Bir ekonomik kavram olarak istihdamı(employment) üretim faktörlerinin
gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılması olarak özlü bir
şekilde tanımlayabiliriz.Biliyoruz ki bir ülkenin ürettiği toplam mal
ve hizmet miktarı yani milli geliri ile o ülkenin işe koşup
çalıştırabildiği üretim faktörleri sayısı arasında aynı yönlü bir
ilişki vardır.
Klasik ve neo klasik iktisatçılara göre ekonomide kendiliğinden
işleyen otomatik bir mekanizma vardır.Bu mekanizma ile tüm üretim
faktörlerinin kullanıldığı br düzeyde ekonomi dengeye gelecektir.
Eğer bir ekonomide üretim faktörlerinin tümü çalışıyor ve üretime
katılıyorsa biz bu ekonominin tam istidam durumunda olduğunu ya da tam
istihdama ulaştığını söylüyoruz.Tam istihdamın gerçekleşmiş olduğu bir
ekonomide mevcut çalışma koşullarında ve cari ücret düzeyinde çalışmak
isteyen tüm emek sahipleri iş bulabildiği gibi ülkenin mevcut sermaye
malları stoku ve tabiat faktörü de tamamen üretime katılmış
durumdadır.Böylece ekonominin mevcut üretim potansiyelinden tamamen
yaralanılmakta ve atıl(boşta,çalışmayan) kapasite bulunmamaktadır.Bu
teorik bir durumdur.
Eksik istihdamda ise üretim faktörlerinin bir kısmı üretime
katılmamaktadır.Bunun nedeni talep yetersizliğidir.Malların bir kısmı
satılamıyor stoklar artıyorsa ekonomide talep azlığından söz edilir.Bu
durumda müteşebbisler talep üretildiği kadar mal üretecek , üretim
hacmini daraltacaklardır. Mal üretiminin azalması bir kısım iş gücünün
işsiz kalması demektir.Bu da bildiğimiz gibi eksik istihdamdır.
Aslında insanların ihtiyaçları sonsuz olduğu için atıl(çalışmayan)
faktörlerin de üretecekleri mal ve hizmetlere istek vardır.Fakat her
istek talep değildir.İsteklerin talep halini alabilmesi için satın
alma gücü ile desteklenmesi gerekir.Toplumda fertlerin gelirleri
artınca istekler satın alma gücü ile desteklendiğinden talep
artacaktır.Bu da daha çok mal ve hizmet satılmasına stokların
erimesine imkan verecektir.Stokların azaldığını gören müteşebbisler
üretim hacmini genişletecekler ve bunun için işsiz ve boşta kalan
faktörleri istihdam edeceklerdir.Bu da ekonomiyi tam istihdama doğru
geçirmiş olacaktır.
Üretim Kapasitesi ve Milli Gelirle İstihdam Arasındaki İlişki
Her milli ekonominin üretebileceği mal ve hizmet miktarının bir üst
sınırı vardır.Buna ekonominin üretim potansiyeli ya da daha sık
kulanılan deyimi ile Üretim Kapasitesi denmektedir.Bu kapasite reel
milli gelirin üst sınırını gösterir.Bir milli ekonominin üretim
kapasitesi ekonominin sahip olduğu iş gücüne(N), bilinen doğal
kaynaklarına(R), sermaye stokuna(K) ve üretimde kullanılan bilgi ve
teknoloji düzeyi(T)ne bağlıdır.
Q(üretim kapasitesi) = f ( N , R , K , T )
Kısa dönemde üretim kapasitesinin artması ancak işgücü miktarının(N)
artrılması ile mümkündür. Yani "Bir mili ekonomide kısa dönemde
istihdam edilen işgücü miktarı milli gelir düzeyini belirlemektedir."
İŞSİZLİK ÇEŞİTLERİ
İradî İşsizlik: Cari (piyasadaki) ücret düzeyinde e mevcut çalışma
koşullarında çalışmak istemeyenlerin meydana getirdiği işsizliktir.Bir
kimse bir haftalık çalışmayla daha uzun süre geçinebiliyorsa kalan
günleri boş geçirecektir.Ayrıca ailede birden çok ferdin çalışması
geçinmeye yettiğinden kimi fertler çalışmamayı yeğleyecektir.
Gayri iradî İşsizlik: Mevcut çalışma koşularında iş bulunmaması
durumudur.Keynes'e göre gayri iradi işsizlik talep yatersizliğinden
ileri gelir.Eğer ibir ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin tamamının
satılması mümkün olmuyorsa bu durum o piyasadaki toplam talebin üretim
faktörlerinin tamamının istihdamına yetmediğini ortaya koymaktadır.
Friksiyonel İşsizlik: Bu tür işsizlik daha iyi çalışma imkanları ve
daha yüksek ücret elde etmek amacıyla işçilerin yer ve meslek
değiştirmelerinden doğabilir.Emek arz ve talebi arasındaki kısa süreli
dengesizlikler, emek sahipleri ile müteşebbislerin emek piyasası
hakkındaki bilgisizlikleri, işgücünün mobilite noksanlığı friksiyonel(arizi)
işsizliğin temel nedenleri arasındadırlar.
Konjonkturel İşsizlik: Ekonomide refah ve buhran dönemleri birbirini
izler.İşte bu dalgalanmalara konjonktür hareketleri denir.Alçak
konjonktür(depresyon) dönemlerinde iş gücü tam istihdam edilemez ve
işsizlik ortaya çıkar.
Mevsimlik İşsizlik: Turizm, tarım, inşaat gibi mevsime bağlı işlerde
görülen dönemlik işsizliktir.
Yapısal İşsizlik: Strüktürel işsizlik de denir. Bir ülkenin ekonomik
yapısında ve toplam talebin bünyesinde meydana gelen değişmelerden
kaynaklanır.Gözde iş kollarında istihdam artarken önemini yitiren
alanlarda bu tür işsizlik görülür.
Teknolojik İşsizlik: Üretimde emeğin yerine makina ikame edilmesiyle
ortaya çıkan işsiliktir.Uzun dönemde yeni iş kolları yaratan teknoloji
kısa dönemde istihdam azaltıcı etki yapar.
Gizli İşsizlik: Herhangi bir üretim dalında gereğinden fazla kişinin
çalışması yani bir kısım çalışanın üretime katkıda bulunmaması halinde
ortaya çıkar.
İSTİHDAM TEORİLERİ
Mahreçler Kanunu: Mahreç satış sürüm sürüm yerleri anlamına gelir.Bu
kanuna göre ekonominin tamamında talep yetersizliğinden veya diğer
deyimle aşırı üretimden kaynaklanan gayri iradi işsizliğin ortaya
çıkması mümkün değildir.bu kanuna göre arzda meydana gelen her artış
kendisi kadar bir talep artışına yol açmakta yani "her arz kendi
talebini yaratmaktadır" Her arz kendi talebini yaratacağından toplam
talep toplam arza eşit olacaktır.
İnsanlar ihtiyacı olan mallardan almak için kendi ürettiğini satar
yoksa amaç para almak değildir;para yalnızca kendi ihtiyaçlarını temin
etmek için kullandığı bir araçtır.İnsan ihtiyacı olan mallardan daha
çok almak için daha çok üretecek böylce boşta üretim faktörü
kalmayacak ekonomi tam istihdama kavuşacaktır.Mahreçler kanunu'nun
geçerlilik koşulu herşeyden evvel kazanılan gelirlerin tümünün çok
kısa zamanda harcandığı varsayımıdır.Fakat insanlar gelirlerinin bir
kısmını tasarruf eder.Bu durumda ekonomide toplam talep arz edilen
mallardan daha az olur.Böylece talep yetersizliği ve buna bağlı
işsizlik hali ortaya çıkar.Bu da ekonominin tam istihdamda olmadığını
gösterir.Tasarruflar nedeniyle ekonomide ortaya çıkabilecek bu
aksaklığın geçerli olmayacağını da Klasik iktisatçılar faiz teorisi
ile ortaya koymaya çalışmışlardır.
Faiz Teorisi: Klasik iktisatçılara göre faiz sermayenin fiyatıdır.Bu
fiyat ya da bedel tasarruf edene tüketimden feragat ettiği için
ödenmekte ve tasarruflar ekonomiye kazandırılmaktadır. Böylece
gelirlerin tümü harcandığından toplam arz toplam talebe eşit
olacaktır.
Tasarrufu müteşebbisler talep eder. Amaçları yatırım yapmaktır.Faiz
yükseldikçe yatırımlar azalır çünkü girişimcilerin karı azalır.
Ücret Teorisi: Klasik iktisatçılara göre emek arz ve talebinin
kesiştiği yer ücret miktarı ve istihdam düzeyini belirler.Kaldı ki
teori gereği emek arzı ve talebinin kesiştiği yerde ekonomi tam
istihdamdadır.
emek arzını çalışmanın marjinal zahmeti(çalışılan sonuncu saatin
verdiği zahmet) ve çalışma ile elde edilen gelirin marjinal faydası
belirler.Buna göre emek arzı doğrudan doğruya ücretin
fonksiyonudur.Fakat bu nominal değil reel ücrettir.Reel ücret nominal
ücreti fiyatlar genel düzeyine(P) bölerek bulunur.
Klasik Fiyat Teorisi: Para teorisinde gördüğümüz miktar teorisinin
benzeridir.Bu teoriye ekonomide para arzında bir artış olduğunda daha
fazla harcama olacak daha fazla üretmek mümkün olmadığından(ekonomi
tam istihdamda) bu harcama fazlası fiyatlar genel düzeyinde bir artışa
yol açacaktır.
Modern İstihdam Teorisi: Ekonominin kendiliğinden dengeye gelmediğini
devletin ekonomiye müdahale edecek bir iktisat politikası olması
gerektiğini söyler. Ekonominin eksik istihdamda da dengeye
gelebileceğini iddia eder. Bu teoriye göre toplam arzın toplam talebe,
gelirlerin harcamalara, tasarrufların yatırımlara, emek arzının emek
talebine eşit olması geçici bir tesadüftür.Tasarrufların faizin değil
gelirin bir fonksiyonu olduğu kabul edilir.Ayrıca faizin sermaye arz
ve talebine göre değil para arz ve talebine göre teşekkül ettiği ileri
sürülmüştür. Tüm bu görüşlerin fikir babası Keynes'dir.Keynes'in
damgasını vurduğu modern istihdam teorisine göre bir ekonomide milli
gelirin hangi düzeyde olacağını o ülkenin ship olduğu üretim
kapasitesi belirler.İstihdam arttıkça üretim kapasitesi daha çok
kullanılacak böylece daha fazla mal ve hizmet üretilecek yani milli
gelir artacaktır.İstihdam düzeyini ise girişimcilerin piyasa
hakkındaki beklentileri belirler.
Denge Geliri ve İstihdam Düzeyi
Keynes klasik iktisatçıların Mahreçler kanunu yerine efektif talep
teorisini getirmiştir. Efektif talep toplam arzın toplam talebe eşit
olduğu yerdeki talep hacmidir. Keynes'e göre efektif talep
girişimcilerin üretecekleri mallara gelecekte yapılacak tüketim ve
yatırım harcamaları toplamıdır. Bu bakımdan Keynes geleceğe dönük
tahminlere büyük değer vermiştir. Keynes'e göre ekonomi eksik
istihdamda da dengeye gelebilir tam istihdamda da. Her iki halde de
ekonominin ulaştığı gelir düzeyine denge geliri ya da denge milli
geliri denir. Denge noktasını toplam talep etkiler.Denge gelirinin
hangi düzeyde olacağını belirlemenin iki yolu vardır:
* Toplam talebin toplam arza eşit olduğu noktada.
* Tasarrufların yatırımlara eşit olduğu noktada
İstihdam Hacmini ve Milli Geliri Belirleyen Faktörler
Dışa kapalı bir ekonomide toplam talebin gerek özel kesimin gerekse
devletin yaptığı ütketim ve yatırım harcamalarından oluştuğunu, toplam
arz ve toplam talebin kesiştiği noktadaki talebin de gerçekleşen talep
olduğunu ve fiilen yapılan harcamalrı gösterdiğini ve bu talebe
Keynes'in efektif talep dediğini ve aslında efektif talebin belli bir
dönemde o ekonomide yapılmış tüktetim(C) ve yatırım(I) harcamalarının
toplamına eşit olduğunu belirtmiştik.Zaten belli bir dönemde bi
ekonomide gerçekleşen ya da fiilen yapılmış bulunan bu harcamalırn da
milli gelir oluşturduğuna dikkati çekmiştik.Tüm bunlardan çıkan sonuç
belli bir dönemde dışa kapalı bir ekonomide milli geliri belirleyen
değişkenin o ekonomide fiilen yapılmış bulunan(efektif talep) tüketim
ve yatırım harcamaları olduğudur.Dışa kapalılık varsayımını
kaldırırsak ithalat ve ihracat farkını( X - M ) da hesaplara katmak
gerekecektir. Şimdi makro analizin temel büyüklükleri olan bu harcama
kalemlerini ayrı ayrı ele alarak inceleyelim.
Tüketim Harcamaları
Tüketim harcamaları ve tasarruflar gelire bağlı(induced) ve gelirden
bağımsız(autonomous) iki kısımdan kısımdan oluşur. Bu nedenle 0
gelirde dahi bir miktar tüketim harcaması olur.Bir kişi gelirini ya
tüketecek ya da tasarruf edecetir bu nedenle tüketim ve tasarruf
harcamaları toplamı bize toplam geliri verir. Geliri (Y) tasarrufları
(S) tüketim harcamalarını (C) ile gösterirsek tasarruf ve tüketim
denklemlerinin:
C = Co + c * Y
S = - So + s * Y
Şeklinde olduğu görülür.Tasarruflar ve tüketim harcamalrı toplamı bize
geliri vereceğinden Y = C + S olduğu unutulmamalıdır.
Ortalama tüketim eğilimi(APC) = C / Y dir.
Marjinal tüketim eğilimi(MPC) = deltaC / deltaY dir. Gelirde meydana
gelen bir artışın ne kadarının tüketime gideceği anlatılmaktadır.Yani
gelir 10 lira artınca 7 lirasını harcıyor 3 lirayı tasarruf ediyorsak
MPC 0,7 dir.
Ortalama tasarruf eğilimi(APS) = S / Y dir.
Marjinal tasarruf eğilimi(MPS) = deltaS / deltaY dir. Gelirde meydana
gelen bir artışın ne kadarının tasarrufa gideceği anlatılmaktadır.
Formüldeki çarpım durumundaki küçük "c" marjinal tüketim eğilimi küçük
"s" ise marjinal tasarruf eğilimidir."c" ve "s" sayıları toplamı
1'dir."c" tüketim fonksiyonun eğimi, "s" tasarruf fonksiyonunun
eğimidir.
APC + APS = 1 (C/Y + S/Y =[C+S]/Y ve C+S=Y olduğundan Y/Y=1 )
MPC + MPS = 1