Teknolojik buluş ve değişimlerle, sosyal buluş ve değişimler arasında
kompleks bir ilişki vardır. Meselâ, televizyonun icad edilmesiyle
dünya çapında bir sosyal değişim başlamıştır. Kılık kıyafet, dil,
aile, siyaset, sağlık ve din, televizyonun tesir ettiği sahalardan
sadece bir kısmıdır ve bütün bunlar cemiyetin talebine karşılık arzda
bulunmak mazeretiyle ve eğlence bahanesiyle yapılmaktadır. Eğitimden
dikkatle tefrik edilen eğlencenin, eğitimin gerçekleştirdiğinden çok
daha büyük sosyal değişimlere yol açması ise, ibretle mütalaa edilmeye
değer.
Günümüzde, eğitim hususunda yanlış bir yaygın kanaat mevcuttur. Eğitim
ve öğretimdeki temel maksatlar ne türlü ifade edilirse edilsin,
neticelere bakıldığında, malesef, asıl gayenin para gözlü insanlar
yetiştirmek olduğu ortaya çıkmaktadır. "Öğrenme=kazanma" formülüyle
okuma yazma bilen işçi ve memur yetiştirmekle meşgul okullar, global
hesaplaşmalar plânlayan bir beyin takımı oluşturacak durumda
değildirler. Mekanik ve papağanca talimatlarla vakit kaybettikçe de,
mütefekkir ve müceddit namzetlerini terbiye etmeye zaman
bulamayacaklardır.
Şu anda çoğu okulda olup biten şeyler, cemiyette olup biten şeylerin
çok gerisindedir. Neyse ki, gelecekten zaman makinesiyle getirilmiş
gibi, cemiyetin hayat standardını, dünya görüşünü ve idrak seviyesini
aşan birtakım eğitim müesseselerinin mevcudiyeti bizleri ümitsizlikten
kurtarmaktadır. Bu tür kurumları farklı kılan dinamikleri
incelediğimizde ister istemez şu sorular aklımıza geliyor: Dünya
çapında başarılar elde etmenin sırrı nedir? Yoksa bizler eğitimdeki
hedeflerimizi tekrar belirlemek ve eğitilmiş insan yetiştirmekten
neler kasdettiğimizi tekrar düşünmek mi zorundayız?
Evet, bilgiyi istif eden değil, yerinde ve tesirli olarak kullanabilen
insanlara ihtiyaç var. Halbuki okullarda bilgilerin nasıl
toparlanacağı üzerinde duruluyor, nasıl değerlendirileceği değil.
Problem çözme, yorumlama, terkip ve tahlil etme gibi kabiliyetlerin,
ekip çalışmaları yoluyla geliştirildiği farklı öğrenim ortamları,
geniş ufuklu ve yeniliklere açık eğitimciler tarafından
hazırlanmadıkça okulların, istenilen sosyal değişimleri
gerçekleştiren, problemleri çözüp ihtimalleri değerlendiren birer
irfan santrali haline gelmesi çok zordur. Kısacası, okullar, zaman ve
mekanla sınırlanmayan, arzu edilen ferdî ve içtimaî hedeflere en kısa
zamanda ulaştıran eğitim müesseseleri ve kültür merkezleri haline
getirilmelidir. Zaten bu ideal gerçekleşmiş olsaydı, bizim bildiğimiz
okullar şimdiye kadar tarihe karışmış olacaktı. O zaman, bilgileri
inhisarları altına almakta mahsur görmeyen uzman ve teknisyenlerin
ipoteğindeki hakikat, ilim ve hikmet, kıtlıktan kurtulacak, dileyen
herkesin onlara ulaşması da mümkün olacaktı.