdi. Beyaz florasandan çıkan ' zın ' sesi vardı
sadece kırmızı duvarlı banyonun içinde.Başını kaldırdı karşısında
lavabonun aynasını gördü ama aynada yüzünü göremedi...
Musluğu açtı. Musluk açılırken içini acıtan bir gıcırdama sesi
yükseldi. Bu ses, beyaz florasandan gelen 'zın' sesini bile
bastırmıştı. Ellerini suya doğru uzattı. Su avuçlarına yavaş yavaş
dolarken musluktan gelen o gıcırtı sesi sanki bir kat daha
yükselmişti. İliklerine kadar işleyen bu ses birden zihninde tiz
çığlıklara dönüştü.Bu çığlıklar ona hiç yabancı değildi. Kendi
çığlıklarıydı, şeytanca atılmış zevk çığlıkları.Az önce işlenmiş büyük
günahtan kalan tek utanç belirtisiydi.
Avucuna doldurduğu suyu aynada görüpte irkileceğini düşündüğü ama hiç
birşey göremediği, belkide görmek istemediği yüzüne çarptı.Kendine
gelmek ve ruhunu sıkıştıran o karanlık pişmanlık duygusundan kurtulmak
istiyordu.
Avuçlarını birkez daha musluğun altına uzattı. Musluğun gıcırtısı
artık çok uzaklardan duyulan ve bedenine çok az acı veren bir çığlık
gibi geliyordu. Beyaz florasanın seside kaybolmuştu kırmızı duvarlı
banyoda. Tekrar suyu yüzüne çarptı.Sonra tekrar,sonra takrar... Büyük
bir acıdan uyanırmışcasına hızlı kafasını kaldırdı. Karşısında
lavabonun aynasını gördü.Bu sefer yüzü tam karşısındaydı.Başka bir
boyuttan aniden oraya düşmüş gibiydi şaşkın yüzü.Ne kadarda
yabancıydı. Masum gözükmeye çalışan şeytani bir ifadeye sahipti bu
yüz.
Günah mahalinden sokağa atmıştı kendini. Eve gitmek ve bir an önce
uyumak istiyordu. Şaşkındı. Bu kadar utanç ve pişmanlık duyacağını
tahmin edememişti. Defalarca aldatmıştı kocasını ama hiçbirinde
yaşamamıştı bu hisleri. Fısıldarmış gibi kendi kendine 'neden'dedi.
'Neden yaptım'
Cevabını bildiği halde bu soruyu herseferinde sormuştu kendine.
''Hayvansal iç güdülerini bastırmasını bilmeyen , günah işlemeye açık,
hazzın gelgitlerine her an aç, içindeki her duyguyu şevke yoran ve bu
şevkin sadece kirli yüzünü kullanan, zavallı, nankör bir kadınım ben''
diye düşündü.Tek ve gerçek cevabıydı bu 'neden' sorusunun.
Baş rollerini sex düşkünü yakışıklı bir erkeğin, kocasının kendisini
çok sevdiğini bilen, nankör, sadakatsiz bir kadının ve aldatılan masum
bir kocanın paylaştığı drama tarzı filmin sonuna yaklaşılmıştı.
Oturduğu apartmanın önüne geldiğinde, az önce aldattığı kocasının
arabasını gördü. Masum koca eve gelmişti. Vücudunun titrediğini
farketti. Apartmanın merdivenlerinden çıkarken attığı her adım
heyacanına heyecan katıyordu. Kafasında belli belirsiz flaşlar
patlamaya başlamıştı.Aynı anda o kadar çok duygu saldırmıştıki üzerine
bunlardan sadece pişmanlık, utanç ve vicdan azabını ayırt edebiliyordu
diğerlerinden.
Nihayet oturduğu dairenin kapısının hemen önündeydi.Bir kaç saniye
sonra başına çok büyük bir felaket gelecekmiş hissine kapıldı
birden.Elini çantasının içine attı kapının anahtarını arıyordu ama
bulamıyordu, derken eline metal bir cismin deydiğini farketti.Anahtarları
tuttu ve çantasından çıkardı. O kadar heyecanlıydı ki birden gözleri
karardı ve anahtarları yere düşürdü.Tam eğilip alacaktı ki, kapı
açıldı...
Kocası kapının önünde dikiliyordu ve ona bakıyordu her zamanki
sevecenliği ve gülümsemesiyle. Az önce aldattığı kocasının gözlerinin
içine bakamıyordu, uzun bir süre bakamayacağını da biliyordu
utancından ama kocasının kendi gözleri içine baktığını çok iyi
biliyordu. Zavallı adam hiçbirşeyden habersiz tüm iyi niyetiyle...
- Hoş geldi hayatım.
- . . .
- Biraz yorgun gözüküyorsun, içeri gelsene.
- . . .
- Sen salona geç ben sana güzel bir kahve yapayım.
- . . .