Evlilik, kan yada evlat edinme bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir
hane halkı oluşturan, karı-koca, ana-baba, kız ve oğul, kız ve erkek
kardeş olarak herbiri kendi toplumsal konumu içinde birbirlerinin
karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren
bireyler grubu. Ayrıca aile topluluğu, tek bir hane halkını
oluşturduğu için çoğu kez hane halkı terimiyle kullanılır. Başka bir
açıklama yapmak gerekirse; Türk Hukuku’na göre aile kan veya mukabele
ile birbirine bağlanmış, aralarındaki hukuki münasebet medeni hukuk
ile düzenlenmiş topluluktur. Aile, çok büyük önemi olan tabii bir
toplumdur. Çünkü, çocukların korunması ve yetiştirilmesi, anne ve
babaya ancak sürekli bir beraberlik sayesinde yürütebilecekleri bir
takım görevler yükler. Bu yüzden ailede eğitimin yeri çok önemlidir.
AİLEDE EĞİTİM
1. Anne ve Babanın Davranışları:
İnsan ilişkileri içinde en uzun ömürlü ve önemli etkileri olanı, hiç
kuşkusuz anne-baba ile çocukları arasında olan ilişkilerdir. Bir de
çocuğun yetişmesinden başarı ya da başarısızlıklarından yalnızca veya
yüzde yüz anne-babayı sorumlu tutmak doğru değildir. Çünkü çocuk
yalnızca anne ve babasının aile eğitiminin etkisi altında kalmış
olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların birçok özellikleri yönünden
birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin parçasıdır.
Fakat çocuğun yetişmesi ve gelişmesinde okulun ve en geniş anlamda
toplumunda sorumlulukları da katkılardan biridir. Bence, anne-babaları
tarafından gerçekten sevilip sayıldıklarına inana çocuklar
davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar
durumuna gelmektedirler. Çocuğun kişiliği önce ve esaslı olarak
anne-babası arasında biçimlenmeye ve renk almaya başlar. Ancak bir
çocuğun aile çevresinde kazandığı kötü alışkanlıkları değiştirmek,
kolay bir iş değildir. Atalarımız, öncelikle ilk yıllardaki etkilerin
önemini belirtmek için “Ağaç yaşken eğilir” demişlerdir. Yapılan
incelemelerde gösterdiği gibi hayatında anne-babasının her yaşta
kişiliği üzerinde etkisi olmaktadır. Eğer bu etkiyi derecelendirmek,
ağırlık ve önem bakımından bazı dönemlere ayırmak gerekirse özellikle
doğumdan 5 yada 6. Yaşın sonuna kadar insan hayatındaki önemi çok
büyüktür.
Bunun nedenleri;
a. Bir çocuğun anne-babası ile bir arada olma süresi ve bu dönemde,
hayatının diğer dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar uzundur.
b. Kimi anne-babalar, özellikle bu yaşlardaki çocuklar için “daha yaşı
küçüktür, nasılsa bir şeyler anlamaz” diye düşünebilirler.
Bu türlü fikirler anne-babaların çocuklarına karşı davranışlarında,
birbirlerine olan ilişkilerinde daha az hassas, daha az dikkatli
olmalarına neden olmakta ve ruh sağlığının bozulmuş, uyumsuz bir
duruma gelmiş insanların çoğunun hayat hikayelerinin dinlenince bu
gibilerinin ruh sağlıklarının bozulmasını sağlayan nedenlerin
köklerinin bu yaşlara kadar gelip dayandığı görülmektedir. Bu genel
niteliklerden bahsettikten sonra hangi davranışların çocukların
üzerinde etkili olduğundan bahsedebiliriz:
I- Anne-Babaların Sorumlulukları: Her anne-babayı bekleyen
sorumluluklar vardır. Çocuğun yaşı ilerledikçe anne-babasının
taşıyacağı sorumluluklar azalır. Bir kısmı uzar. Kimilerine göre
anne-babaların en önemli sorumlulukları: çocuğun yemek, içmek, giyim,
kuşam vb. gibi temel ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa anne-babaların
sorumlulukları bunları aşan çok daha geniş, daha başka konuları
kapsamaktadır. Çocukların bazı temel ihtiyaçları vardır ki, bunların
sağlıklı ve dengeli olarak giderilmesindeki sorumlulukların önemli bir
kısmı anne-babaları ilgilendirir. Özellikle büyüme ve gelişmenin çok
hızlı olduğu okul öncesi çağında ve daha sonraları çocuğun yemesiyle,
giyimi, kuşamıyla, uykusu, dinlenmesi ve oyunuyla ilgilenmesi gereken
anne-baba, çok küçük yaşlardan başlayarak örneğin cinsel eğitimiyle de
ilgilenmek zorundadır. Öte yandan çocukların ruhsal ve toplumsal
nitelikleri temel ihtiyaçlarının (güven, başarı elde etme, sevgi,
beğenilme, birlikte yaşama) giderilmesinde de anne-babalara düşen
önemli görevler vardır. Suçluların, alkoliklerin, hayatına son
verenlerin, ruh hastalarının, kötü yola sapmış kişilerin hayat
öykülerini gözden geçirdiğimizde, bu insanların bu duruma gelmelerinde
anne-babalarının payının büyük olduğu görülmektedir.
Çocuk yetiştirmede anneye ve babaya düşen görev ve sorumluluklar
ayrıdır. Günün yorucu iş hayatından eve yorgun argın dönen ve bu
yüzden de kendini haklı bulan babaların yaşayışları hemen hemen
aynıdır. Yemekten sonra günlük gazete ve dergileri gözden geçirmek
sonra da yatıp uyumak anneler ve çocuklar tarafından babalarının
kendileriyle yeteri kadar ilgilendirmedikleri düşüncesine kapılmasına
sebep olur. Babalarından bazı davranışlar beklerler. Örneğin; ev
işlerinde hanımlarına yardım etmeleri, çocuklara bakmaları gibi. Bir
erkeğin baba olarak aile bireylerine karşı yerine getirmekle zorunlu
olduğu bazı davranışlar vardır ki, durum ne olursa olsun ne kadar
yorgun ve meşgul olursa olsun unutulmaması gereken davranışlardır
bunlar. Bu davranışlar nelerdir?
a. Aile bireylerinin ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiyi vermede, bir baba
olarak bazı görev ve sorumlulukları olduğunu unutmak.
b. Çocukların babaları tarafından okşanmak, sevilmek istediklerini
unutmamak.
c. Çocuklar okulda yada sokakta yaptıklarını, başarılarını babalarına
anlatmak isterler; onları anlayışla karşılamak.
Bunları gerçekleştiren babalar hem kendileri dinlenmiş olurlar, hem de
bu davranışlarıyla çocuklarının gözünde büyür aranan bir baba durumuna
gelirler. Tabi bu arada annelerin de bu konuda üzerlerine düşen bir
görevi vardır. Para kazanmak, ailesini geçindirmek nedeniyle geç saate
kadar çalışıp eve yorgun argın gelen babaların içinde bulunduğu durumu
çocuklarına anlatmak, böylece çocuklarının babalarına karşı daha
anlayışlı davranmalarına yardımcı olmak. Babalarının durumunu yakından
bilen çocuklarda babasıyla olan ilişkilerinde isteklerinde ölçülü
olurlar. Böylece çocuklarda babalarına karşı yanlış birtakım duygu ve
düşüncelerin yerleşmesi de önlenmiş olur. Çocuk bakımı ve eğitimi
görevini, sorumluluğunu bir yüke benzetirsek bu yük karı-koca
tarafından birlikte taşındığı zaman ağırlığı pek hissedilmez. Eğer
yükün taşınması yalnız bir kişinin omuzlarına bırakılırsa, ağırlığı
işte o zaman o kişiyi ezer, yorar, bunaltır. Annenin ailedeki yerine,
görev ve sorumluluklarına gelince; “Yuvayı yapan dişi kuştur” Sözünden
anlaşıldığı üzere anneyi bir evin direği, koordinatörü ve rehberi
olarak görürüz. Aile içinde herkesin hakkını gözetmede, herkesin yeri
ve değerini saptamada denge sağlamaya çalışan bir kişi. Para kazanma
konusunda ise çocuklar genelde babalarının çalışmalarını normal
karşılarlar ama annelerinin zorunlulukla da olsa çalışmalarını
istemezler. Bu yüzdendir ki bir anne çalışamaya karar vermeden önce
çocuklarının yaşları, ruhsal durumlarını dikkate almalı ve neden
çalışması gerektiğini anlayacakları dilde onlara anlatmalıdır.
II- Sevgi, saygı ve sevecenlik: İnsan hayatında çok yüce ve çok
anlamlı bir yeri ve değeri olan bu duygular insanda doğuştan mevcut
değildir. İnsanoğlu bu duyguları doğduktan sonra yaşayarak, görerek
öğrenir ve o da bu duyguları başkasına göstermeye, uygulamaya başlar.
Herhangi bir ihtiyacını karşılamak amacıyla yavrusunu kucağına alan,
bağrına basan bir anne, bu davranışlarıyla sevilmenin, sevmenin ilk
derslerini vermektedir. Sevilmeyi böylece öğrenmeye ve yavaş yavaş
alışmaya başlayan çocuk kısa bir süre sonra da bir besin maddesi gibi
sevmeyi sevilmeyi bekler. Diğer bir deyişle sevgi böylece temel bir
ihtiyaç durumuna gelir çocuk için. İşte bu noktadan sonra özellikle
annelerin, artık çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bir annenin
çocuğuna gösterdiği sevginin ölçüsünde yanlış bir istikamete yönelmesi
hem ileride çocuğuyla olan ilişkilerinde içinden çıkılmaz bir duruma
sokabilir, Hem de az sonra belirteceğim nedenler yüzünden çocuğun
kişiliğinin etkilenmesine yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında çocuk,
annesinin sürekli bakımına muhtaçtır bu yüzden annesi ile çocuk
arasında çok yakın bir bağlılık başlar. İşte tam bu sırada annenin
çocuğuna göstereceği ilgi, sevgi ve koruma gibi davranışların
ölçüsünde bir anormallik, bir dengesizlik gelişebilir. Örneğin bir
bitkinin gelişip büyümesinde suya, havaya, güneşe ve gübreye ihtiyaç
vardır. Bu ihtiyaçları ancak belli ölçüler içinde alabilen bitkiler
sağlıklı olarak büyüyebilirler. Gelişimi sırasında ihtiyaçtan fazla
verilen su, bir fidanın çürümesine neden olabilir, susuzluk ise
kurutabilir fidanı. Sevgi ve sevecenliğinde insan hayatında buna
benzer etkisi vardır. Dengesi yada ölçüsü bozuk bir sevgi ve
sevecenlik duygusu, hangi yönde gelişirse gelişsin çocuğun eğitimi
üzerinde daima kötü ve olumsuz etkiler yapar. Bu duyguların
sunuluşunda, doyuruluşunda azlık yada çokluk bakınız çocuğun kişiliği
üzerinde nasıl etkilerde bulunur.
a. Aşırı Sevgi : Örneğin önce, aşırı derecede sevilerek
yetiştirilmekte olan bir çocuğu ele alalım. Anne-babası tarafından her
zaman okşanmaya el üstünde tutulmaya her isteği yerine getirilmeye
övülmeye alıştırılmış olan çocukla, anne-babası arasında son derece
yakın bir bağlılık meydana gelir. Bu bağlılık önce çocuğun gelişmesini
ve olgunlaşmasını önler ve geciktirir. Yaşının ilerlemesine karşın,
çocuğun çocuk kalmasına neden olur. Bunun yanısıra, çocuk aynı sevgiyi
diğer insanlardan bekler. Bunu bulamayınca da büyük düş kırıklığına
uğrar. İnsanların onu sevmediği, ona değer vermediği gibi yanlış
düşüncelere kapılabilir. Bunun sonucu olarak çevresindeki insanlara
düşman kesilir yada insanlara karşı düşmanca duygular besler. Annesi
babası tarafından aşırı derecede sevilen çocukların gereksiz yere sık
sık öpüldüğü, okşandığı, zaman zaman da anne-babasının yatağına
yatırıldığı görülmektedir. Bu türlü davranışlar çocuğun cinsel hayatı
üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunur. Böyle yetiştirilen çocuklar
yetişkinlik yıllarında bile bu bağlılığın etkisinden kendilerini kolay
kolay kurtaramazlar. Cinsel hayatlarında bu yüzden oluşan bazı
durumlar, sapıklık ya da anormallikler ömürleri boyunca bu gibileri
huzursuz ve uyumsuz yapar. Acaba hangi çocukların aşırı derecede
sevilmesi ya da korunması ihtimali vardır. Yapılan incelemelere göre
anne-babaları tarafından aşırı derecede sevilmeleri yada korunmaları
ihtimali bulunana çocuklar şunlardır: Tek çocuklar, ailenin en küçük
çocukları, anne-babanın yaşlılık çağlarında dünyaya getirdikleri
çocuklar, çok güzel çocuklar, uzun yıllar bekleyişlerden sonra dünyaya
gelen çocuklar. Bir evin bir kız yada bir oğlu olan çocuklar, nineler
ve dedeler tarafından özel bir sevgiyle sevilen çocuklar...vb. Freud’e
göre; çocukları aşırı derecede sevmek, korumak gibi davranışlar,
nevrotik ana-babalarda (yani kaygılı, kuruntulu, kuşkulu) daha çok
görülmektedir. Bir kısmını sıraladığımız bu ve benzeri nedenleri bilen
ana-babalar böyle durumlarda biraz uyanık ve tedbirli olurlarsa
çocuklarını gelecekte beklediğini söylediğimiz düş kırıklıklarından ve
tehlikelerden korumuş olurlar.
b. Sevgi Azlığı: Şimdi birazda konunun öbür yüzüne bakalım:Yani sevgi
yokluğu sevgi azlığı konusu. Hiçbir anne-baba kendisine katı yürekli
denmesini istemez. Ne var ki, zaman zaman elde olmayan nedenler
yüzünden de çocuklarımıza böyle davrandığımız, çok katı, çok sert
çıkışlar yaptığımızda bir gerçektir. Çocuklarımızın beğenmediğimiz
davranışları karşısında, sert çıkışlar yaparız bağırıp çağırırız.
”Artık sen bizim çocuğumuz değilsin, sevmiyoruz seni...” gibi bir
bakıma doğru olmayan çıkışlardır bunlar. Oysa bir çocuk için cezaların
en büyüğü onun gözünde çok büyük anlam ve değer taşıyan annesinin ya
da babasının sevgisini yitirmektir. Bu gibi davranışlara sık sık
başvuran anne-babaların çocuklarında büyük bir güvensizlik duygusu,
çekingenlik ve korku durumu görülür. Yalnız kendine değil,
anne-babasına karşı olan güveni de azalır çocuğun. Kötü, beğenilmeyen
davranışlar karşısında çocuğa gelişi güzel söylenmiş olan,
“Artık seni sevmiyorum” gibi sözleri çocuk ciddiye alır. Çocuk çok
yıkıcı ve derin izler bırakan etkileri olur bu gibi sözlerin. Oysa
herkes bilir ki; sevilmeyen, beğenilmeyen çocuğun kendisi değil
davranışlarıdır. Ne var ki, çocuk aradaki farkı anlayamaz, kavrayamaz.
Gelişi güzel söylenmiş sözler ya da bu konudaki kusurlu davranışlar
çocukta; “Artık annem babam beni sevmiyorlar” gibi yersiz bir takım
duygu ve düşüncelerin gelişmesine yol açabilir. Yalnızca kötü
davranışları üzerinde durulduğunu, azarlandığını, sevilmediğini; iyi
davranışlarına ise hiç ilgi gösterilmediğini gören çocuklarda yanlış
birtakım kanılar da doğabilir. Bu gibi çocuklar büyüklerine karşı
küskünlük duyarlar, içlerine dönerler, kendilerine karşı güvenleri
azalır. Suç işleyenlerin, ruh sağlığı ciddi olarak bozulmuş
kimselerin, uyumsuz davranışlar gösteren kimselerin çoğunluğunu
özellikle anne-baba sevgisinden yoksun olarak yetişmiş insanlar
oluşturmaktadır. Anne-babanın dışarıda çalışması sonucunda ilgisiz ve
sahipsiz kalan çocukların akrabandan sevilmeyen birine benzeyen
çocukların bazen sakat, özürlü, sakat, zekaca geri, çirkin yada
istenmeden dünyaya gelen çocukların sevilmemeleri ihtimali çok
kuvvetlidir. Bu arada, zekaca düşük düzeyde olan kimi ailelerin zekaca
üstün durumda olan çocukları sevmedikleri de görülebilir. Annenin
özellikle çok küçük yaşlarda çocuğuna göstereceği yakınlık ve sevginin
derecesi çok önemlidir. Eğer bu sevgi ve ilgi duygusal yönden doyurucu
nitelikteyse çocuğunda diğer insanlara karşı aşağı yukarı aynı tepkide
bulunması ihtimali çoktur. Eğer çocuk ailesinden bu duyguları
yeterince almamışsa, bir insan için çok önemli olan bu temel
ihtiyaçları kadar giderilmemişse, çocuğun ileride insanları sevmeyen
onlardan uzak duran soğuk bir duruma gelmesi beklenebilir. Sevginin
kişi hayatındaki yerini ve önemini açıklarken saygı kavramının da bu
duygunun içinde bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Öteden beri
süregelen yanlış anlayışa göre saygı yalnızca yaş ve makam yönünde
bizden daha üst durumda olanlara gösterilmesi gereken bir duygu bir
davranış biçimidir. Oysa saygı: küçük, büyük farkı gözetmeksizin;
karşımızdaki ne ve kim olursa olsun, onun herşeyden önce en az bizim
gibi ve bizim kadar bir insan olduğunu kabul ederek herkese vermemiz
gereken bir değerin belirtisidir. Çocuklarımızı adam yerine koymak
onlara gerçekten insan gibi davranmak, onların görüş ve düşüncelerine
önem vermek, değer vermek… İşte tüm bu davranışların toplamı,
çocuklarımıza duyduğumuz saygının ölçüsünü ortaya koyar. Bu anlayışa
göre, bu hava içinde yetişen çocuklarda aynı davranışları başkalarına
gösteren kimseler durumuna gelir.
III- Anne ve babaların Disiplin Anlayışı: Disiplin: Bir çocuğun kendi
istek ve ihtiyaçlarıyla, çevresinden gelen istekleri bağdaştırmasına
yardım etmek için planlanmış bir etki biçimidir. Fakat bu konu kimine
göre “çocuğa nasıl davranması gerektiğini öğretmek.” Kimine göre
“çocuğu cezalandırmak” kimine göreyse “çocuğa itaat etmesini
öğretmektir.” Demektir. Disiplin konusunda başlıca üç görüş vardır.
Bunlardan birincisi, çocuğun hemen hemen her davranışını yasaklayan,
engelleyen, katı, sert ve özgürlük tanımayan otoriter disiplin
anlayışı, ikincisi ise bu anlayışa tamamen aksi ve çocuğun hemen hemen
her davranışına göz yuman aşırı özgürlük tanıyan hoşgörülü disiplin
yolu. Üçüncüsü ise bu iki görüşün karışımı olan çocuğun gelişim ve
büyüme dönemlerinin özelliklerini göz önünde bulundurarar zaman zaman
davranışların hoşgörüyle karşılanması gerektiğin kabul eden demokratik
disiplin yoludur. Eğitimciler bu disiplin anlayışı için (en güzel
fakat uygulanması da o derece güç bir yol) demektedirler. Hemen
söylemeliyim ki aşırı baskı yasaklamalar ve engellemelere dayanan
disiplin anlayışı, bunun tamamen tersi aşırı özgülüğe sınırsız
özgürlük ve hoşgörüye dayanan disiplin anlayışı, çocuğun eğitimi ve
kişiliği ve eğitimi üzerendi aynı olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Bu
tip disiplin anlayışlarına göre yetiştirilen çocuklar şaşkın ürkek,
çekingen, ne yapacağını bilemeyen güçsüz kişilikli kimseler durumuna
gelmektedir. Çocuğun birşey yapması, yada yapmaması istenirken ona
daima nedeni anlatılmalı, açıklanmalıdır. Çocuğun eğitiminden sorumlu
kimseler arasında disiplin anlayışı yönünden birbirinden farklı
görüşlerin bulunması da çocuğu şaşırtır. Öyle davranışlar vardır ki
bunlar, bu davranışları değerlendirenin görüşüne göre değişir. Birine
göre normal ve doğru sayılan bir davranışın öbürüne göre anormal
sayılması birinin hoşgördüğü bir davranışı öbürünün yasaklaması
beğenmemesi gibi durumlar çocuğu şaşkına çevirir. Anne babanın
dengesiz davranışlarınn da disiplin üzerinde çok derin olumsuz
etkileri vardır. Çocuğu bir dakika öncee öper, sever yada başının
üstüne çıkarırken, bir dakika sonra yaptığı bir kusurlu davranış
yüzünden azarlamak, cezalandırmak… Kızılması gereken bir davranış
karşısında köpürmek, bağırmak çağırmak, kızılacak bir davranışı ise
hoş görmek bağışlamak… Bu gibi dengesiz davranışlar da çocuğu
şaşırtır. Anne babasına karşı olan saygının azalmasına, güvenin yok
olmasına neden olabilir. Disiplin konusunda son olarak diyebiliriz ki
çocuğa her zaman her yerde, kendi kendini denetim altına alabilme
gücünü ve alışkanlığını vermeye, kazandırmaya çalışmalıyız.
Davranışlarını bir başkasını sevindirmek bir başkasının gözüne girmek
yada birinden korktuğu, çekindiği için değil, doğruluğuna, öyle
yapılması gerektiğine inandığı için ayarlamak. Bu alışkanlığı kazanmış
bir kişi her zaman ve her yerde aynı biçimde davranır. Böyle bir
insan, davranışlarını ayarlarken daima önce kendisini düşünür. Kendi
kendine hesap vererek davranışlarını buna göre bir yön ve biçim
vermeye çalışır.
a. Aşırı baskı ve disiplin anlayışı: Aşırı baskı ve sıkı disiplinin
çocuğun kişiliğini hiçe sayan bir davranış biçimidir. Böyle yetişen
çocuklarda genel olarak iki tepki görülür. Bunlardan biri: çocuğun
sinmesi içine kapanması, uysal ve söz dinler görünmesi ötekisi ise
açıkça karşı koymak her türlü otoriteye baş kaldırmak kimi çocuklarda
da her iki davranışa da rastlayabiliriz. Yapılan incelemeler göre
aşırı baskı ve sert disiplin altında yetiştirilen çocuklarda şu
davranışlar görülmektedir: 1.Anne babalarından nefret etmek. 2.Insanlarla
iyi geçinememek, kavgaci ve geçimsiz kimseler durumuna gelmek.
3.Sinirlerine hakm olmakta güçlük çekmek, alıngan ve çabuk
parlayabilen bir kişiliğe sahip olmak. 4. Ne kendilerine ne
başkalarına güvenememek. 5.Her türlü otoriteden nefret etmek. 6.Bir
takım yersiz korku ve kaygıları olmak. 7.Arkadaşları edinmekte güçlük
çekmek.
b. Aşırı serbestlik ve gevşeklik: Çocukların çok sıkı bir disiplin
altında geçmiş kimi anne ve babalar (biz çektik, çocuklarımız
çekmesin) diyerek, çocuklarının davranışlarında tamamen özgür
bırakırlar. Öte yandan kimi anne-babalarda çok meşgul oldukları,
çocuklarına ayıracakları zaman bulamadıkları için çocuk kendiliğinde
denetimsiz ve özgür kalır. Sıırsız bir özgürlük içinde yetişen bu
çocuklara neyin iyi, neyin kötü, neyi yapabilecekleri, neyi yapmanın
kendilerini güç duruma sokabileceği gibi hususlar öğretilmediği için
onlar da her akıllarına geleni yapmakta hiç bir sakınca görmezler.
Tabi bu yüzden de zaman zaman güç ve tehlikeli durumlara düşebilirler.
En basit anlamda bir baskıya da müdahale böyle yetişen çocukları çok
rahatsız eder. Hemen tepkide bulunmalarına neden olur. Başkalarının
hakkına saygı ve iş birliği gibi davranışları öğrenmedikleri için
yalnız kendilerini düşünen, bencil davranışları yüzünden sevilmeyen,
istenmeyen insanlar durumuna gelirler.
c. Ceza ve ödülün etkileri: Çocuklara; kötü ve beğenilmeyen
davranışları bir daha tekrar etmemeleri için ceza, iyi ve beğenilen
davranışları teşvik etmek, gayrete getirmek için de ödül verilir. Ceza
ve ödülün bir işe yaraması etkili olabilmesi için çok dikkatli
kullanılması gerekir. Aksi halde hiç bir işe yaramadığı gibi, ters
etkileri de olur. Çocuğa ceza verilmeden önce, cezalandırmayı
düşündüğümüz davranışın nedeni araştırılmalıdır. Kimi çocuklar
bilmedikleri için bilgisizlikleri yüzünden kötü yada beğenilmeyen bir
davranışta bulunurlar ve kendilerine bu yüzden bağırlıdığı kızıldığı
ve ceza verilmek istendiği zaman şaşırırlar. O zaman anlarlar kötü
birşey yaptıklarını. İşte böyle bir çocuğu cezalandırmak büyük bir
haksızlık olur. Bu gibi çocukları cezalandırmak yerine neden kusurlu
kabahatli bir duruma düşmüş olduklarını açık açık anlatmak ve böylece
bu davranışın tekrarını önlemeye çalışmak daha etkili bir yoldur.
Cezanın etkili olabilmesi için çocuğun, niçin cezalandırılması
gerektiğini açıkça bilmesi gerekir. Öte yandan çocuğun davranışlarıyla
verilen ceza arasındaki ilişki çocuk için önemlidir. Eğer çocuk
davranışlarıyla verilen ceza arasında adil dengeli ve olumlu bir
ilişki olduğu sonucuna varırsa durumda şikayetçi olmaz. Çünkü verilen
ceza yerindedir. Ancak böyle kullanılmadığı zaman çocuk verilen
cezadan ders alır. Verilen ceza; çocuğun davranışlarıyla
karşılaştırılınca çok hafif ya da çok ağır olmuşsa böyle bir ceza
çocuk üzerinde yapıcı değil yıkıcı etkide bulunur. Hafif cezalar ağır
cezalardan daha etkilidir. Kimi çocuklar için bir sert bakış kimileri
için bir acı söz, kimileri için uzun bir süre devam etmemek koşuluyla
bazı hak ve ayrıcalıklardan yoksun bırakmak etkili bir ceza olabilir.
Anne ve babalar ceza vermeden önce verecekleri cezanın tam anlamıyla
uygulanabilmesi mümkün mü değil mi, düşünmelidirler. Aksi durumda
çocuğun gözünde alay konusu olur. Bu cezanın da hiçbir etkisi olmaz.
İçe dönük kendilerine karşı güvenleri olmayan çekingen çocuklar
üzerinde cezanın çok olumsuz etkileri vardır. Verilen cezalar bu gibi
çocukların daha çok kendi kabuklarına çekilmelerine kendilerine karşı
güvenin daha da azalmasına neden olur. Eğer çocuğun cezalandırılması
gerekiyorsa içinde bulunduğu ruhsal durum göz önüne alınmalıdır. Çocuk
çok kızmışken aklı başında değilken, çok sinirli bir durumdayken
verilen cezalar, kızgın motora soğuk su dökmeye benzer. Çocuğun daha
sert tepkilerde bulunmasına sebep olabilir. Kısacası olumlu olmaz, bu
durumda verilen cezanın. Biraz da ödülden söz edelim. Çocuğun
başarılarını övmek güzel ve hoşa giden davranışlarının tekrarını
sağlamak amacıyla ve özendirmek için zaman zaman çocuğun
ödüllendirilmeye ihtiyacı vardır. Ödül denilince akla hemen para ve
çeşitli armağanlar gelir. Eve çocuğumuzu zaman zaman ödüllendirirken
para ve armağanlar bir ödül aracı olarak kullanılmalıdır. Bunun
herhangi bir sakıncası yoktur. Kanımızda çocuğun başarılarılarını
beğenilen davranışlarını ödüllendirmenin de etkili yolları vardır.
Örneğin güzel ve tatlı sözlerle çocuğun başarısı övmek zamanında ve
yerinde candan bir sağol gibi sözler çocuğu kucaklayıp öpmek çoğu
zaman maddi ödüllerden daha etkilidir. Ödülü iyi bir davranışın
devamını sağlamak özendirmek için bir araç olarak kullanmak gerekir.
Çocuk davranışlarını sonunda alacağı ödüllere verilecek armağanlara
göre ayarlamaya başladımıydı ödül artık araç olmaktan çıkar, amaç
olur. Oysa çocuk aramağan almak için başarılı olmaya değil başarıya
ulaşmak için başarılı olmaya çalışmaktadır. Çocuk bir takım iyi
davranışları elde etmenin sonunda armağan alabileceği için değil fakat
o davranışların gerekliliğine, iyilik yada doğruluğuna inandığı için
tekrar etme alışkanlığını kazanmalıdır nokta. Çok çocuklu ailelerde
anne babanın bu konuda çok hassas olması gereken birbaşka nokta da
şunlardır: Bir çocuğu yaptığı iş yada başarısı nedeniyle
ödüllendirirken bu davranışın öteki çocukları üzerindeki etkilerini
hesaba katmak. Böyle durumlarda anne babanın yapacağı en küçük bir
yanlışlık, öteki çocukların kardeşlerini çekememelerine kıskanmalarına
neden olabilmektedir. Kardeşler arasındaki ilişkilerin, dengenin
bozulmaması için o gün göze çarpan bir davranışı bahane edilerek onlar
da övülmelidirler. Kimi anne babalar çocuklarından birinde gördükleri
iyi bir davranışı yada başarıyı ele alarak bu çocuklarını över ve
armağanlara doğarken bu fırsattan yararlanarak öteki çocuklarıyla bu
çocuğu kıyaslamaya kalkarlar. Böylece sanarlar ki bu aleyhte kıyaslama
sonucu öteki çocuklar örnek olan kardeşlerinin davranışlarını, hemen
taklide kalkışacaklardır. Tecrübeli anne babaların da çok iyi
bildikleri gibi bu tutumla olumlu sonuç almak şöyle dursun, anne
babalar kardeşi kardeşe düşürürler. Bu tip aleyhte kıyaslamalar
kardeşler arasındaki kıskançlığı birbirlerine düşmanca davranışlarda
bulunmalarına neden olur.