Diger mental hastaliklara sekonder gelisen bir OKB varsa; DSM III'de
OKB ayri bir bozukluk olarak kabul edilmiyordu. Bu bozukluklar
arasinda Tourette sendromu, sizofreni, major depresyon veya organik
mental bozukluk sayilabilir. (DSM III) OKB, kisa süre içerisinde bu
bozukluk üzerine modern arastirma teknikleri ile pozitif sonuçlar elde
edilen bir örnektir.
1980'den sonraki yillarda, OKB tedaviye az cevap veren ve yaygin
olmayan bozukluklar olarak kabul edilirdi. Simdiki bulgularimiza göre
ise OKB yaygin olarak görülen ve tedaviye iyi cevap veren bir
bozukluktur.
Bir obsesyon, tekrarlayan ve zorla giren düsünce, fikir veya duygudur.
Obsesyonlari literatürde ilk tanimlayan bilim adami Esquirol'dür. (Rachman
ve Hodgson 1980) 1878 'de literatürde sinirlarini çizen ilk bilim
adami da Karl Westphal'dir. (Westphal 1878)
Bir kompulsiyon ise, bir düsünce, standardizasyon, tekrarlayan,bir
düsünce veya davranis, öyle ki saymak, kontrol etmek veya kaçinmak
durumundadir.
Obsesyonlar bir kisinin anksiyetesini artirirlar ve kisi
anksiyetesinden kurtulmak için kompulsiyonlara yönelir. Bu durumda
kisi kompulsiyonlari uygulamaya direnç gösterirse, anksiyetesi daha da
artar. OKB'u olan bir sahis genellikle, obsesyonlarin irrasyonelligini
bilir ve hem obsessyonlarin hem de kompulsiyonlarin ego distonik
oldugunu hisseder. OKB bir yetersizlik bozuklugu olabilir. Çünkü
obsesyonlar zaman alici olabilir ve sahsin alisilmis sosyal
aktivitelerini, arkadas ve aile iliskilerini, beklentisel
fonksiyonlarini, sahsin normal rutin islerini belirgin bir sekilde
müdahele eder, karistirir.Hastalarin büyük bir kismi hastaliklari ile
ilgili bir içgörüye sahiptir. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar ego
distonik olarak algilanir. Sadece %5 hastanin mantikli gerekçeleri
vardir. (Foa ve Kozak 1993., Hollander'den naklen)
Epidemiyoloji
Literatürde en erken çalismalarda yayginlik onbinde 5 olarak
bulunmustur. (Woodruff ve Pitts 1964) Tedaviye alinan populasyonda bu
oran %1 olarak tesbit edilmistir. (Black 1974) OKB'nin hayat boyu
prevelansi genel populasyonda %2-3 civarindadir. Bazi arastirmacilar
OKB'nun psikiyatri kliniklerindeki oranini %10 olarak tesbit
etmislerdir. Bir çalismada 1 aylik, 6 aylik ve ömür boyu prevelans
%1.3, %1.5, ve %2.5'dir. (Regier ve ark. 1988) Baska çalismalar bunun
daha yaygin olabilecegini de göstermistir. (Karno ve ark. 1988)
Hastalar tibbi bir yardimdan önce ortalama 7.5 yil beklemislerdir. (Rasmussen
ve Tsuang 1986) Bu tablolar OKB'un psikiyatri hastaliklari arasinda 4.
Büyük grubu olusturdugunu göstermektedir. Fobiler, madde kullanim
bozuklugu ve major depresyondan sonra gelen dördüncü bozukluk
grubudur.
Avrupa, Asya ve Afrika'da yapilan kültürler arasi epidemiyolojik
çalismalarda benzer oranlar bulunmustur.
Adult yastaki kiz ve erkeklerdeki hastaliga yakalanma orani esittir. (Black
1974) Ancak adölesan yasa ulasildiginda durum degismekte, erkeklerin
kizlara göre OKB'a yakalanma riski daha da artmaktadir. (Karno ve ark.
1988., Regier ve ark. 1988) Çocukluk dönemi baslangiçlarinin %70'i
erkektir. (Hollingsworth ve ark. 1980 Swedo ve ark. 1989b) Bozuklugun
ortalama baslangiç yasi 20 civarindadir. Buna ragmen erkeklerin
hastaliga yakalanma yasi 19 gibi biraz daha erken olurken, kizlarin
hastaliga yakalanma yasi 22 yasi civaridir. Bozuklugun semptomlarinin
baslamasi, 25 yasindan önce hastalarin 2/3 te görülmektedir.
Hastalarin yaklasik %15 inde ise ,- 35 yasindan önce hastalik
semptomlari baslamistir. (Black 1974) OKB adölesan döneminin basinda
veya oyun çocuklugu döneminde görülebilmekte, bazi vakalarda ise 2 yas
gibi çok daha erken yaslarda ortaya çikabilmektedir. Tek yasayanlar
evlenmis olanlardan daha çok OKB'a yakalanma durumundadir. Bu bulgular
herhalde, OKB'a sahip bireylerin iletisim kurmaktaki zorluklari
nedeniyle ortaya çikmakta ve evlenememektedirler. OKB siyahlarda,
beyaz irka göre daha az tesadüf edilmektedir. Bu durum saglik bakimi
veya koruyucu hekimligin durumu ile daha iyi izah edilebilir.
OKB'a sahip olan hastalar yaygin olarak ikinci bir mental hastaliga da
sahiptir. Hayat boyu prevelans çalismalarinda OKB'a sahip olan
hastalar arasinda major depresyona yakalanma riski %67 ve sosyal
fobiye yakalanma riski %25 tir. OKB'la birlikte görülen diger
psikiyatrik bozukluklar arasinda alkol kullanim bozuklugu, özgül fobi,
panik bozuklugu ve yemek bozuklugudur.
Etyoloji
Biyolojik Faktörler
Nörotransmiterler
Çogu klinik çalismalarda, bozuklukta obsessif ve kompusif semptom
olusumuna neden olan seratonin bozuklugu hipotezini çesitli ilaçlarla
yapilan çalismalarla ortaya koymustur. Verilere göre seratonerjik
ilaçlar, diger nörotransmiterlerle etkilesen ilaçlara göre bu
bozuklukta daha etkin bulunmustur. Tüm bunlara ragmen OKB'u
gelisiminde serotoninin rolü açik ve net degildir. Klinik çalismalarda,
BOS da 5-HIAA gibi serotonin metabolitlerinin konsantrasyonu, (Swedo
ve ark. 1992b., Thoren ve ark. 1980a) imipraminin (serotonin reuptake
reseptörlerine baglanir) plateletlere baglanma miktari ve afinitesi,.(Flament
ve ark.1987) OKB'lu hastalarda yapilan ölçümlerde degisik sonuçlar
rapor edilmistir (Insel ve ark. 1985) Bazi arastiricilar, OKB'lu
hastalarda kolinerjik ve dopaminerjik nörotransmiterler arasinda
çalismalar yaptiklarini, bu iki alanin ileri arastirmalar yapilmasi
gereken alanlar oldugunu bildirmislerdir. Parsiyel seratonin agonisti
olan oral M-klorofenilpiperazin (m-CPP) ile ilgili çalismalar
yapilmistir. (Hollander ve ark. 1992., Zohar ve ark. 1987) Ayni
çalisma iv olarak yapilmistir. (Charney ve ark. 1988., Pigott ve ark.
1993) OKB'un tedavisinde uygulanan SSRI'larin sonuçlari ile ilgili
çalismalar yapilmistir. (Hollander ve ark.., Zohar ve ark. 1988) m-CPP
ye prolaktin cevabinin ne oldugu ile ilgili çalismalar yapilmistir. (Charney
ve ark. 1988., Hollander ve ark. 1992) Benzer sekilde bir serotonin
agonisti olan MK-212'ye prolaktin cevabi arastirlmistir. (Bastani ve
ark. 1990) Diger serotonin agonistleri olan triptofan, fenfluramin ve
ipsapiron veya antagonistleri (Metergoline) ile çalismalar da
yapilmistir. (Benkelfat ve ark. 1989., Charney ve ark. 1988.,
Hollander ve ark.1992., Lesch ve ark. 1991., Zohar ve ark. 1987) Bütün
bu çalismalarin sonucunda karmasik bir seratonerjik disregülasyon
oldugunu görmekteyiz. Seratonerjik sistemin hipo ve hiper
aktivitesinden söz etmek mümkündür. (Hollander ve ark. 1992) Ancak bu
disregülasyon her seyi izah edememektedir.
Beyin Görüntüleme Çalismalari (BGÇ)
Fonksiyonel BGÇ in bir kismindan,(mesela pozitron emisyon tomografi(PET))
OKB'lu hastalarda frontal lob'da özellikle caudatada olmak üzere bazal
ganglionlarda ve cingulum da metabolizma ve kan aksami gibi artmis
aktivite bulgularina ulasmislardir.
Farmakolojik ve davranissal yöntemlerle tedavi edilen hastalarda bu
bulgular tersine dönmektedir. Fonksiyonel BGÇ dan elde edilen veriler,
yapisal beyin görüntüleme teknikleri ile de elde edilebilmektedir. Hem
komputerize tomografi (CT), hem de manyetik rezonans imajing (MRI)
çalismalarinda, OKB'lu hastalarin iki tarafli olarak caudat
boyutlarinin azaldigini bizlere göstermektedir.
Hem fonksiyonel hem de yapisal BGÇ da, OKB'lu hastalarin tedavisinde
zaman zaman etkin olan, cingulardaki nörolojik prosedürü içeren
gözlemleri de bulmak mümkündür. Son zamanlarda yapilan MRI
çalismasinda, frontal kortekste, T2 relaksasyon zamanlarinin artmis
oldugu bildirilmistir. Bu durum PET çalismalarinda bulunan anormal
lokalizasyonlari içeren bir bulgudur.
Genetik
OKB'lar üzerinde elde edilen genetik verilere göre, belirli genetik
komponentlere sahip OKB'un kalitsal özellikleri ile ilgili görüsler
mevcuttur. Mevcut veriler hastaligin geçisi ile ilgili olarak kültürel
ve davranissal faktörlerin rolünü henüz tam olarak ortaya koyamamistir.
OKB'lu ikizler üzerinde yapilan konkordans çalismalarinda, monozigot
ikizlerde dizigot ikizlere göre daha yüksek bir konkordans elde
edilmistir. (Carey ve Gottesman 1981) OKB'lu hastalarin 1. Derece
akrabalarinda hastaliga yakalanma oranlari %35 olarak bulunmustur. (Carey
ve Gottesman 1981., Rapoport ve ark. 1981) Aile çalismalarinda OKB ile
Tourette sendromu arasinda genetik bir baglantinin oldugu tesbit
edilmistir. (Nee ve ark. 1982., Pauls ve ark. 1986) Benzer sekilde
Sydenham Koresi ve bazal ganglionun diger hastaliklari ile de
baglantilari bulunmustur. (Barton 1965., Swedo ve ark. 1989a)
Diger Biyolojik Veriler
Elektrofizyolojik çalismalar, uyku elektroensefalogram (EEG)
çalismalari, ve nöroendokrin çalismalar, OKB ile depresyon arasinda
bazi benzerlikleri içeren verilerin oldugunu bize göstermektedir.
Nonspesifik EEG anormallikleri insidansi, OKB'lularda alisilmistan
daha yüksek bir oranda çikmaktadir. (Pacella ve ark. 1944) Auditory
evoked potansiyelleri (Ciezielski ve ark 1981., Towey ve ark. 1990),
kompütorize beyin tomografisinde ventriküler beyin oranlarindaki (Behar
ve ark. 1984) anormallikler mevcuttur. Bir çalismada BBT'de azalmis
kaudat oranlari bulunmustur. (Luxenberg ve ark. 1988) Uyku EEG si
çalismalarinda depresyonlu hastalarda gözlenen benzer anormallikleri
ortaya koymustur. Bunlar arasinda azalmis rapid eye movement (REM)
latensi vardir. (Insel ve ark. 1982) Baska bir çalismada OKB'da
orbitofrontal girus ve nükleus kaudatus'da PET'de normallere göre
artmis metabolik oranlar bulunmustur.(Baxter ve ark. 1987., Swedo ve
ark 1989c) Tedaviden sonra (SSRI veya davranis tedavisi) bu
bozukluklar düzelmistir. .(Baxter ve ark. 1992., Benkelfat ve ark.
1990., Swedo ve ark 1992b)
Limbik sistemin rolünü inceleyen hayvan çalismalari da yapilmistir. (Pitman
1982) Singulum'da olusturlan cerrahi girisimlerde de stereotipik
hareketler olusturulabilmistir. (Jenike ve ark. 1991a., Lewin 1973)
Flor-Henry'nin hipotezine göre dominant frontal sistemin nöronal
inhibisyon mekanizmasinda bir bozukluk mevcuttur. (Flor-Henry 1983)
Diger bir teori orbitofrontal limbik bazal ganglionlarin disfonksiyonu
üzerinedir. (Swedo 1989., Wise ve Rapoport 1989)
Diabetes insipitus ile baglantilari ileri sürülmüstür. (Barton 1965)
OCD'li hastalarda silik nörolojik semptomlar normallere göre daha çok
görülmektedir. (Hollander ve ark. 1990b) Frontal lob bozuklugunu
gösteren nöropsikiyatrik test anormallikleri de gözlemlenmektedir. (Behar
ve ark. 1984., Cox ve ark. 1989., Flor-Henry ve ark. 1979., Hollander
ve ark. 1991c)
Bazi arastiricilar OKB'yi nörolojik yaklasimla (Meyer-Gros ve Steiner
1921), bazilari anormal dogum olaylari ile (Capstick ve Seldrup 1977),
bir kismi kafa travmalarindan sonra (McKeon ve ark. 1984), von Ekonomo
hastaligi (Schilder1938) ve bir kismi da epilepsi ile (Kehl ve Marks
1986) izah ederler. Bunlarda nörolojik premorbid hastalik insidansi
yüksektir. (Grimshaw 1964)
Nöroendokrin çalismalarda depressif bozukluktakine benzer bulgular
elde edilmistir. Mesela, deksametazone supresyon testi yapilan
hastalarin üçte birinde nonsupresyon olmus, (Asberg ve ark. 1982.,
Insel ve ark.1984) clonidine (catapies) infüzyonu (Hollander ve ark.
1991b., Knesevich 1982) ile growth hormon saliniminda azalma tesbit
edilmistir. (Siever ve ark. 1983) Dopaminerjik disregülasyon ve
BOS'taki HVA üzerine çalismalar yapilmistir. (Goodman ve ark. 1990a.,
Swedo ve ark. 1992b., McDougle ve ark. 1990)
Davranissal Faktörler
Ögrenme teorisyenlerine göre, obsesyonlar sartli uyaranlardir.
Göreceli olarak nötral bir uyaran, anksiyete veya korku ile
eslestirilmis olabilir. Bu süreçte, olaylar birbirleri ile
eslestirilerek sartli cevabi prosesi meydana getirilmektedir. Böylece,
herhangi bir nötral obje veya düsünce , anksiyete veya sikinti
uyarmaya muktedir bir sartli uyaran haline dönüsebilmektedir. Ilk
model Mowrer tarafindan gelistirilmistir. (Mowrer 1939)
Kompulsionlar ise farkli bir sekilde meydana gelmektedir. Obsesyonel
düsüncelerin etkisi altinda anksiyete hisseden sahis, bunlari ortadan
kaldirabilmek anksiyetisini için hareketler yapmayi kesfeder. Böylece
birey anksiyetesini kontrol altina almaya yönelik olarak ritüelli
davranislar veya kompulsiyon formunda aktif kaçinma stratejileri
gelistirir.
Bu durum asamali olarak ortaya çikar çünkü aci verici sekonder dürtüyü
(anksiyeteyi) kontrol altina almaktaki basarilari sözkonusudur.
Kaçinma strarejileri, kompulsif davranislarin ögrenme kaliplari olarak
fikir haline gelir.
Ögrenme teorisi, OKB fenomenlerinin belirli yönlerini izah etmek için
yararli bakislari bize temin eder. Mesela, fikirlerin anksiyete
uyarici kapasitesini ögrenebiliriz. Aslinda bu fikir ve düsünceler,
davranisin kompulsif kaliplari olarak tesis edilmis ve kendi
kendilerine korkutucu özelliklerinin gerekli olmadigi yapilardir.
Psikososyal Faktörler
Kisilik Özellikleri
OKB, obsessif- kompulsif kisilik bozuklugundan farklidir. OKB'lu
hastalarin en büyük özelligi, hastalik öncesi kisiliklerinde
kompulsionlarin olmamasidir. Böylece, bu kisilik denemeleri, OKB'in
gelismesi için ne yeterli ne de gereklidir. OKB'lu hastalanin sadece
%15-35 i ancak premorbid olarak obsesyonlara sahiptir. OKB hastalarda
antisosyal kisilik özellikleri bulunma riski oldukça yüksektir. (Holander,
Neville, Hornig, Johnson, Weisman 1993 yayinlanmamis gözlemleri)
Psikodinamik Faktörler
S. Freud, OK semptomlarinin ve karakter özelliklerinin yapisini ve
seklini, üç büyük psikolojik defans mekanizmasiyla tanimlar. Bunlar
izolasyon, yap-boz düzenegi ve reaksiyon formasyondur.
Izolasyon(Yalitma)
Yalitma, anksiyete uyaran duygulanma ve dürtülerden korunmaya yönelik
olarak gelistirilen bir savunma düzenegidir.
Normal bir durum içindeki bir sahis, emosyonlarin hayalini ve
duygusunun her ikisini de birlikte yasar ve hisseder. Bu herhangi bir
fantezi veya daha önceden yasadigi bir olay olabilir.
Izolasyon meydana geldigi zaman ise, duygu ve dürtü kismen, fikir
kismindan ayristirilarak, bilinç disina gönderilir. Artik olgu izole
edilmis, yalitilmistir. Karsimizda duygusuz bir fikir vardir. Eger
yalitma islemi tam olarak basariya ulasmissa, dürtü ve onun tüm
baglantilari tamamen bastirilir. Bu durumda hastanin bilinçli olarak
farkinda oldugu tek sey, duygu yükünden arinmis saf fikirler ve onun
düsünsel baglantilaridir.
Yapboz (Undoing)
Degismeyen ve sürekli tehditi olan impuls, yalitma gibi bir primer bir
savunma düzeneginden kaçarak, bu düzenegi asarak serbest kalir. Bu
durumda birincil savunma düzenegini asan ve serbest hale dönüsen
uyarani kontrol altina almaya yönelik olarak ikincil savunma
düzenekleri devreye girer. Buradan uyarana karsi savas gereksinimi
vardir. Bilinçte bulunan ve heran patlama tehditi içinde bulunan
anksiyete sakinlestirilmeli ve kontrol altina alinmalidir. Iste bu
kompulsif eylemin amaci, anksiyeteyi düzeltmeyi amaçlayan defans
mekanizmasinin yüzeysel görünümünü içerir.
Burada izolasyon tarafindan yeterli olarak kontrol altina alinamamis,
problemin temelini olusturan uyaran kontrol altina alma çabasi vardir.
Bu durumda bu kontrolü saglayabilen mekanizma, en önemli sekonder
savunma düzenegi olan yap-boz (undoing)dur. Bu davranislar ya da
zihinsel eylemler, sikintidan kurtulmaya ya da var olan sikintiyi
azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya
yöneliktir.
Karsit Tepki Kurma (Reaction Formation)
Yalitma ve yapboz, klinik semptomlarin olusumunda baslangiçta
gelistirilen savunma düzenekleridir. Karsit tepki kurma ise,
semptomlardan ziyade karakter özelliginin sekillenmesi ile sonuçlanir.
Yukarida belirtilen terim olarak karsit tepki kurma mekanizmasi,
davranisin açik kaliplarini içerir. Problemin temelini olusturan
uyaranlarin tam ziddi olan bilinçli davranis yönelimleridir.
Diger Psikodinamik Faktörler
Klasik psikanalitik teoride, OKB, obsessif-kompulsif nöroz olarak
isimlendirilir ve gelisimin ödipal fazinda anal psikoseksüel fazina
regresyonu olarak açiklanir.
Anksiyete araciligi ile korku hisseden OKB'lu bir hasta, korkuyu
hissettigi zaman, (ki bu korkunun kaynaginda belirgin bir sevgi
objesinin kaybi veya bir misilleme vardir) ödipal pozisyondan geriye
dogru bir gidis ortaya çikar. Bu esnada anal fazla baglantili olan
yogun olarak ambivalan emosyonel duyumlarin bulundugu faza geriler.
Ayni sahista sevgi ve nefretin birlikte varolmasi kararsizlik ve iki
yönlülügü ile paralize olusturur.
OKB'u dikkate çarpan klinik belirtilerinden biri de, temizlik veya
aggresyon ile ugrasma derecesidir. Bu durum tüm semptomlarin
içeriginde açikça gözlenir veya onlarin arkasindaki anlamlarla
baglantilidir. Böylece, OKB'un psikogenezi, normal büyüme ve gelisme
ile baglantilidir. Gelisme de sadik-anal faza bir takilma söz
konusudur.
Ambivalans
Ambivalans, dürtü yasaminin özelliklerinin degismesinin direk bir
sonucudur. Bu, çocugun analsadistik gelisim fazinda gözlenen normal
önemli bir klinik belirtidir. Bu dönemde, çocuk ayni objeye karsi hem
sevgi hem de siddetli nefret duygusunu birlikte hisseder. Bazan bu
kendiliginden olur. OKB'lu hasta ekseriya bilinçli olan bir objeye
karsi sevgi ve nefreti ayni anda yasamaktadir. Ters duygularin bu
sekilde çatismasi, davranislarinda yap-boz düzenegi olarak karsimiza
çikar ve seçmenin ambivalans duyumu altinda bir nevi felç hali alir.
Büyüsel Düsünce (Magical Thinking)
Dürtülere karsi tercih edilen, düsüncenin erken dönemlerini kapsayan
regresyonla ulasilan büyüsel düsünce, id in bir fonksiyonu oldugu
kadar, ayni zamanda egonun da bir fonksiyonudur. Büyüsel düsünceye
bulasma, düsüncenin omnipotensidir. Bunu hisseden sahislar, bunun
ancak dis dünyalarinda bir olgu hakkinda düsünerek ulasirlar. Onlar
herhangi bir fiziksel etkide bulunmadan meydana gelen olaylara neden
olabileceklerini düsünürler. Bu his OKB'lu hastalarda aggressif
düsünceli korkulara neden olabilir.
Teshis
OKB'u diagnostik kriterleri DSM III R. dan sonra oldukça
degistirilerek DSM IV de belirtilmistir.(Tablo 11) DSM IV teki büyük
degisiklikler, obsesyon ve kompulsiyonlarin belirlenmesi üzerine
olmustur.
A. Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardir:
Obsesyonlar asagidakilerden (1), (2), (3) ve (4) ile tanimlanir:
(1) bu bozukluk sirasinda kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz
olarak yasanan ve belirgin anksiyete ya da sikintiya neden olan,
yineleyici ve sürekli düsünceler, dürtüler ya da düslemler
(2) düsünceler, dürtüler ya da düslemler sadece gerçek yasam sorunlari
hakkinda duyulan asiri üzüntüler degildir
(3) kisi, bu düsünceleri, dürtüleri ya da düslemlerine önem vermemeye
ya da bunlari baskilamaya çalisir ya da baska bir düsünce ya da
eylemle bunlari etksizlestirmeye çalisir
(4) kisi, obsesyonel düsüncelerini, dürtülerini ya da düslemlerini
kendi zihninin bir ürünü olarak görür (düsünce sokulmasinda oldugu
gibi degildir)
Kompulsiyonlar asagidakilerden (1) ve (2) ile taninir:
(1) kisinin, obsesyonu bir tepki olarak ya da kati bir biçimde
uygulanmasi gereken kurallarina göre yapmaktan kendini alikoyamadigi
yineleyici davranislar (örn. el yikama, düzene koyma, kontrol etme) ya
da zihinsel eylemler (örn. dua etme, sayi sayma, birtakim sözcükleri
sessiz bir biçimde söyleyip durma)
(2) davranislar ya da zihinsel eylemler, sikintidan kurtulmaya ya da
var olan sikintiyi azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan
korunmaya yöneliktir; ancak bu davranislar ya da zihinsel eylemler ya
etkisizlestirilmesi ya da korunulmasi tasarlanan seylerle gerçekçi bir
biçimde iliskili degildir ya da açikça çok asiri bir düzeydedir
B. Bu bozuklugun gidisi sirasinda bir zaman kisi obsesyon ya da
kompulsiyonlarinin asiri ya da anlamsiz oldugunu kabul eder. Not: Bu
çocuklar için geçerli degildir.
C. Obsesyon ya da kompulsiyonlar belirgin bir sikintiya neden olur,
zamanin bosa harcanmasina yol açar (günde 1 saatten daha uzun zaman
alirlar) ya da kisinin olagan günlük islerini, mesleki (ya da egitimle
ilgili9 islevselligini ya da olagan toplumsal etkinliklerini ya da
iliskilerini önemli ölçüde bozar.
D. Baska bir Eksen I bozuklugu varsa, obsesyon ya da kompulsiyonlarin
içerigi bununla sinirli degildir. (örn. Yeme Bozuklugunun olmasi
durumunda yemek konusu üzerinde düsünüp durma; trikotillomaninin
olmasi durumunda saç çekme üzerinde durma; Vücut Dismorfik
Bozuklugunun Olmasi durumunda dis görünümle asiri ilgilenme; Bir Madde
Kullanim Bozuklugunun olmasi durumunda ilaçlar üzerinde düsünüp durma;
Hipokondriazisin olmasi durumunda ciddi bir hastalgi biçiminde düsünüp
durma; bir Parafilinin olmasi durumunda cinsel dürtüler ya da
fantaziler üzerinde düsünüp durma ya da Majör Depresif Bozukluk olmasi
durumunda suçluluk üzerine gevis getirircesine düsünme).
E. Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüye kullanilabilen bir ilaç ya da
tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi bir durumun
dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir.
Varsa belirtiniz:
Iç Görüsü Az Olan: O siradaki epizodda çogu zaman kisi obsesyon ya da
kompulsiyonlarinin asiri ya da anlamsiz oldugunu kabul etmiyorsa
DSM III R da obsesyonlar bir düsünce olarak, kompulsiyonlar da bir
hareket olarak belirtilmistir. DSM IV de ise klinik gözlemlerde
düsünceler hem obsesyon hem de kompulsiyon (zihinsel eylem) olarak
ortaya çikabilmektedir. Bunun temelinde anksiyeteyi olusturan
faktörler obsesyon, anksiyeteyi ortadan kaldirmaya yönelik çabalar da
kompulsiyon olarak belirtilmistir.
DSM IV tekrar yazilirken obsesyonun özelliklerini belirten
faktörlerden biri olan "ego-distonik" tanimini vermekten kaçindi. DSM
III te "ego-distonik" DSM III R da "senseless" kelimelerinin her ikisi
de anlamlari itibariyla az belirleyici ve anlamlandirmada zorluklar
olusturuyordu.
DSM IV, DSM III R daki kompulsionlarla ilgili olarak belirtilen amaca
yönelik ve kasitli terimlerden vazgeçti. Çünkü hastalar genellikle
kompulsiyonlari tanimlarken ne amaca yönelik ne de kasitli olduklarini
bildirmislerdi.
DSM IV de bu durum, hastalarin kompulsiyonlari ve obsesyonlari
hakkinda bir içgörüsü olup olmadigi ele alinarak tanimlandi.
Klinik Seyirler
OKB'lu hastalar psikanalistlerden ziyade diger branstaki hekimlere
öncelikle müracaat etmektedirler. Bu hastaliga sahip olan sahislarda
obsesyon ve kompulsiyonlarin her ikisi birlikte %75 oraninda
görülmektedir. OCB'lu hastalarin %10-%25'de sadece obsesyonlar
bulunabilmektedir. (Akhtar ve ark. 1975., Rachman ve Hodgson 1980.,
Welner 1976) OKB'lu hastalarin %25-%50'de sadece yikama kompulsiyonu
bulunabilmektedir. (Akhtar ve ark. 1975., Rachman ve Hodgson 1980.,
Rasmussen ve Tsaung 1986)
Bazi arastirmacilar ve klinisyenlere göre rahatsizlik iyi
incelediginde hastalarin %100'nün de obsesyon ve kompulsiyonlarin
birlikte oldugu tesbit edilebilir. Çünkü davranis kompülsiyonlarina
ilaveten zihinsel kompulsiyonlari da mevcuttur. Mesela, çocuguna zarar
vermek ile ilgili bir obsesyonda, hemen ardindan gelisen belirli
zamanda belirli dualarin tekrarlandigi mental kompulsiyonlari da
görmek mümkündür.
Bazi arastirmaci ve klinisyenler ise hastalarin bazilarinin sadece
obsesyonlari oldugunu ancak kompulsiyonlari bulunmadigini ileri sürer.
Buna örnek olarakta bazi seksüel düsüncelerin tekrarlanmasi veya
hastayi ayiplanacak agresif eylemlerin tekrarlanmasi olabilir.
Obsesyon ve kompulsiyonlarin yaygin olarak bilinen belirli klinik
özellikleri mevcuttur. Bunlar:
1-Bir fikir veya uyaran, sahsin bilinçli olarak farkindaligina ragmen
dirençli ve devamli olarak zorla zihne girer.
2-Merkezdeki belirli sikinti veren bir anksiyete hissinin bulunmasidir
veya baslangiç düsüncesi veya uyaranin karsisinda karsin tedbir almaya
sahsi genellikle götüren bir durumdur.
3-Obsesyon ve kompulsiyon egoya yabancidir. Bu durum psikolojik bir
olgu olarak sahsin kendi kendine ulastigi deneyimlere yabanci olmak
özelligine sahiptir.
4-Obsesyon veya kompulsiyonlar nasil canli ve zorlayici oldugu problem
degildir. Çünkü sahis bunlari genellikle absürd ve mantiksiz olarak
kabul eder.
5-Sahis, obsesyon ve kompulsiyondan kurtulmaya yönelik olarak onlara
direnç gösterme yönünde kuvvetli bir arzu hisseder. Halbuki,
hastalarin çok az bir kismi kompulsiyonlara karsi ufak bir direnç
gösterir. Yaklasik olarak hastalarin %80 de kompulsiyonlarin
mantiksizligini kabul eder.
Bazen obsesyon ve kompulsiyonlar hasta için oldugundan daha önemli bir
özellik tasimaktadirlar. Mesela, hastalar gerçekte yanlis olan
kompulsif temizlik isinde israr edebilirler. Eger bu sekilde devam
ederlerse, zamanlarinin büyük bir kismini temizlik isinde
harcayacaklari için onlar islerini kaybedebilirler.
Obsesyon ve komplikasyonlarin görünümleri adultlarda ve adölesanlarda
farklilik arzeder.
Bir sahsin bireysel semptomlari zaman içinde degisebilir veya
semptomlar üstüste binebilir. Fakat obsessif-kompulsif bozukluk dört
ana semptom kalibina sahiptir. En yaygin görülen kalip bulasma
obsesyonundur. Bunun hemen ardindan yikamak veya kontamne objelerden
kaçinma kompulsiyonu olusur. Korkulan objeler ekseriya siki bir
kaçinmaya neden olur. (Mesela, feçes,idrar, toz veya mikroplar)
Hastalar, ellerini asiri yikamaya bagli olarak ellerinin derileri
sürtünme nedeniyle kavlayabilir veya mikroplarin korkusu ile evlerini
terketmeye çalisabilirler.
Igrenmeye, obsesyonel utanmaya ve korkulan objeye en yaygin emosyonel
bir cevap olarak ortaya çikan anksiyete oldukça güçlüdür. Obsesyonu
bulunan hastalar inanirlar ki, kontaminasyon, en küçük temaslar
vasitasi ile insandan insana objeden objeye dagilabilmektedir.
Bunlarin ikinci en yaygin patterni, süphe obsesyonudur. Hemen bunun
ardindan kontrol kompulsiyonu gelir. Obsesyon genellikle tecavüzkar
bazi tehlikeleri ima eder. Mesela hava gazini açik birakmak veya
kapiyi kilitlemeyi unutmak gibi. Bunun sonucunda mükerrer defa süren
kompulsif kontrollere baslanir. Mesela hava gazi tekrar tekrar kontrol
edilir. Hastalar kendi kendilerine obsesyonel süphelere sahip olurlar.
Onlar daima bir seyleri unutmus olabileceklerini hissederler.
Bunlarin üçüncü en yaygin patterni kompulsiyon olmadan olan zorlayici
obsesyonel düsüncedir. Bunlar öyle obsesyonlardir ki genellikle bazi
seksüel veya agressif eylemlerle ilgili tekrarlayan düsüncelerdir.
Dördüncü en sik karsilasilan kalip simetri veya düzene olan ihtiyaçtir.
Bu da bireyi yavaslama kompulsiyonuna götürür. Bu durumdaki hastalar
bir yemek yemek veya tras olmak için saatlerini harcayabilir. Dinsel
obsesyonlar ve biriktirme, stok yapma kompulsiyonlari da OKB'lu
hastalarda oldukça yaygindir.
Trikotillomani (kompulsif saç çekme) veya tirnak yemek OKB'la
baglantili kompulsiyonlar olabilir.
Mental Durum Muayenesi
Psisik durum muayenesinde, OKB'lu hastalar depressif bozuklugunun
semptomlarini gösterir. Bu semptomlar hastalarin %50 de vardir. Bazi
OKB'lu hastalar OK kisilik bozuklugun telkin eden özelliklere
sahiptirler. Ancak çogunda bu söz konusu degildir. OKB lu hastalar
özellikle erkekler, ortalamanin üzerinde bir bekarlik özelligine
sahiptir. Hastalarda, evlilik anlasmazligi alisilmistan daha yüksek
oranlarda bulunmustur.
Ayirici Tani
Tibbi Durumlar
DSM IV bireysel distressin (üzüntü) tani yeterliligi ve fonksiyonel
bozukluklarin, normal veya asiri düsünceler ve aliskanliklardan OKB'u
ayirici tanisini yapar. Ayirici tanida major nörolojik bozukluklar
tartisilmistir. Tourette bozuklugu ve OKB benzer semptolarin ve
baslangiç yaslarinin ayni olmasi ile örtüsmektedir. Touette bozuklugu
olan hastalarin yaklasik %90'i kompulsif semptomlara sahiptir ve
OKB'un tani kriterlerinin yaklasik 2/3 ü karsilanmaktadir.
Psikiyatrik Durumlar
OKB'un ayirici tanisinda major psikiyatrik durumlar gözönününde
bulundurulmustur. Bunlar, sizofreni, OK kisilik bozuklugu, fobiler ve
depressif bozukluktur. OKB genellikle diger sizofrenik semptomlarin
olmamasi ile sizofreniden ayristirilmistir. (Gittelson ve ark.1966) Bu
semptomlar arasinda, semptomlarin bizar tabiatta olmasi ve hastalarin
hastaliklari hakkindaki içgörü durumundan, OKKB'de OKB'de görülen
fonksiyonel bozukluk derecesi yoktur.
Fobilerde ise, obsessif düsünceler ve kompulsiyonlar arasindaki iliski
olmamasi yoluyla ayristirilmaktadir. (Rachman ve Hodgson 1980)
Major depressif bozuklukta, obsessif düsüncelerin zaman zaman
bulundugu görülmektedir. Ancak OKB'lu hastalar major depresyon
bozuklugu tani kriterlerini karsilamamaktadir.
Diger psikiyatrik durumlar OKB'la baglantili olabilecek durumlardir.
Bunlar arasinda hipokondriazis, vücut dismorfik bozuklugu ve muhtemel
diger dürtü kontrol bozukluklari (mesela kleptomani ve patolojik kumar
oynama) vardir. Tüm bu bozukluklardaki hasta, tekrarlayan düsüncelere
(mesela vücudunun bir parçasi ile ilgilenmek) veya tekrarlayici
davranislar (mesela, çalmak) sahip olabilir. Bir takim arastirma
gruplari bu hastaliklari incelemistir, bu hastaliklari OKB'la
baglantilarini arastirmislar ve onlarin çesitli tedavilere cevap
verebilecek özelliklerine bakmislardir. OKB'lu hastalarin %25'de
DSMIII-R kriterlerine göre OK kisilik bozuklugu premorbid olarak
mevcuttur. Laktat infüzyonu ile PB'u olusturmak mümkünken OKB'da bu
mükün degildir. (Gorman ve ark. 1985) OKB, özgül fobi, sosyal fobi ve
PB'la artmis bir komorbidite gösterir. (Rasmussen ve Tsuang 1986)
Klinik Seyir ve Prognoz
OKB'lu hastalarin yarisindan fazlasinda semptomlar birdenbire baslar.
Hastalarin yaklasik % 50-70 de semptomlarin baslamasi herhangi bir
stress dolu olaydan sonra ortaya çikmaktadir. Bu stress olaylari
arasinda hamilelik, cinsel problem veya bir yakinin ölümü söz konusu
olabilir. Çünkü hastalarin çogu semptomlarini gizli tutmayi basarir.
Bu sikayetler nedeniyle psikiyatriye gelmeden önce 5-10 yillik bir
süre erteleme söz konusudur. Bir meslek sahibi profesyoneller arasinda
muhtemelen bu süre daha kisa sürmekte ve doktora daha erken
basvurulmaktadir.
Klinik seyir genellikle uzun, ancak degiskendir. Bazi hastalar
dalgalanmali bir klinik seyir gösterirken bazilari sabit bir klinik
seyir gösterir.
Hastalarin yaklasik %20-30 u semptomlarinda belirgin düzelme
gösterirken, yaklasik %40-50 si orta seviyede bir düzelme
göstermektedirler. Hastalarin geriye kalan 20-40 da ise hastalik ya
kalmakta veya daha kötü bir semptom tablosuna dönüsebilmektedir. (Black
1974)
OKB'lu hastalarin üçte biri major depressif bozukluga da sahiptir.
OKB'lu hastalarin tamami için intihar riski mevcuttur. (Hollander,
Greenwald, Neville, Hornig, Johnson, Weisman 1993 yayinlanmamis
gözlemler)
Kötü prognoz kriterlerine baktigimizda konvülziyonlara direnmek yerine
teslim olmak, hastaligin çocukluk döneminde baslamasi, bizar
kompulsiyonlar hastahaneye yatirma gereksinimi, komorbidite olarak
major depresyonun bulunmasi, delüzyonel inançlar, yüksek kiymetli
fikirlerin varligi bir bilinç bozuklugunun (özellikle sizotipal)
bulunmasidir.
Iyi prognoz özelliklerine baktigimizda sunlar vardir. Iyi bir sosyal
ve is uyumu, olayi ortaya çikarici faktörlerin olmasi ve semptomlarin
epizodik yapisidir.(Goodwin ve ark. 1969)
Obsesyonel içerigin prognoz ile bir alakasi bulunamamistir.
Tedavi
OKB'la ilgili bulgularin artmasi ile olayin biyolojik faktörlerle daha
çok baglantili oldugunu bize göstermistir. Bu çerçevede klasik
psikanalistik kuram favori olmaktan çikmistir. Herseyin ötesinde,
çünkü OKB semptomlari, psikanaliz ve psikodinamik psikoterapiye büyük
oranda dirençli olduklari gözlenmistir. Farmakolojik ve davranissal
tadaviler daha yaygin hale dönüsmüstür.
Tüm bunlara ragmen psikodinamik faktörler üzerinde durmanin yararlari
tartisilmalidir. Çünkü hastaligi asikar hale dönüstüren predispozan
faktörleri anlamada psikodinamigin yararlari vardir. Ayrica tibbi
tedaviye uyum göstermeyen hastalarin tedaviye olan dirençlerinin
çesitli sekillerini tedavide de yararlidir.
OKB'lu olan hastalarin çogu dirençli bir sekilde tedavi çalismalarina
karsi koyar onlar tibbi bir tedavi almayi reddedebilir ve belirlenmis
ev ödevlerine karsi gelerek direnç gösterebilir veya davranis
terapisti tarafindan verilmis olan diger aktivitelere uyum
göstermeyebilir.
Obsessif kompulsif semptomlar kendi kendilerine, (nasil bir biyolojik
temele dayandigi önemli olmadan) psikolojik anlamlari itibariyle öneme
sahip olabilir. Dolayisi ile hastalar bu semptomlari vermek konusunda
isteksiz olabilir.
Hastalarin tedaviye direncini psikodinamik olarak açiklamak, düzelme
uyumu ile sonuçlanabilir.
Iyi kontrol edilmis çalismalarda, farmakoterapi veya davranis tedavisi
veya kombine tedavi OKB'u olan hastalarin semptomlarinin belirgin
olarak düzelmesinde yararli bulunmustur.
Kullanilacak terapiyi dikkatli bir sekilde tesbit etmek veya seçmek ,
klinisyen karari ve deneyimi ile çesitli tarzlara karsi hastanin kabul
durumu üzerine oturtulmustur.
Farmakoterapi
OKB da farmakoterapi yararliligi birçok klinik çalisma ile
kanitlanmistir. Yararlilik gözlemler ve çalismalar sayesinde
artirilmistir. Bu gözlemlerde plasebo cevaplarinin %5 civarinda oldugu
görülmüstür. Bu %5 lik plasebo orani antidepressif ve
anksiyolitiklerle yapilan çalismalarda siklikla gördügümüz %30-40
civarindaki plasebo oranlari ile karsilastirdigimizda oldukça düsüktür.
Ilaçlarla ilgili mevcut verilerde ilaçlarin bilinen alisilmis dozlarda
kullanildigini göstermektedir. Bu ilaçlar depressif bozuklukta ve
diger mental bozukluklarda kullanilan ilaçlardir.
Baslangiç etkileri, genellikle tedavinin 4 ila 6 haftasi içinde
görülmektedir. Maksimum terapotik etki 8 ila 16 hafta arasinda
görülür.
Antidepressif ilaçlarla yapilan tedavilerde hala tartismalidir.
Antidepresanlarla tedavi edilen ve tedaviye cevap veren OKB'lu
hastalarin belirgin orani, eger ilaç kesilirse relaps gösterdikleri
tesbit edilmistir.
Standart yaklasim, tedaviye seratonine spesifik olan clomipramin (Anafranil)
gibi bir ilaç veya bir SSRI olan Fluoxetine (Prozac) gibi bir ilaçla
baslamak seklindedir.
Eger seratonine spesifik olan ilaçlar yararli olmazsa, o zaman diger
farmakoterapik stratejiler devreye sokulmalidir.
Clomipramin
OKB'un standart ilaci clomipramindir.Bu ilaç seratonine spesifik olan
trisiklik bir ilaçtir ve ayni zamanda depresyon bozuklugunda da
kullanilir. OKB'da klomipraminin etkinligini bir çok klinik çalisma
desteklemistir.(Ananth ve ark. 1981., Flament ve ark. 1985., Insel ve
ark. 1983., Thoren ve ark. 1980b) Klomipraminin baslangiç dozu
yatarken verilen 25-50 mg.dir. Daha sonralari bu doz her iki üç günde
bir 25 mg. artirilir. Günlük maksimum doz 250 mg dir veya ilacin yan
etkilerinin görüldügü dozdur. Çünkü klomipramin bir trisiklik ilaçtir.
Bu nedenle trisiklik ilaçlarin bilinen yan etkilerini tasir ve
gösterir. Bu etkiler arasinda sedasyon, hipotansiyon, seksüel
disfonksiyon ve antikolnerjik yan etkiler (mesela agiz kurulugu)
vardir. Kontrollü çalismalarda diger antidepresanlara üstün
bulunmustur. .(Ananth ve ark. 1981., Leonard ve ark. 1989., Insel ve
ark. 1983., Thoren ve ark. 1980b., Zohar ve Insel 1987 )
Seratonin Seçici Gerialim Inhibitörleri (SSRI)
Birlesik devletlerde en çok taninan ve yayilan SSRI ile fluoxetine,
sertralin, (lustral, zoloft) ve paroxetine (paxil, seroxat) dir.
Yapilan klinik çalismalarda fluoxetinin ve sertralinin OKB'da
yararliligi kanitlanmistir ve paroxetenin etkinligi daha da yüksek
olabilir. (Jenike ve ark. 1989., Liebowitz ve ark. 1989., Hollander ve
ark. 1991d) Yapilan bir çalismada tedaviye cevap açisindan klomipramin
ile floksetin arasinda bir fark bulunamamistir. (Pigott ve ark. 1990)
Fluvoxamine, diger bir SSRI dir. Bu ilaç birlesik devletlerde henüz
yoktur ancak OKB'da etkin oldugu bilinmektedir. (Goodman ve ark. 1989,
1990b., jenike ve ark. 1990b., Perse ve ark. 1987) Bir çalismada
fluvoksamin ile desipramin karsilastirilmis ve fluvoksamin daha
yararli bulunmustur. (Goodman ve ark. 1990b)
OKB'da fluoxetinle yapilan çalismalarda terapotik etkiye ulasabilmek
için günlük 80 mg. dozunda kullanilmistir.
Sertralinle yapilan çalismalarda OKB'da etkin oldugu tesbit edilmistir.
(Jenike ve ark. 1990a)
SSRI larin bir takim yan etkileri vardir. Bunlar asiri uyarilma,
yorgunluk, basagrisi uykusuzluk mide bulantisi ve gastrointestinal yan
etkilerdir. Tüm bunlara ragmen SSRI lar trisikliklere göre daha iyi
tolere edilebilmektedirler. Bu nedenle OKB tedavisinde zaman zaman ilk
tercih edilen ilaç olarak kullanilmistir.
Diger Ilaçlar
Clomipramine veya SSRI la olan tedavide basarisizliga ugranilmissa,
çogu terapist ilk ilaç olarak lityumu ilave etmektedirler. (Pigott ve
ark. 1991) OKB tedavisinde kullanilan diger ilaçlar arasinda MAOI 'den
özellikle phenelsine (Nardil) gelmektedir. Tedaviye cevap vermeyen
hastalarda uygulanan diger tedaviler arasinda buspirone (buspar),
fenfluramine (pendimin), tryptophan ve klonazepan (Klonidin) vardir.
Bu ilaçlarla ilgili genis kontrollü çalismalar henüz mevcut degildir.
(Hewlett ve ark. 1990., Hollander veark. 1990a., Jenike ve ark.
1991b., Rasmussen ve ark.1984) Bir çalismada klomipramin ile
buspiron'un ayni etkiye sahip oldugu iddia edilmistir. (Pato ve ark.
1991)
Kombine tedavilerde uygulanmistir. Lityum ile klomipramin (Pato ve
ark. 1991), nöroleptik ve bir SSRI (McDougle ve ark. 1990), pimozid ve
floksetin (Goodman ve ark. 1990a) kombine edilmistir. Oral
klomipramine cevap vermeyen hastalarda iv klomipramin uygulanarak
yanit alinmistir. (Fallon ve ark. 1992.,Warneke 1985) Bazi hastalarda
singulotomi uygulanarak semptomlar kontrol altina alinmaya
çalisilmistir. (Jenike ve ark. 1991a)
Davranis Tedavisi
Yapilan karsilastirmalarda davranis tedavisi, OKB'dan en az
farmakoterapi kadar etkin bulunmustur. (Marks ve ark. 1975) Bazi
verilere göre, davranis terapisinin geç sonuçlarina bakildiginda daha
etkin oldugu görülmüstür. Böylece çogu klinik OKB'un tedavisinde
davranis terapisinin seçilmesi gerektigi görüsünü savunmustur. (Salkovskis
ve Westbrook 1989) Davranis terapisi hasta içi ve hasta disi setlerin
her ikisini de birlestirebilmistir. OKB'da davranis terapisi prensibi
yüzlestirme (exposure) ve cevap önlemedir. (response prevention). (Steketee
ve ark. 1982) Duyarsizlastirma, düsünce durdurma, flooding (taskin),
implosion terapisi ve ters sartlandirma yaklasimlari da OKB'lu
hastalarin tedavisinde kullanilmistir. (Fao ve ark 1984) Davranis
terapisinde hastalarin, bu tedavi yöntemini içtenlikle benimseyerek
katilmis olmalari gerekir.
Psikoterapi
OKB'lu hastalarda yürütülen içgörü yaklasimli tedavilerle ilgili
herhangi bir karsilastirmali çalisma yapilmamasi veya olmamasi
nedeniyle, bu yaklasim tanilarinin etkinligi konusunda bir sey
söylemek zordur. Ancak konu ile ilgili bireysel vaka örnekleri ile
yapilan ve basari ile sonuçlanan tedaviler bildirilmektedir. (Salzman
1985)
Bireysel analistler, OKKB in olan hastalarin baslangiçtaki ve
sonuçtaki degisiklikleri daha iyi göstermislerdir. Özellikle hastanin
karakter özelliklerinin arkasinda yatan agresif dürtülerin
belirlenmesi veya ortaya konmasina muktedir olduklarinda bu durum daha
net gözükmektedir.
Analist veya dinamik oryantasyonlu psikiyatrist, OKB'lu hastalardaki
semptom gelisiminin seyrini bu tedavi süreci içinde gözlemleme
imkanina sahiptir.
Destekleyici tedavi süphesiz ki özel bir yere sahiptir. Bilindigi gibi
OKB hastalarda çesitli derecede ciddi semptomlar bulunmaktadir. Bu
semptomlar da sosyal ve çalisma hayatini etkileyerek negatif bir kisir
döngü yaratmaktadir. Bu hastalara destekleyici tedavi uygundur.
Bir profesyonel tarafindan sempatik, yakindan ilgili, cesaret verici,
sürekli ve periyodik bir temas, hasta için hayati fonksiyonlarini
yapmaya yardim edebilecektir.
Obsesyonel ritüeller ve anksiyete tolere edilemeyecek bir yogunluga
ulasirsa hastayi hastaneye yatirmak gerekebilir. Semptomlar yatisana
ve dis dünyanin stres dolu yasamina dayanabilecek bir güne gelene
kadar hastalar hastahanede tutulurlar.
Hastanin aile üyeleri, hastanin davranislari nedeniyle ümitsizligin
esigine sürülmüs olabilirler. Herhangi bir psikoterapik çalisma aile
bireyleri üzerine bir takim yaklasimlari da ihtiva etmelidir. Bu
çerçevede aile bireylerinin hastaya cevaplarinin ve yaklasimlarinin
nasil olmasiyla ilgili tavsiyeler, izahlar, güven, duygusal destegin
temini gibi faktörler üzerinde durulmalidir.
Diger Tedaviler
Aile terapisi genellikle aileyi desteklemek için yararlidir. Ayrica
hastaliga bagli sonuçlar olan evlilikteki uyumsuzluklarin tedavisine
de yardim eder. Ayrica hastanin iyilesmesi için aile bireylerinin
tedaviye isbirligini saglar.
Grup tedavisi bazi hastalar için destekleyici bir sistem olarak
yararlidir.
Tedaviye dirençli hastalar için, elektro konvulzive tedavi (ECT) ve
psikocerrahi önerilebilir. ECT, psikocerrahi kadar yararli degildir.
Ancak cerrahiden önce denenmelidir. OKB de en yaygin psikocerrahi
yöntemi cingulotomy'dir. Diger tedavi yöntemlerine cevap vermeyen
%25-30 unda fayda saglamaktadir.
Psikocerrahinin en yaygin koplikasyonu epilepsi gelismesidir. Bu durum
daima phenytoin (Dilantin) ile tedavi edilerek kontrol altinda
tutulmalidir.
Yalniz basina psikocerrahiye cevap vermeyen bazi hastalarda(ki bu
hastalar cerrahi öncesi psikoterapi veya davranis terapisine cevap
vermeyenlerdi) cerrahiden sonra psikoterapiye ve farmakoterapiye cevap
alinabilmektedir.