Bir süre önce “Sessiz Devrim” olarak adlandırılıyordu. Herkes neler
olacak diye meraklı bir bekleyiş içindeydi. Daha sonra devrimin
heyecanı kayboldu. Yeni düzen kanıksandı, kuruldu ve sosyal yapımız
oldu. Meselâ, bu çalışmayı hazırlarken büyük ölçüde postmodern
imkanlardan yararlandık. Bir gurup akademisyenin İnternet’de
oluşturdukları “Postmodern/Çokkültürlü Tartışma Gurubu” fikirlerimizin
gelişmesinde faydalı oldu.[1] Bilgilerin çoğunu çeşitli veri
tabanlarından sağladık. Günlük hayatımızda, yeni çağın giderek artan
başka birçok imkanlarından faydalanıyoruz. Bu yazının amacı, içinde
yaşadığımız dönemin, tarihi süreciyle birlikte bir değerlendirmesini
yapmaktır.
Nesillerin adları
Tıpkı insan nesilleri gibi, bilimsel çağların da jenerasyonlarından
bahsetmek mümkündür. Edison veya Graham Bell gibi kaşiflerin bilime ve
teknolojiye katkılarını başlangıç tarihi olarak alınırsa, 19.yy’ın
ortalarından bu yana dört ayrı bilimsel dönem müşahede edilmektedir.
Bunlar, elektrik çağı, atom çağı, uzay çağı ve bilgi çağıdır.[2] Her
dönem, kendine has büyük değişmeleri sağlayan belirleyici vasıflarıyla
adlandırılmaktadır. Bu dönemlerde dünya daha eski çağlarla
kıyaslanmayacak şekilde değişmiştir. Günümüzün bazı özelliklerini
şöyle bir gözden geçirmek, değişimin ne kadar büyük olduğunu
gösterecektir. Telefon, radyo ve televizyon yeryüzündeki tüm
insanların anında haberleşebilmesini sağlarken; otomobiller, trenler
ve uçaklar uzaklık kavramını adeta ortadan kaldırmıştır. Tıp, biyoloji
gibi sahalarda yeni buluşlar yapılmış, genetik kodlar çözülmüş, insan
ömrü uzamış, kıt kaynaklardan daha verimli kullanılmaya başlanmıştır.
Maliyeti çok yüksek olmakla birlikte, nükleer santrallerden büyük
enerjiler sağlayan insan, uzayın derinliklerine doğru yolculuklara
başlamıştır.
Medeniyetteki bu muhteşem gelişmeler kesintisiz olarak sürüp
gitmektedir. Her dönem, kendinden önceki dönemlerdeki gelişmeler
tarafından sağlanmaktadır. Esasen buradaki “dönem” kavramını,
başlangıcı ve sonu olan bir blok veya kesitin ifadesi anlamında
kullanmıyoruz. Ortaya çıkan yeni bir unsur, ya herhangi bir ihtiyaca
cevap verdiği sürece varlığını korumakta, ihtiyaç ortadan kalktığında
ise medeniyet sahnesinden çekilmektedir; yada, devamlı olarak artan
ihtiyaçlar karşısında, kendisi de sürekli olarak gelişerek varlığını
idame ettirmektedir. Ancak, bazı unsurlar veya adlandırmalar, zamanla
daha ön plana çıkarak içinde bulundukları tarihi sürece damgalarını
vurmaktadırlar. Başka bir deyişle, belirleyici bir rol oynamakta ve
çağlarındaki pek çok şeye hakim olmaktadırlar.
Yukarıda anlatılan tüm değişmelerin ortak özelliği bilgidir.
İnsanlığın birikimiyle son nesil çağa ulaşmış bulunuyoruz. Bilgi,
giderek artmakta, yoğunlaşmakta ve yayılmaktadır. Ön plana çıkan bu
özelliği, içinde bulunduğumuz çağa, daha postmodern bir ifadeyle
günümüze, damgasını vurmasına neden olmuştur. Bugünün toplumu bazı
özellikleri itibariyle “Bilgi Toplumu”, çağımız ise “Bilgi Çağı”
adıyla adlandırılmaktadır. Çok daha sık kullanılan ve bu dönemin
düşünce özelliklerini ifade eden terim “Postmodernizm”[3], iktisadi
yapı ise “Postendüstriyel”dir. Kavramların neler ifade ettiklerinin
daha rahat anlaşılabilmesi için gerilere doğru giderek nasıl bir
tarihi süreç boyunca ortaya çıktıklarını incelemek gerekmektedir.
Ancak, daha önce şu noktaya dikkat çekilmelidir: toplumdaki
değişmeler, ilk olarak bilim adamları ve sanatçılar tarafından fark
edilmekte ve eserlerinde yansıtılmaktadır.[4] Bu nedenle
postmodernizmin tarihçesi bir bakıma bilim ve sanat tarihleri ile
değerlendirilmektedir.
Postmodernizmin bir tanımını yapmak çok zordur. Modernizmden sonraki
dönemin bütün özelliklerini işaret etmektedir. Öte yandan bu
özelliklerin neler olduğu konusunda da bir fikir birliği yoktur.
Kavram çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır:
1. Modernizm’den sonra: Modernizm’de halihazırda mevcut olan
eğilimleri veya modern’in uzantısını ifade etmektedir. Net bir
kronolojik sıra şart değildir.
2. Modernizm’in zıddı: Modernizm’in tersine olan, ona direnen veya
yıkmaya çalışan özellikleri ifade etmektedir.
3. “Geç kapitalizm”: Kapitalizmin bir safhasıdır. Sanayi-ötesi,
tüketici, çokuluslu ve milletler üstü kapitalizm anlamındadır.
4. Modern Çağ’dan sonraki çağ: Tarihi bakımdan yeni bir çağı işaret
etmek anlamında kullanılmaktadır.
5. Sanatta ve üslûpta seçmecilik (eklektisizm): Belirli bir inanca
sahip olmayarak, çeşitli fikirler ve üslûplar içinde kendine uygun
geleni seçmek, formları ve cinsleri melezleştirmek, farklı kültürlerde
veya zaman periyotlarındaki tarzları karıştırmak, mimarideki, görsel
sanatlardaki ve edebiyattaki biçimleri değiştirmek, kaldırmak ve
yeniden kurmak anlamında kullanılmaktadır.
6. “Global köy” fenomeni; kültürlerin, ırkların, imajların,
sermayelerin ve üretimlerin küreselleşmesi: Genel olarak “Bilgi Çağı”
anlamında kullanılmaktadır. Modern dönemin temelini oluşturmuş olan
milli-devlet kimliklerinin yeniden tanımlanması, imaj ve
enformasyonların milli sınırlar dışına yayılması, milli, linguistik,
etnik ve kültürel kimliklerin çökmesi ve bilgi-öncesi (pro-information)
çağdaki toplumlar tarafından bilinmeyen bir ölçekte kültürlerin
küresel karışımı duygusu kastedilmektedir.
Postmodernizmin özellikleri konusunda muhtelif gözlemlere dayanan
mukayeseli tasnifler yapılmaktadır. Bir kültürel anestezi olduğu
kanısıyla postmodernizme ‘soğuk’ bakan veya gelecek için ümit vaad
eden global kültür olarak ‘sıcak’ bakan yazarlar vardır.[5]
Internet’deki bir tasnif, bu özellikleri şöyle kıyaslamaktadır:[6]
Modernizm/Modernlik
Postmodernizm/Postmodernlik
Hiyerarşi, düzen, merkezileştirilmiş kontrol
Anarşi, düzenin yıkılması, merkezi kontrolun kalkması
Büyük politik yatırımlar (millet-devlet, parti)
Mikropolitik yatırımlar, kurumsal güç çatışmaları, kimlikçi
politikalar
Milli kimliğin ve kültürün söylemi; kültürel ve etnik orijinler miti
Lokal söylemler, büyük söylemlerin ironik yıkımı: orijine ait
mitoslarının aksi
Bilim ve teknoloji vasıtasıyla büyük ilerleme söylemi
İlerlemeye şüpheyle bakmak, teknoloji karşıtlığı reaksiyonlar, yeni
çağ dinleri
Temsilcilerin ve medyanın önündeki “gerçeğe” inanç, “orijinalin”
içtenliği
Aşırı realite, imaj doygunluğu, taklidîn gerçek olandan daha güçlü
olması, gerçekte var olmayan şeylerin sunulması ve bunların var
olanlardan daha güçlü olması
Bilgide uzmanlaşma,
her şeyi kapsama: ansiklopediler
Kılavuzluk, bilgi yönetimi, sadece ihtiyaç halinde bilgi, Web,
İnternet
Kitle kültürü, kitle tüketimi
Kültürün kitlesel olmaması (demassified culture), küçük pazarlar, az
üretim
Medya yayını
Birbirini etkileyen, müşteriye hizmet eden medyanın dağıtımı, çok
miktarda küçük medya’ların ortaya çıkması (Network ve Web)
Merkezileşmiş bilgi
Dağıtılmış, yayılmış bilgi
Yüksek ve aşağı kültür ayrımı; yüksek veya resmi kültürün normatif ve
otoriter olmasında konsensüs
Aşağı popüler kültür tarafından yüksek kültür hakimiyetinin bölünmesi;
popüler ve yüksek kültürün karışımı; pop kültürünün yeni değerler
kazanması
Tam çalışmaların ve amacın sanat olması
Proses, performans, üretim olarak sanat
Sanat: sanatçı tarafından meydana getirilen orijinal bir objedir
Sanat: dinleyiciler ve alt kültürler tarafından meydana getirilen
kültürün yeniden işlenmesi
Genel sınırlar ve bütünlük hissi (sanat, müzik ve edebiyatta)
Melezlik, kültürlerin yeniden birbirlerine bağlanması
New York mimarisi ve dizaynı
Los Angles ve Las Vegas mimarisi ve dizaynı
Derinlere uzanan kökler/derinlik
Kök gövdeler/yüzeysellik
Niyet ve gayede ciddiyet
Oyun, ironi, resmi ciddiyete tepki
Birleşmişlik duygusu, benliğin merkez olması; “ferdiyetçilik”,
birleşmiş kimlik
Bölünmüşlük duygusu ve benliğin merkez olmaması, çoklu ve çatışmacı
kimlikler
Organik ve inorganik arasındaki açık farklılık, insan ve makine.
Organik ve inorganik Siborg karışımı; insan-makine-elektronik
Cinsel farklılığa göre şekillenmiş güç düzeni, tek cinsiyetler,
pornografinin dışlanması
Çift cinsiyetlilik, pornografi
Determinizm
Indeterminizm
Dünyanın anlatıcısı olarak kitap, yazılı bilgi sistemi olarak
kütüphane
Yazılı medyanın fiziki sınırlarının aşılması olarak yüksek-medya,
Enformasyon sistemi olarak Web veya Net.
Makine
Bilgi
İlkel
İleri
Nesne (object)
Özne (subject)
Gerçeklik; Gerçek (realite)
İsmen olmasa da fiilen var olma (virtual); Hayal (imaj)
Maddi olan
Manevi olan
Çekicilik
İticilik
Kural
Anarşi
Mekan
Mekansızlık; Zaman
Ev
Anakent (metropol)
Modernizm
Modernizm pek çok yönü olan bir fenomendir. Belli bir modernizmden
değil, bir çok modernizmlerden bahsedilmektedir. Buna bağlı olarak
postmodernizmin de çeşitli versiyonlarından söz edilecektir.
Postmodernizmin dayandığı safha modern dönemdir. Modern kelimesi
tarihi bir kavram olarak çeşitli anlamları ihtiva etmiştir. Modernlik,
pek çok yazar için bir hareketin, değişmenin, belirsizliğin
konusudur.[7] Latince olan Modernus sözcüğü, ilk olarak 5. YY’da,
dinsizliği reddetmek (paganizm) anlamında, Hıristiyan toplulukları
işaret etmek için kullanılmıştır. Rönesans düşünürleri, modern ve
antik toplum ve devlet ayrımı yaparak kelimenin anlamını
genelleştirmişlerdir. Buna göre, modern toplum herhangi bir Batı
toplumudur, antik (ilkel) toplum ise Batı’nın dışındakilerdir. Daha
sonra aydınlanma çağına geçildiğinde, aynı istikamette, fakat daha
yaygın ve geniş bir anlam kazandığı görülmektedir. Bugün, modernizm
kavramı Batı toplumlarının vasıflarını açıklamaktadır. Kumar,
kavramdaki gelişmeyi şöyle anlatıyor:
“On sekizinci yüzyıl Aydınlanması sadece orta çağın antik ve modern
ayrımına katkıda bulunmakla kalmadı, bundan sonra da geçerli olacak
kritik bir tespitini de yaptı. Bu andan itibaren modern toplum bizim
toplumumuzdu, yaşadığımız türden toplumlar, ister on sekizinci
yüzyıldaki olsun isterse yirminci yüzyıldaki. Kelimenin ilk ve son
anlamları arasında fark olsa bile, bu iki kelime (modernizm ve toplum)
birbirleriyle eş anlamlıydı, Batı toplumu modernitenin amblemi oldu.
Modernleşme demek, Batılılaşma demekti. Bu nedenle modern toplumlar
onsekizinci yüzyıldan beri Batı toplumlarının damgasını
taşımaktadırlar.”[8]
Kısaca özetlemek gerekirse “modern” kavramının ilk anlamı Hıristiyan
olmak, günümüzde ulaştığı son anlamı ise Batı’lı olmaktır.
Daha özel bir anlamı olan modernizm kavramı ise, ondokuzuncu yüzyıl
ortalarında kültür tarihinde, daha ziyade sanat ve bilimle ilgili olan
değişmeleri ifade etmektedir. Bu dönemin öncesinde, sanattaki realist
akım, bir ayna görevi görerek, varlığı tıpkı tabiatta bulunduğu gibi
yansıtma düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Yansımacılık, objektivite ve
kişisel olmama şeklinde görülmüştür. Bu dönem, bilimde de pozitivizme
tekabül etmektedir. Fakat daha sonra, insanın katkısının pasif bir
tutumla bir şeyi olduğu gibi yansıtmanın çok daha ötesinde olduğu
görüldü. Varlıkların, formlarının içinde taşıdıkları ve objektif
yansıtmayla görülemeyecek olan anlamları da vardı. Böylece modernizm,
realizme bir tepki olarak gelişti.[9] Aslında dönemin genel
çerçevesini pek çok akım oluşturmaktadır. Naturalizm, sembolizm,
kübizm, ekspresyonizm, fütürizm, sürrealizm, yapısalcılık v.d., gibi
akımlara, modernizmin sanattaki kökenleri olarak bakılmaktadır.[10]
Modernizm üzerinde estetik tecrübenin yanı sıra savaşlar, ikinci
sanayi devrimi gibi sosyal faktörler de etkili olmaktadır. Fakat
modernizmi, başta sanatçılar, genellikle herkes eleştirmektedir. Bu
dönemde insani değerlerin önemli yaralar aldığı düşünülmektedir. Bu
dönemde toplumun zayıfladığı düşünülmektedir. Modern sanat insan
yalnızlığının, izolasyonunun ve kopukluğunun bir anıtı olarak
görülmektedir.[11] Yeni arayışlar içine giren toplum kısa sürede bir
şeyler ortaya çıkaracaktır.
Modenleşme, sosyolojide ele alındığı anlamıyla, bir toplumun bilim ve
teknoloji doğrultusunda farklılaşması ve kompleks olması
sürecidir.[12] Sosyal yapıda sanattaki gibi bir realizm
reddedilmemekte, aksine rasyonalite nosyonu üzerine toplum bina
edilmektedir. Davranışlar artık geleneksel, duygu temelli veya inanca
dayalı değildir. Sebep-sonuç arasındaki mantıki ilişki esastır. Bu
dönemdeki sosyo-kültürel değişmenin iki veçhesi vardır. Birincisi,
sosyal mobilitenin artmasıdır. Sosyal, ekonomik ve psikolojik
özellikler ve örnekler hızla eskimekte bundan dolayı insanlar yeni
örneklere göre sosyalleşmektedirler. İkincisi ise, genel rollerden
uzman rollere geçiş şeklinde bir sosyal farklılaşmanın ortaya
çıkmasıdır.
Postmodernizm
Ancak giderek yayılan ve güçlenen modernizm nihayet kendi tepkisini de
üretti. 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında ilk olarak
postmodernizm kavramı kullanılmaya başlandı. Önce mimaride
kullanılmış, daha sonra genelleşerek kültürün diğer alanlarına
yayılmıştır. Pinkney’e göre, modernizmden postmodernizme iki noktadan
geçilmiştir.[13] Bunlardan birincisi evrenselcilik, elitçilik ve
formalizm gibi modernist unsurların artık öneminin kaybolması,
ikincisi ise iktisadi alanda esnek uzmanlaşma olarak da adlandırılan
ve enformasyon teknolojisi sayesinde monolitik üretimin
desantralizasyonuna geçiştir.[14] Bugün artık sanayi çağı geride
kalmış, insan kaynaklarının entelektüel niteliklerine dayalı olan
bilgi çağı başlamıştır.[15]
Bu çağın iktisadi niteliklerinin sosyal yapıyla ilişkilerini
vurgulamak maksadıyla postendüstrileşme kavramı kullanılmaktadır.
Tarihi gelişimi bakımından kavramın mukayesesi yapıldığında, endüstri
öncesi (pre-industrial) dönemde toplumun temel ihtiyaçlarının
üretildiği ve sistem itibariyle üretimin dar ve küçük ölçekli olduğu,
endüstri döneminde makine teknolojisi ve büyük ölçekli üretime dayalı
sosyal ve ekonomik organizasyonların ortaya çıktığını, endüstri-ötesi
(post-industrial) dönemde ise, üretimin miktarı ve verimliliğinden
ziyade bilim ve teknoloji ağırlıklı olduğu görülmektedir. Endüstriyel
toplum, üretilen malların miktarıyla tanınırken, postendüstriyel
bilgiyi üretme ve aktarma kapasitesiyle tanınmaktadır. Postendüstriyel
toplumun hareket ettirici gücü bilgi, teknik beceri ve idari
yetenektir. Sermaye toplamak, sanayi toplumundaki kadar önemli
değildir. Bu toplumların problemi, ekonomik büyüme değil, verimli
organizasyonlar ve bilginin bir sistem halinde toplanmasıdır.
Bu özellikler sonucu iki önemli problem oluşmaktadır. Bilgi ve
becerinin ön plana çıkması neticesinde, büyük ölçüde sanayi ve devlet
desteğine bağlı olan yeni bir teknik elit sınıf oluşmaktadır. Öte
yandan bu durum bir yönetim problemi olarak da yansımaktadır. Bilimin,
teknolojinin ve bilim adamının sahibi kimdir sorusu ortaya
çıkmaktadır.[16] Postmodern toplumun hızlı değişiminde, bilim adamının
bilgisinin hayati önemi ve etkinliği olmakla birlikte, otoriteleri ve
güçleri pek belli değildir; aynı oranda yansımamaktadır. Büyük
ölçeklerde yapılanmış özel ve tüzel bürokrasiler kamu kararlarını
kontrol etmektedirler. Bilimin ve teknolojinin gücü ve önemi artarken,
bürokrasinin ve bürokratınki de artmaktadır.[17]
“Postendüstriyel” kavramını bir sosyal değişme teorisi çerçevesinde
ilk kullananlardan biri Daniel Bell’dir. Aşağıdaki tablo Bell’in
sosyal değişme teorisini ana hatlarıyla göstermektedir.
Sanayiden sanayi-ötesi (postindustrial) topluma geçişte sosyal değişme
şeması:
Sanayi Öncesi
Sanayi
Sanayi Ötesi
Bölgeler:
Asya
Afrika
Latin Amerika
Batı Avrupa
Rusya
Japonya
ABD
Ekonomik sektörler:
Birinci:
Ziraat
Madencilik
Balıkçılık
Ormancılık
İkinci:
Mal üretimi
İşletme
Üçüncü:
Nakliye
Dördüncü:
Ticaret
Finans
Sigorta
Emlak
Beşinci:
Sağlık
Eğitim
Araştırma
Yönetim
Recreation
Mesleki tercihler:
Çiftçilik
Madencilik
Vasıfsız işçi
Yarı-vasıflı işçi
Mühendis
Profesyonel ve teknik bilim adamı
Teknoloji:
Ham malzeme
Enerji
Bilgi (enformasyon)
Dizayn:
Tabiata karşı
Üretilmiş türlere karşı
İnsanlar arasında
Metodoloji:
Sağduyu tecrübesi
Tecrübe kazanmak,
Deney yapmak
Soyut teori:
Modeller, simulasyonlar (taklitler), karar teorisi, sistem analizleri
Zaman perspektifi:
Eski tecrübelerle düzenlenme
Yapılan tasarılara göre düzenlenme
Geleceğe ait öngörülere göre düzenlenme
Temel prensip:
Geleneksellik: Toprak/kaynak sınırlılığı
Ekonomik büyüme: yatırım kararlarının devlet veya özel şahıslar
tarafından kontrolu
Teorik bilginin düzenlenmesi (codification) ve merkezileşmesi
Kaynak: Daniel Bell. (1976). The Coming of Post-Industrial Society: A
Venture in Social Forecasting. U.S.A.: Basic Books, s. 117.
Post-Fordizm ve postmodernizm
Postmodernizm, kapitalizmdeki üretim şeklinin değiştiği bu dönemde
ortaya çıkmaktadır. Bu dönem aynı zamanda, Fordizm’den Post-Fordizm’e
geçiştir. Yani, iktisadi ve sosyal yapıyla ilişkili olarak modern
dönem Fordizm, postmodern dönem ise post-Fordizm olarak da
adlandırılmaktadır. Fordizm terimi, ileri endüstri toplumlarında
üretim organizasyonları metotlarını ifade etmektedir. Postmodenizmin
teşekkülünde önemli bir yeri vardır. İlk olarak 1930’larda, İtalyan
marksist Antonio Gramsci ve Belçikalı sosyalist Henri de Man
tarafından, otomobil üreticisi Henri Ford’un kapitalist medeniyetteki
büyük değişiklikler öneren yazılarının yorumlanmasıyla ortaya atılmış
bir simgedir.
Henri Ford, sosyal yapıyla bağlantılı olarak endüstriyel üretim
tekniği konusunda iki temel düşünce ortaya atmıştır. İlki, üretimde
otomasyona geçilmesi, yani uzmanlaşmaya ve standartlaşmaya dayalı
olarak “bilimsel yönetim”dir. Böylece bir üretim metodu en mükemmel
şekilde düzenlenmekte ve bir standart haline getirilmektedir. İkincisi
ise, ücretlerin yükselmesini önermektir, çünkü yüksek ücretler, hem
işgücünün sağlamlığını ve disiplinini artıran bir ödüldür, hem de
kitle üretimi için talep sağlamaktadır.[18] Böylece, bir yandan işçi
sınıfının mali durumu iyileşirken, diğer yandan yönetime de
katılmaktadır. Fod’un düşündüğü yenilikleri giderek yayıldı ve
endüstrilerde uygulanmaya başlandı. Bununla birlikte, Rus devrimi,
ekonomik bunalımlar, Dünya savaşları, kolektif pazarlık, sosyal
demokrasinin kurulması gibi pek çok faktör kapitalist bir yapının
kurulmasını sağlamıştır.
Kitle tüketimi için seri üretim anlamına gelen ve H. Ford’un adıyla
adlandırılan bu dönemin bazı özellikleri şunlardır:[19]
1. Sermaye yoğun büyük ölçekli üretim;
2. Esnek olmayan bir üretim prosesi;
3. Katı bir hiyerarşik ve bürokratik yapı;
4. Rutin işler yapan yarı eğitimli işgücü kullanımı (bilimsel
yönetimden kasıt budur);
5. Güçlü bir bütünleşme eğilimi;
6. Milli pazarların korunması.
Fordizmin önemi, kapitalizmin kendisini nasıl geliştirdiğini
göstermesindedir. Sosyal bütünleşmeye kapitalistler tarafından dikkat
çekilmektedir. Fordizm’de toplum, herkesin ortak çalışmaya katıldığı
ve faydalarını paylaştığı bir tür hiyerarşik bütünlüktür. Toplum,
resmi ve özel yöneticiler tarafından -kendi bilgilerini esas alarak-
organize edilmiştir. Yönetimdeki bürokratik sitil ve şehirleşmedeki
rasyonel tutum nedeniyle Fordizm, ‘modernizm’ ile bağlantılıdır.
Endüstri yönetiminde de bürokrasi ve rasyonalizm vardır.
Ancak, 1970’lerden sonra yeni enformasyon teknolojilerinin etkili
olması ve ekonomilerin enternasyonelleşmesiyle birlikte bürokrasinin
(dolayısıyla devletin) düzenleme gücü giderek azalmaya başladı.
1980’lerden itibaren büyük miktarlardaki kitle üretimi yerine uzmanlık
üretimi, katı kurallar yerine esnek kurallar kondu. Böylece postmodern
tarzlara ve fikirlere ilham kaynağı olan post-Fordizmin ‘esnek
uzmanlaşma’ kavramı ortaya çıktı. Fakat bir takım problemleri de
beraberinde getirerek; mesela, ‘uzmanlaşma’ ücretlerin dondurulmasına,
‘esneklik’ ise becerilerin azalmasına neden olmaktadır. Günümüz
dünyasının bu tablosunda, ABD ve İngiltere esnek, Japonya ve Almanya
ise organize ve becerili kapitalist ülkeler olarak tasnif
edilmektedir.[20]
Post-Fordizm kavramı, üretimde yeni teknolojilerin sağladığı yeni
ekonomik imkanları ifade etmektedir. Ekonomide post-Fordist olarak
adlandırılan, fakat genel olarak postmodernist dönemin bazı
özellikleri şunlardır:[21]
1. Eski imalathane ve bacalı endüstrilerin çöküşü, bilgisayar esaslı
yatırımların doğuşu;
2. Esnek ve merkezi olmayan formlardaki işçilik prosesleri ve
organizasyonlar;
3. Uzman çalışanların ve düşük ücretli işçilerin oluşturdukları emek
pazarı;
4. Birleşmiş bir mavi yakalı geleneksel işçi sınıfının sona ererek,
beyaz yakalı[22], profesyonel, teknik, yönetici ve diğer servis
sektörü çalışanlarının mesleki yapısının hakim olması;
5. Kadının daha çok çalışabilmesine yeni teknolojilerin imkan
sağlaması;
6. Tüketimde bireysel tercihlerin farklılaşması nedeniyle piyasaya
sunulan malların çeşitlenmesi;
7. Kapitalist üretim prosesinin globalleşmesi nedeniyle çokuluslu
şirketlerin hakimiyeti ve özerkliği;
8. Global üretimin organize edilebileceği şekilde bir esnekliğe sahip
yeni bir milletlerarası iş bölümü.
Elbette ki bu özellikler gerek iktisadi, gerekse toplumsal hayatta
kısmen görülebilmektedir. Mesela, hazır yemek işletmeleri klasik
Fordist prensiplerle çalışmaktadırlar. Öte yandan post-Fordizm,
ekonomilere göre de farklı şekillerde tezahür edebilmektedir. Özetle
post-Fordist dönem, küçük teşebbüslerin, uzmanlaşmış mal ve hizmet
pazarlarının oluşturduğu yeni bir yapı anlamı taşımaktadır.
Bu yapı dünya ekonomisinin ulaştığı yeni bir düzendir. Postmodernizm,
mekanik paradigmanın yerine biyolojik ve organik dünya görüşünü
getirmektedir.[23] Geleneksel teoriler, artık, gelişen ve
postendüstriyel toplumları analiz edememektedirler. Yeni enformasyon
teknolojileri sosyal, ekonomik ve politik yapıları başka toplumlara
aktarmaktadır. Henüz çok uzakta olan veya daha yavaş yaklaşan sosyal
problemlerle toplum daha çabuk karşı karşıya kalmaktadır. Halihazırda
mevcut olan aşırı üretim, enflasyon gibi problemler ise, daha çok
yıkıcı olmaktadır. Bu nedenlerle, uluslararası bağımlılığı tanıyan ve
global üretime uyumlu politikalar, sosyal yapının gelişmesine katkıda
bulunacaktır.[24] Uluslararası rekabet milli ekonomileri
güçlendirecektir. Mesela, geleneksel iktisat politikalarındaki
korumacılık, planlama, global üretim-tüketim dengesini bozarak kendi
kendine zarar vermesine sebep olmaktadır. Öte yandan tarım sektörü, en
az sanayi sektörü kadar önem kazanmıştır. Bilgi çağında merkezi
planlama da artık iş göremez hale gelmiştir. Komünist ekonomilerin
çöküş nedenlerinden biri de budur. Örnek iktisadi model, artık sadece
kapitalizm ve onun üç temel formudur: Doğu Asya’daki neo-merkantilist,
Avrupa’daki sosyal demokrasi ve Amerikan tarzı kapitalizm.[25]
Postmodernizmin bazı problemleri
1. Bilgiye ulaşım ve kontrol
Bilginin türü ve kimlere açık olduğu ciddi bir problemdir. Bazı
yargılara göre bilgi, milli bir kaynaktır ve bu nedenle tüm
vatandaşlara açık olmalıdır.[26] Milli bir enformasyon ve iletişim
düzeni kurulmalıdır. Çünkü kamuoyu, mevcut enformasyonun nitelik ve
niceliklerine göre şekillenmekte, toplum bilgi zengini ve bilgi fakiri
olarak ayrışmaktadır. Bilgisayar ve haberleşme teknolojilerinin pahalı
olması, enformasyon kaynaklarını milletler üstü (transnational)
endüstriler gibi zengin ve güçlü ellere bırakmaktadır. Askeri ve sınai
kurumların gelişmesiyle buralardaki uzmanlar bilgiyi kullanmakta ve
kontrol etmektedir. Buna karşılık, ferdin ulaşabildiği bilgi türü
ansiklopedik bilgilerdir (sözlük veya ansiklopedi gibi referans
kaynaklarının yüklendiği CD kayıtları, veri tabanları vs.). Öte
yandan, Bilgisayarlar tarafından üretilmiş ferdi hayata ait bilgiler,
kredi kurumları, sigorta şirketleri veya hükümetler tarafından
toplanmakta ve satılmaktadır. Yapılan her telefon konuşması
bankalardan çekilen her meblağ kaydedilmektedir. Yeni teknolojilerin
uygulanmasıyla özel hayatın gizliliği giderek daha çok zarar
görmektedir.[27] Bu tehlike karşısında, “Elektronik Öncüler Vakfı (Electronic
Frontier Foundation)” ve “Sorumlu Bilgisayar Profesyonelleri”[28] gibi
bazı duyarlı bilgisayar gurupları teşekkül etmiş ve tedbirler üzerinde
çalışmaya başlamışlardır.
2. Ekonomik kriz
Otomasyon ve bilgisayarlaşma, işçi talebini giderek artan bir hızda
düşürmektedir.[29] İş konusunda bilgisayarla insan arasında tersine
bir ilişki vardır. Akıllı Makineler, endüstri tarihinde, sanayinin
gelişmesine paralel olarak artan işçi ihtiyacı talep trendini tersine
çevirmişlerdir.[30] Teknoloji geliştikçe ve yaygınlaştıkça, insana
daha az iş düşmektedir. Tıpkı sanayi devriminde olduğu gibi, bir kez
daha yeni teknolojiler insan gücünün yerini almıştır. Teknoloji, işçi
ihtiyacını azaltmakta, fakat buna karşılık işçi verimliliğini
artırmaktadır.[31] Ayrıca emek, sermaye, enerji gibi temel ekonomik
faktörlerde tasarrufu da sağlamaktadır. Fakat tüm bunların sosyal
maliyetleri büyüktür. Teknolojideki değişme fert ve toplumun
sarsılmasına neden olmaktadır.
Bilgisayarlarla donanmış elektronik iş yerleri giderek daha seçici
olmakta ve daha vasıflı, becerikli ve akıllı işçiler aramaktadırlar.
Bu nedenle emek-yoğun teknolojiden sermaye-yoğun teknolojiye
geçilirken kitlesel işsizlikler baş göstermektedir. İşletmeler birçok
insanın yaptığı işi bir makineye devrederek istihdam bakımından
küçülmektedirler. Küçülme postmodern bir reaksiyondur. Oysa,
halihazırda mevcut olan sosyal yapı istihdam temeli üzerine
kurulmuştur.
Otomasyon ve bilgisayarlaşma aynı zamanda maliyetleri de
düşürmektedir. Üretimdeki emeğin payı azaldığı ve yeni üretim
teknolojileri diğer maliyet unsurlarını sürekli aşağıya doğru çektiği
için gelirler de azalmaktadır. Daha ucuza maledilen daha ucuza
satılmakta, toplam kâr miktarı azaldığı için gelirler de düşmektedir.
Ayrıca emeğin payı düştüğü için ücret gelirleri de düşmektedir.
Bu krizler, işsizlik konusunda yapılacak yeni düzenlemelerle
giderilebilir. Eğitim yoluyla istihdam edilebilir kesimin nitelikleri
geliştirilmelidir. Aksi takdirde yeni çağ kargaşaya neden olacaktır.
3. Eğitim
Mevcut eğitim sistemi hâlâ modernist özellikler taşımaktadır. Eğitim
müfredatları önceden terkip edilmiştir; sadece uzmanlar tarafından
onaylanmış bilgiler geçerlidir; anlamlı ve sınanabilir bilgiler ferdi
tecrübe ve yorumdan üstün tutulmaktadır.[32] Bu anlamda modernizm,
yeniliği çoğu kez aşılamayan katı kurallara bağlamaktadır. Postmodern
düşünce ise, standardize edilmiş bir eğitim sistemi yerine farklı
eğitim ihtiyaçlarını vurgulamaktadır. Modernizmin eski metotları
reddetmesine karşılık, postmodernizm yeninin daima iyi olduğu
saplantısına kapılmadan her metoda açık bulunmaktadır.
Bu nedenle eğitimdeki postmodern değerlerin günümüzdeki sosyal
olaylara daha uygun olduğu düşünülebilir. Yeni eğitim modellerinde,
bilgi toplumu için gerekli olan karar verme ve problem çözme
teknikleri vurgulanmalıdır. Mesela mimaride çizimler bilgisayarlar
tarafından yapılmaktadır. Fakat kişisel yetenekler, entelektüellik ve
sosyal endişeler, mimarlıktaki temel nitelikler olarak varlıklarını
daima korumaktadırlar.[33] Öte yandan estetik, rahatlık, ve
dayanıklılığın sağlanması sadece insan düşüncesi tarafından
gerçekleştirilebilmektedir. Bu nedenle postmodern eğitimde insani
vasıflar daha öne çıkmaktadır.
Eğitim politikaları ve uygulamalar, hızla değişen teknolojik ve sosyal
iklimi kavrama yeteneğini vermeye yönelik olmalıdır. Okul yerleri
geniş öğrenci kitlelerini barındıracak niteliklere ulaştırılmalı,
müfredat programları ve idari politikalar değiştirilmelidir.
Uzmanlaşmaya ve lisans üstü eğitime önem verilerek, eğitim kadroları
bilgi çağının beklentilerine adapte edilmeli ve birer akademisyen gibi
yetiştirilmelidirler.[34]
Kamusal tedbirlerin yanı sıra, birinci dereceden eğitim kurumu olan
ailenin postmodern tutumlarındaki aksaklıklar da giderilmelidir.
Ailenin verdiği eğitimde bazı yanlışlıklar göze çarpmaktadır. Bunların
da kritik edilmesi gerekmektedir. Ailenin, çocuklar üzerindeki bazı
kanaat ve tutumlarına şunlar örnek olarak verilebilir:[35]
1. Aileler, çocuklarının karakter gelişmesinin, iş hayatında başarılı
olmak için gerekli olan bilgi ve becerilerin öğrenilmesiyle ilgili
olmadığı kanısındadırlar.
2. Çocukların dinle ilişkileri, dinin onları eğlendirdiği ve bir
külfet olmadığı sürece uygun görülmektedir.
3. Çocukların kendilerine güvenleri ne pahasına olursa olsun
korunmalıdır düşüncesiyle, onların hayatlarındaki her tür olumsuz
olaya ve hatta kelimelere bile şiddetle tepki göstermektedirler.
4. Çocuklarındaki davranış bozukluğunun, mutlaka dış faktörler
tarafından üretildiği kanısıyla, çevre faktörlerini keşfetmeye
çalışmaktadırlar.
5. İyi bir ebeveyn olmak için çocuklara geniş zaman ayırmanın şart
olduğunu düşünerek, bunu sağlamak için tatil gibi dışarı faaliyetler
planlamaktadırlar.
6. Tanrının kendilerini maddi zenginliklerle ödüllendirdiğini
düşündükleri için, bu rahmetin bir uzantısı olarak çocuklarına her
istediklerini vermektedirler.
7. Çocuklarının teknoloji karşısında korumasız kalacağından korkarak,
eğitim adına bilgisayar oyunları oynamalarına izin vermektedirler.
8. Ebeveyn olmanın, diğer öğrenilmiş beceriler gibi, tüm doğru
teknikleri okuyarak ve öğrenerek sağlanılabileceğini ve çocuklarla
olan ilişkilerinde bunun yeterli olacağını düşünmektedirler.
9. Tüm ilişkilerin paylaşılan bilgilerle kuruduğunu düşündükleri için,
kendilerine ait çok özel bilgileri bile çocuklarıyla paylaşmaktan
çekinmemektedirler.
10. Çocuklarına ne kadar çok alternatif sunarlarsa, o kadar iyi
olacağını sanmaktadırlar.
1. Sosyal kargaşa
Postmodern fikirler lisan ve kavramları dağıtmakta, kimliği çözmekte
ve hümanist bir toplum kurmayı amaçlamaktadır.[36] Postmodern
düşüncede, geleneksel yapının dışında bireyin istediği gibi
düşünebilme serbestliği vardır. Ancak, bu tür bir özgürlük anlayışı
hürriyet alanının genişlemesine değil, bir kaos yaratarak çöküşüne
neden olabilir. Herhangi bir kavrama atfedilen kişisel anlam üzerine
düşünce bina etmek, ferdi kimliğin toplumla olan ilişkisini de
çözecektir. Günümüz medeniyeti zaten bir kaosu yaşamaktadır. Batı
medeniyetinde bilimler arasında bir kültürel çatlak oluşmuştur.[37] Bu
çatlağın postmodern fırsatlar nedeniyle giderek büyümesi önemli bir
tehlikedir.
Toffler’a göre postmodern bir dönemin doğmasına, artan yabancılaşma,
guruplar arası çatışma ve siyasal dejenerasyon sebep olmuştur.[38]
Yabancılaşmanın yanı sıra sosyal ritüeller de kaybolmaktadır. Yeni
filimler evdeki kişiye özel televizyondan verilmekte. Satın alınmak
istenen CD’ler dükkanlarda istek üzerine doldurulup satılmakta.
Alışverişler evden yapılmaktadır. Ancak bu tür sosyal ritüeller
kalkınca insanın daha çok yabancılaşması söz konusu olmaktadır.[39]
Öte yandan, teknoloji ferdin sosyal alanının genişlemesine de sebep
olmuştur. Bir başka deyişle, ferdi sosyal hayat, doğrudan ve dolaylı
olarak sosyal ilişkilerin sağanağı altında kalmaktadır. Son derece çok
ve yoğun etki arasında gerçek benlik duygusu zayıflamaktadır. Giderek
yoğunlaşan enformasyon bombardımanı aralıksız sürmektedir. Fakslar,
klipler gibi ses veya imaj halindeki tüm enformasyon parçacıkları,
bireyin kafasını tıka basa doldurmakta ve arka planlara doğru itilen
orijinal benlik karmaşa yığını arasında kaybolup giderek
müessiriyetini yitirmektedir.[40] Şahsiyet, kendini ifade etmesine
imkan bulamamaktadır. Gerçeğin yerini imaj almıştır. Bu bilgiler
genellikle sanal, zannî veya taklittir.[41] Gerçeğin temsilcisi (veya
gerçeğin yansıtıcısı) değildirler. İnsanlara güçlü bir kimlik duygusu
veren iki faktör parçalanmaktadır. Bunlar ferdi derin duyguların
etkisine sokan romantizm ve benliğin esası olarak rasyonel düşünceyi
vurgulayan modernizmdir.[42] Eğer postmodern hayat gerçek benlik
duygusunu koruyabilirse şahsiyetin zenginleşmesini sağlayabilir.
Bir başka problem de, ferde aktarılan enformasyonun gerçekte anlam
yüklü olmamasıdır. Nitekim, “Whitney Museum of American Art”
tarafından yapılan bir araştırmaya göre, medya kültürüne yansıyan
sanat eserleri, olayların anlamlarını ön plana çıkararak bir kritik
yapmak yerine, sadece görsel ifadeye önem vermektedirler.[43] Bu
guruptaki postmodern sanatçılar bir sanat eserinin statüsünü ve
anlamını şartların belirlediğini göstermektedirler. Eserler
genellikle, sosyal ve kültürel vasıflardan uzaktırlar. Bunun altında
postmodernizm yatmaktadır. Birkaç kritik çalışma, sergi salonlarının
uzak köşelerine itilmiştir. Eski sanat eserleri bile postmodernizmin
tarihçesi olarak sergilenmektedir. Doğru bir sosyal kritiği yansıtması
gereken müzeler, postmodernizmin tarihselliği reddeden ve artık
yasallaşmış olan temasına uymaktadırlar. Bu durum Postmodernizmin
tarihi, hareketi, ve değişmeyi reddettiğini göstermektedir. Buna
karşılık Modernizm hâlâ, postmodernizmin irrasyonel olan etik
karşıtlığıyla, yeni kabileciliğiyle ve evrenselciliğin lokalist
reddiyeciliğiyle mücadele ederek sanatın ve teorinin sonuyla ilgili
söylemlerini önlemektedir.[44] Bu karşı mücadeleler de yine sanatçılar
ve bilim adamları tarafından yürütülmektedir. Yeni yapılan bazı
çalışmalar sosyal kritik endişeleri taşımaktadır. Mesela, bazı filim
yapımcılar, “Postmodern barbarlığa” karşı sinemanın, eğlence amaçlı
değil, metafor ve sembolleri keşfetmeye yönelik olmasını savunmakta ve
çalışmalarında bu temaları kullanmaktadırlar.[45]
Sonuç
Yeni çağın pek çok özellikleri artık net olarak ortadadır. Bunların
önemli bir kısmını iyi ve kötü yanlarıyla kendi toplumumuzda
yaşıyoruz. Önceki çağlarda olduğu gibi, bu çağda da ellerindeki
araçlarını iyi kullananlar tarihi yazacaklardır. Çok hızlı seyreden
teknolojik ve sosyal değişmeler yakın gelecek konusunda bile doğru
tahminlere imkan vermemektedir. Ancak, diğer çağlarda bulunmayan
önemli bir fark, bilgiye daha kolay ulaşan ferdin (hatta toplumun)
giderek kendine yeterli bir hale gelmesidir. Bu nedenle, yukarıda
bahsedilen tüm problemlere rağmen, geleceğin aydınlık olacağı
kanaatindeyiz.
Bu çalışmada vardığımız ikinci sonuç, Bilgi Çağı’na sıçramanın mümkün
olduğudur. Yeni çağ, modern dönem özelliklerinin mutlaka ikmal
edilmesini gerektirmemektedir. Bununla beraber, her toplumun
rahatlıkla sağlayabileceği, kendine has özellikleri olan minimum bir
altyapıyı da gerekli kılmaktadır. Meselâ, postmodernizm için ağır
sanayinin kurulmuş olması veya şehirlere göç edilmiş olması şart
değildir, fakat ileri teknolojiye dayalı geniş iletişim ağları inşa
edilmelidir. Bilginin mutlaka lokal olarak üretilmesi gerekmemektedir,
aktarılması yeterlidir.
Bu çerçevede varılacak üçüncü sonuç, bilginin keşfinin (var olan ama
henüz bilinmeyen bir şeyi bulmak), icadının (terkiple yeni bir şey
çıkarmak), imâlinin (işleyerek mamul hale getirmek) ve üretiminin
(aynı asla bağlı olarak çoğaltmak) giderek daha çok önem kazanmasıdır.
Bunları başaranlar güce de sahip olmaktadırlar. Sürekli olarak yeni
bilgi ihtiyacı doğmaktadır. Bilginin, tabiatı icabı miktarı arttıkça,
bilgi açığı ve açlığı da artmaktadır. Çeşitli alanlara veya küçük
birimlere doğru yayıldıkça, karşılaştığı yeni çevrelerle bütünleşen
yeni bilgi, başka yeni bilgi ihtiyacı doğurmaktadır. Bu karşılıklı
etkileşim süreci, dışa doğru genişleyen helezonik yay gibi giderek
büyümektedir. Bu güçlü etki yeni bir çağın tarih sahnesine çıkmasına
sebep olmuştur. Hiçbir dönemde bu kadar çok ve yaygın olmamıştı.
Nitekim, günümüzü düşünürsek, “post-endüstriyel toplumun kökenleri,
bilimin üretim metotları üzerindeki doğrudan etkisinde
yatmaktadır.”[46] Bilim elbette çok önceleri de vardı; fakat bu
dönemde “... bilim, yarı özerk bir güç olarak, kapitalizmin önüne
geçmiştir. Bu sebeple, sosyal özellikleri ve organizasyonlarıyla
bilimsel mirasın, gelecekteki toplumu meydana getiren temel unsur
olduğu söylenebilir.”[47]
Bu nedenle çıkarılacak dördüncü sonuç, bir bilim dalı olarak Bilgi
Sosyolojisinin gelecek için çok önemli olacağıdır. Sosyolojinin bir
alt dalı olan Bilgi Sosyolojisi, bilgi ile toplum arasındaki ilişkiyi
incelemektedir. Bilginin nasıl üretildiği, sosyal yapıyı nasıl
şekillendirdiği ve bu yapının daha sonra nasıl yeni bir bilgi
ürettiği, bu branşın konuları arasındadır. Bilgi-insan-toplum
ilişkisinin sosyolojisi, günümüzde ve gelecekteki sosyal bilimler
arasında çok geniş bir yere sahip olacaktır.
Kaynaklar
“120 years of Popular science (cover story).” Popular Science. v. 241,
Aug. 1992, s. 65-96.
“Parents Try to do for Their Children”. Gospel Communications Network
Online Christian Resources. (http://www.reach-out.org) 1998.
“The Future is Looking too Cool (New Technology too Isolating).” Time.
v. 141, June 14 1993, s. 77.
Andersen, K. “Charles Jencks and Kurt Andersen on the Postmodern
Legacy (Interview).” Architectural Digest. v. 47, Dec. 1990, s. 31.
Bacard, A. “Privacy in the Computer Age.” The Humanist. v. 53, Jan./Feb.
1993, s. 40-1.
Bell, D. (1976). The Coming of Post-Industrial Society: A Venture in
Social Forecasting. U.S.A.: Basic Books.
Cordell, A. J. “Work in the Information Age.” The Futurist. v. 19, Dec.
1985, s. 12-14.
Danto, A. C. “The Hyper-Intellectual.” The New Republic. v. 203, Sept.
10-17 1990, s. 44-8.
Deitcher, D. “When Worlds Collide (Image World: art and Media Culture
at the Whitney Museum).” Art in America. v. 78, Feb. 1990, s. 120-7.
Elmer, D. P. “Cyberpunks and the Constitution.”, Time. v. 137, Apr. 8
1991, s. 81.
Erkal, M. v.d. (1997). “Modernleşme-Ötesi.”Ansiklopedik Sosyoloji
Sözlüğü. İstanbul: Der Yayınları. s. 202.
Gablik, S. “Making Art as if the World Mattered: Some Models of
Creative Partnership (Excerpt from The Reenchantment of Art).” Utne
Reader. July/Aug. 1989, s. 71-6.
Gergen, K. J. (1992). “The Decline and Fall of Personality.”
Psychology Today. v. 25, Nov./Dec. 1992, s. 58-63.
Gitlin, T. “Postmodernism Defined, at last!.” Utne Reader. July/Aug.
1989, s. 52-8.
Hamblen, K. A. “An Art Education Future in two World Views.” Design
for Arts in Education. v. 91, Jan./Feb. 1990, s. 27-33.
Hess, B. B. & Markson, E. W. & Stein. P. J. (1988). Sociology. N.Y.:
McMillan.
Jary, D. and Jary, J. (1991). “Fordism and post-Fodism”. The
Harpercollins Dictionary of Sociology. N.Y.: Harper Parennial.
Keen, C. D. “May You Live In Interesting Times (Address, September 19,
1991).” Vital Speeches of the Day. v. 58, Nov. 15, 1991, s. 83-6.
Kumar, K. (1993). “Modernity”. The Blackwell Dictionary of Twentieth -
Century Social Thought. W. Outwhite ve T. Bottomore (Eds.), Okxford:
Blackwell.
Lash, S. & Friedman, J. (Ed.) (1992). Modernity and Identity.
Cambridge: Blackwell.
Lipietz, A. (1993). “Fordism and post-Fordism”. The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell.
Martin, I. (1997). “Postmodern, Postmodernizm, Postmodernity.”
Internet.
McSheffrey, G. R. “Architectural Education: Construction is Essential
to the Design Process.” Architectural Record. v. 173, June, 1985, s.
55.
Mowlana, H. “Implications of the Information Explosion.” Usa Today (Periodical).
V. 117, sept. 1988, s. 91-2.
Noah, T. “Birth of a New Idea (Research of R. Whitehead).” The New
Republic. v. 193, Dec. 30 1985, s. 20-2.
Pinkney, T. (1993). “Modernism and Postmodernism”. The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell
Porter, A. L. “Work in the New Information Age.” The Futurist. v. 20,
Sept./Oct. 1986, s. 9-14.
Reich, R. B. “The American 80’s: Disaster or Triumph?.” Commentary. v.
90, Sept. 1990, s. 16-17.
Royal, R. (1992). “Our Curious Contemporary, G. K. Chesterton.” The
Wilson Quarterly. v. 16, Autumn 1992, s. 92-102.
Shane, H. G. “Educated Foresight for the 1990s.” The Education Digest.
v. 55, Jan. 1990, s. 3-5.
Smith, G. “Motion Picture Review: The Cook, the Thief, his Wife & her
Lover.” Film Comment. v. 26, May/June 1990, s. 54-6.
Stewart, D. “Interview: Shoshana Zuboff.” Omni (New York, N.Y.). v.
13, Apr. 1991, s. 66-8
Toffler, A. & Toffler, H. (1992). “21st-Century Democracy: an Idea
Whose Time Has Come.” New Perspectives Quarterly. v. 9, Fall 1992, ss.
13-21.
Walker, O. M.& Scott, R. L. (1962). Thinking and Speaking: A Guide to
Intelligent Oral Communication. N. Y.: The Macmillan Co.
Willard, T. “The World’s Stumbling Economy: Fall Or Recovery? (The
Global Economy Conference).” The Futurist. v. 19, Oct. 1985, s. 71-5.
Yepsen, R. (1992). “Saturation Pointers (Interview with K. J. Gergen).”
Men’s Health. v. 8, Jan./Feb. 1993, s. 84-6.
[1] "Counseling and Therapy Discussion Groups", genel olarak
profesyoneller aras¹nda diyalog kurmay¹ amaçlam¹º bir birliktir.
Ortaya konulan herhangi bir konu çevresinde tart¹ºma oluºmakta ve
kat¹l¹lanlar bir alt çal¹ºma gurubu oluºturmaktad¹rlar. "Postmodern/Multicultural
Discussion Group" bunlardan biridir.
ªu adresde çal¹ºmalar¹ takip etmek ve kat¹lmak mümkündür: Error!
Bookmark not defined.
[2]"120 years of Popular science (cover story)." Popular Science. v.
241, Aug. 1992, s. 65-96.
[4] Bu tür problemler her zaman veya herkes taraf¹ndan net olarak
görülmez, ancak bilim adamlar¹, sanatkarlar taraf¹ndan ortaya at¹l¹rlar.
Daha sonra filozoflar¹n, psikolog ve sosyologlar¹n konusu olurlar.
Mesela insan hayat¹ndaki mekanikleºme önce cubist ressamlar ve
besteciler taraf¹ndan yans¹t¹ld¹ (1900'lerin baº¹nda). Sonra Kafka ve
Wells gibi yazarlar hayat¹n anlams¹zlaºmas¹ ve gayri insani olmas¹n¹
tasvir eden romanlar yazd¹lar. Sonra yüzy¹l¹n ortalar¹nda baz¹
existansiyalistler ve fenomenolojik filozoflar modern hayat¹n insan¹
yanl¹zl¹»a ve çöküntüye itiºini gösterdiler. K¹sa süre sonra
sosyologlar ve psikologlar (Rollo May ve David Presman) kendi aç¹lar¹ndan
problemi incelediler. Böylece fark¹nda olunmayan bu problem tedricen
tan¹nmaya baºland¹. Bu tür problemlerin tesbiti için öncelikle, yayg¹n
olmayan duyarl¹l¹g¹n yans¹t¹ld¹»¹ sanat ve müzigi takip etmek
gerekiyor. Bu problemleri müºahade eden en son yaz¹lar¹ okumak,
konunun ºuuruna var¹lmas¹ için at¹lmas¹ gereken ikinci ad¹md¹r. Daha
sonra problemi bizzat kendi gözlerimizle toplumda veya kayna»¹nda müºahade
etmek gerekir. (Otis M. Walker, R. L. Scott, (1962). Thinking and
Speaking: A Guide to Intelligent Oral Communication. N. Y.: The
Macmillan Co., s.125.)
[5] T. Gitlin, "Postmodernism Defined, at last!." Utne Reader. July/Aug.
1989, s. 52-8.
[6] I. Martin (1997). "Postmodern, Postmodernizm, Postmodernity."
Internet.
[7] S. Lash & J. Friedman (Ed.) (1992). Modernity and Identity.
Cambridge: Blackwell. s.1.
[8] K. Kumar. (1993). "Modernity". The Blackwell Dictionary of
Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T. Bottomore (Eds.),
Okxford: Blackwell. s. 391-2.
[9] T. Pinkney. (1993). "Modernism and Postmodernism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 389.
[10] T. Pinkney. (1993). "Modernism and Postmodernism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 389.
[11] S.Gablik, "Making Art as if the World Mattered: Some Models of
Creative Partnership (Excerpt from The Reenchantment of Art)." Utne
Reader. July/Aug. 1989, s. 71-6.
[12] B. B. Hess, & E. W. Markson, & P. J. Stein. (1988). Sociology.
N.Y.: McMillan. s. 620.
[13] T. Pinkney. (1993). "Modernism and Postmodernism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 390-1.
[14] T. Pinkney. (1993). "Modernism and Postmodernism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 391.
[15]C. D. Keen. "May you live in interesting times (address, September
19, 1991)." Vital Speeches of the Day. v. 58, Nov. 15 1991, s. 83-6.
[16] Hess, B. B. & Markson, E. W. & Stein. P. J. (1988). Sociology.
N.Y.: McMillan. s. 620.
[18] A. Lipietz. (1993). "Fordism and post-Fordism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 230-1.
[19] D. Jary & J. Jary. (1991). "Fordism and post-Fodism". The
Harpercollins Dictionary of Sociology. N.Y.: Harper Parennial. s.
173-4.
[20] A. Lipietz. (1993). "Fordism and post-Fordism". The Blackwell
Dictionary of Twentieth - Century Social Thought. W. Outwhite ve T.
Bottomore (Eds.), Okxford: Blackwell. s. 231.
[21] D. Jary & J. Jary. (1991). "Fordism and post-Fodism". The
Harpercollins Dictionary of Sociology. N.Y.: Harper Parennial. s.
174-5.
[22] Sanayi toplumunda "mavi yakal¹lar" ve "beyaz yakal¹lar" olarak
adland¹r¹lan iki gurup iºçi görülüyordu. Postendüstriyel toplumda ise
"yeni yakal¹lar" ad¹ verilen bir iºçi gurubu daha ortaya ç¹km¹ºt¹r.
Bunlar yuppiler ile mavi yakal¹lar aras¹ndaki bir konumdad¹r. Her iki
gurubun da de»erlerini taº¹maktad¹rlar. Siyasal bak¹mdan genellikle ba»¹ms¹zd¹rlar.
[Bkz.: T. Noah, "Birth of a New Idea (Research of R. Whitehead)." The
New Republic. v. 193, Dec. 30 1985, s. 20-2.]
[23] K. Andersen. "Charles Jencks and Kurt Andersen on the Postmodern
Legacy (Interview)." Architectural Digest. v. 47, Dec. 1990, s. 31.
[24] T. Willard. "The World's Stumbling Economy: Fall Or Recovery? (The
Global Economy Conference)." The Futurist. v. 19, Oct. 1985, s. 71-5.
[25] R. B. Reich. "The American 80's: Disaster or Triumph?."
Commentary. v. 90, Sept. 1990, s. 16-17.
[26] H. Mowlana. "Implications of the Information Explosion." Usa
Today (Periodical). V. 117, sept. 1988, s. 91-2.
[27] D. P. Elmer. "Cyberpunks and the Constitution.", Time. v. 137,
Apr. 8 1991, s. 81.
[28] A. Bacard. "Privacy in the Computer Age." The Humanist. v. 53,
Jan./Feb. 1993, s. 40-1.
[29] A. L. Porter. "Work in the New Information Age." The Futurist. v.
20, Sept./Oct. 1986, s. 9-14.
[30] D. Stewart. "Interview: Shoshana Zuboff." Omni (New York, N.Y.).
v. 13, Apr. 1991, s. 66-8
[31] A. J. Cordell. "Work in the Information Age." The Futurist. v.
19, Dec. 1985, s. 12-14.
[32] K. A. Hamblen. "An Art Education Future in two World Views."
Design for Arts in Education. v. 91, Jan./Feb. 1990, s. 27-33.
[33] G. R. McSheffrey "Architectural Education: Construction is
Essential to the Design Process." Architectural Record. v. 173, June
1985, s. 55.
[34] H. G. Shane. "Educated Foresight for the 1990s." The Education
Digest. v. 55, Jan. 1990, s. 3-5.
[35] Bu bilgiler ºu Network kayna»¹ndan iktibas edilmiºtir: "Parents
Try to do for Their Children". Gospel Communications Network Online
Christian Resources. (http://www.reach-out.org) 1998.
[36] R. Royal. (1992). "Our Curious Contemporary, G. K. Chesterton."
The Wilson Quarterly. v. 16, Autumn 1992, s. 92-102.
[37] M. B. Snell. "Beyond Being and Becoming (Interview with I.
Prigogine)." New Perspectives Quarterly. v. 9, Spring 1992, s. 22-8.
[38] A. Toffler & H. Toffler. (1992). "21st-Century Democracy: an Idea
Whose Time has Come." New Perspectives Quarterly. v. 9, Fall 1992, s.
13-21.
[39] "The Future is Looking too Cool (New Technology too Isolating)."
Time. v. 141, June 14 1993, s. 77.
[40] R. Yepsen, (1992). "Saturation Pointers (Interview with K. J.
Gergen)." Men's Health. v. 8, Jan./Feb. 1993, s. 84-6.
[41] A. C. Danto, "The Hyper-Intellectual." The New Republic. v. 203,
Sept. 10-17 1990, s. 44-8.
[42] K. J. Gergen. (1992). "The Decline and Fall of Personality."
Psychology Today. v. 25, Nov./Dec. 1992, s. 58-63.
[43] D. Deitcher. "When Worlds Collide (Image World: art and Media
Culture at the Whitney Museum)." Art in America. v. 78, Feb. 1990, s.
120-7.
[44] S. Lash, & J. Friedman. (Ed.) (1992). Modernity and Identity.
Cambridge: Blackwell. s.3.
[45] G. Smith. "Motion Picture Review: The Cook, the Thief, his Wife &
her Lover." Film Comment. v. 26, May/June 1990, s. 54-6.
[46] Bell, D. (1976). The Coming of Post-Industrial Society: A Venture
in Social Forecasting. U.S.A.: Basic Books. s. 378.
[47] Bell, D. (1976). The Coming of Post-Industrial Society: A Venture
in Social Forecasting. U.S.A.: Basic Books. s. 378.