2000'li Yıllarda Lise Eğitimine Çağdaş Yaklaşımlar Sempozyumu. 8-9
Haziran 2002. İstanbul: Kültür Üniversitesi yay. 2003. 307-312.
Özet:
Her toplumunun tarihinde, bazı kritik dönemlerde reform yaparak yeni
döneme ayak uydurulur veya yeni bir yapılanmaya geçilir.
Eğitim de toplumda en çok reform yapılan alanlardan biridir. Eğitim
reformları bazen bütün yapıyı etkileyecek şekilde kökten, bazen de
sistemi fazla bozmayacak şekilde içten yapılabilir. Türkiye, gerek
Osmanlıların son dönemlerinde gerekse Cumhuriyet döneminde sürekli
eğitim reformları yapmak durumunda kalmıştır. Avrupa modeline göre
yeni bir eğitim sistemi kurarken veya kendimize özgü problemleri
çözerken esaslı eğitim reformları yapmaktayız.
Türkiye 70’li yıllardan sonra eğitimin kriz alanları olan üniversiteye
giriş, liselerde değerlendirme sistemi, öğretmen yetiştirme, sekiz
yıllık kesintisiz sürekli eğitim, öğretmen yetiştirme gibi alanlarda
cesur reformlar yapmış; bunlardan bazılarında da başarılı olmuş
sayılabilir.
Ancak son zamanlarda, ilköğretim ve üniversiteye giriş
düzenlemelerinin arasında ortaöğretim alanında da bir reform yapılarak
buradaki dağınıklığa bir son verilemsi gerekmektedir. Bu tebliğde Türk
ortaöğretim reformunun nasıl yapılabileceği hakkında bazı düşünceler
tartışılmaya çalışılacaktır.
1) KISACA “REFORM” KAVRAMI
Ortaçağdan sonra bütün ülkeler eğitim sistemlerinde çeşitli şekilde
köklü değişiklikler yapmışlardır. Bu değişikliklerin niteliklerini
inceleyenler, iki gurup değişiklikten bahsetmeye başlamışlardır: dış
okul reformları ve iç okul reformları.
Dış okul reformu, eğitimin genel temasında, okulların öğrenim
sürelerinde, okullar arası geçişlerde, okul birleştirme ve ayırmaları
alanlarında yapılan reformlardır. Üniversiteye girişin genel bir
sınavla düzenlenmesi, zorunlu temel eğitimin sekiz yıla çıkarılması
gibi reformlar, dış okul reformlarıdır.
İç okul reformu, bir okulun ders programında yapılan saat, seviye ve
içerik ayarlamaları, programa yeni dersler eklenmesi veya bazı
derslerin kaldırılması, herhangi bir dersin öğretim yöntemleri ve
değerlendirme tekniklerindeki değişmelerdir. Kredili değerlendirme
sisteminin kabulü, okul programlarına çevre sorunları ve insan hakları
ile ilgili derslerin konulması, ders kitaplarının yeniden yazdırılması
gibi değişiklikler iç okul reformu sayılabilir.
Bu kavramlara göre geçmişe baktığımızda, hem Avrupa’nın eğitim
tarihinde hem de bizim eğitim tarihimizde bir çok iç ve dış okul
reformunun yapıldığı gözlenebilir.
2) TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNDE YAPISAL REFORMLAR
Türk eğitim sistemi mektep ve medreseden oluşan geleneksel sistemini,
19. yüzyıl ortalarına değiştirmeye başladı. Daha doğrusu, bu sisteme
dokunmadan, onun yanına Fransa’daki modele uygun bir eğitim sistemi
kurmaya başladı. Bu anaokulundan üniversitesine, ders kitaplarından
sınav sistemine kadar, Avrupa okullarının kopyası gibi sistemdi.
Geleneksel eğitim sistemi özel vakıflar tarafından finanse edilirken,
batı tipi okullar devlet tarafından desteklendi ve finanse edildi. Bu
okulları devlet yaptırdı veya yapımına destek verdi, öğretmenlerini
devlet yetiştirdi, kitaplarını devlet bastırdı ve dağıttı ve en
önemlisi devlet hizmetlerinde bu okulların mezunları kullandı. Devlet
tarafından desteklenmeyen ve ilgi gösterilmeyen mektep-medrese sistemi
zamanla zayıfladı ve Cumhuriyet dönemi başında kapatılmaları bir sorun
olmadı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlıdan devraldığı eğitim sistemi
içinde genellikle iç okul reformları yapmakla işe başladı. Sosyal
derslerin muhtevaları, yeni rejimin hedeflerine uygun hale getirildi,
laik eğitim uygulamaları içinde din dersleri, Arapça ve Farsça
dersleri kaldırıldı. Bir harf devrimi yapılarak çok kısa bir sürede
yeni harflerle eğitim yaptırılmaya başlandı vs..
Bu arada medreselerin kapatılarak öğrencilerinin batı tipi okullara
aktarılması, İstanbul Darülfünunu’nda (Osmanlıdan kalma üniversite)
İlahiyat Fakültesinin kapatılması, 1933’de Darülfünun’un Üniversiteye
dönüştürülmesi, Alman modeline göre yeni mesleki – teknik eğitim
sisteminin kurulması, kırsal bölge öğretmenlerinin yetiştirilmesi için
“Köy Enstitüleri” adıyla yeni bir öğretmen okulları kurulup
yaygınlaştırılması gibi yapısal reformlar da yapıldı.
Daha sonraki dönemlerde dini eğitimi tekrar canlandıracak İmam Hatip
Liselerinin ve orta okullarının kurulması, Kur’an eğitiminin kurslar
şeklinde verilmesine izin çıkması, Türk eğitim sisteminde yeni bir
medrese eğitim sistemi başlattı. Bu sistem zamanla öylesine gelişti
ki, Bakanlık örgütünde Din Eğitimim Genel Müdürlüğü gibi bir birim
bile kuruldu.
Cumhuriyet başlarında kurulmaya başlanan mesleki-teknik okullar da
ortaöğretim düzeyinde oldukça yaygınlaştı. Ancak bu okullar
mezunlarını etkili bir şekilde ülkenin ekonomik ve sınai sektörüne
sokamadılar.
Bir başka yapısal gelişme de 1960’lardan itibaren Üniversiteye
gireceklerin ülke çapında yapılan giriş sınavlarıyla seçilmesinden
dolayı gerek Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Süper Lise gibi adlarla özel
eğitim yapan liselerin kurulması, gerekse Üniversiteye Hazırlık
Kurslarının lise ile üniversite arasında âdeta bir bir eğitim kademesi
gibi kurulması idi.
3) SON ZAMANLARDA EĞİTİMDE YAPISAL REFORMLAR YAPILMASINI GEREKTİREN
NEDENLER
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu yıllarda yapısal açıdan dünyanın en yeni
ve sağlam okul sistemine sahipti. “Merdiven Modeli” denen ve o zaman
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliğinin uyguladığı bu
sistem, herkesin zeka, yetenek ve çalışmasına göre okul sisteminde
sınavsız olarak istediği kadar yükselebildiği ve istediği alanda
eğitim görmesini sağlayan bir sistemdi. Sosyal tabakalaşmanın eğitim
üzerinde şans ve fırsat eşitliği bozucu bir etkisi yoktu.
Ancak daha sonra bazı faktörler Türk Eğitim Sistemini merdiven
modelinden, ortaçağ toplumsal yapısının ve sosyal sınıfların etkisinin
çok olduğu “çatal sisteme” doğru çekmeye başladı. İdeal ve ileri bir
eğitim sisteminden geriye doğru gidişi ve bozulmayı gösteren bazı
gelişmelerin nedenleri ne idi?
Bunlardan birincisi, devletin hızlı nüfus artışına göre eğitim ve
istihdam alanında gerekli önlemleri almamış olmasıydı. Cumhuriyet
başlarında bir eğitim uzmanı olarak Türkiye’ye gelen Dr. A.Kühne
“Sizin mesleki teknik okul mezunlarını istihdam edecek bir sanayiiniz
yok. Önce sanayileşin sonra o sanayide çalışacak elemanları
yetiştirecek okulları kurun” demişti. Türkiye o günden günümüze kadar
istihdam yaratacak sanayi kuruluşlarını kurmadan sadece teknik
elemanlar yetiştirdi. Bunlar iş hayatında aktif olarak çalışmayınca da
eğitim çarkı ekonomik çarkla bağlantıya geçemedi.
İstihdam ve iş hayatındaki sınırlılık, eğitim gören gençler arasında
gerçek hayatta mutlaka iş bulabilecekleri ve iyi gelir getiren
mesleklere doğru bir yarış başlattı. Yüksek öğretim veren
üniversitelerin geliştirilememesi, üniversite önünde bir yığılmaya
sebep oldu. Seçme ve yerleştirme sınavı ortaöğretim ile üniversite
arasında “üniversite hazırlık” adı altında ayrı bir özel öğretim
kademesi ortaya çıkardı.
Türkiye’de okullaşma oranları fazla yüksek olmamasına rağmen, orta ve
yüksek öğretim kademelerindeki okumak isteyenlerle onlara sunulan
imkanlar arasında bir arz talep dengesizliği vardı. (Aslında
yükseköğrenimini tamamlamış gençlerle onların çalışabilecekleri
istihdam arasında daha büyük bir arz talep dengesizliği görülmektedir)
Türkiye’de genç nüfusun hızla artışının yanı sıra kırsal bölgelerden
kentlere doğru yoğun bir hareketlilik de sürmektedir. Bunun önemli
nedenleri arasında tarımdaki makinalaşma dolayısıyla işgücüne fazla
ihtiyaç duyulmaması, kitle iletişim araçlarının ve ulaşım
olanaklarının gelişmesi ve kent yaşamının çekiciliği sayılabilir.
Bu göçler Türkiye’de kırsal bölgeleri büyük ölçüde boşalttı. Daha önce
her kırsal yerleşim birimine bir ilkokul açan Eğitim Bakanlığı, bu
okullara devam eden öğrencilerin iyice azalması üzerine her yıl
binlerce köy ilkokulunu kapatmaya başladı. Zorunlu eğitimin sekiz yıla
çıkarılması üzerine her temel eğitim okulunda Türkçe, Matematik,
İngilizce, Fen Bilgisi, sosyal Bilgiler, Resim, Müzik, Beden Eğitimi
gibi uzmanlık alanlarının öğretmenlerini de atamaya başlayınca bu
kadronun çalışacağı okulları büyük köy ve kasabalara kurup, küçük
yerleşim yerlerindeki çocukları bu okullara taşımaya veya yatılı bölge
ilköğretim okullarını yaygınlaştırmaya başladı.
Türkiye de eğitim reformunu gerektiren diğer bir neden de, hemen her
mesleğe girişte aranan diploma veya öğrenim seviyesinin giderek
yükselmesidir. 1960’lı yıllarda ilkokul öğretmenleri lise mezunları ve
lise seviyesinde öğretim veren İlköğretmen okulu mezunları arasından
atanabilirken çok hızlı bir şekilde iki yıllık Eğitim Yüksek Okulları
ve bu yapısal reform yerleşmeden dört yıllık lisans mezunları
arasından atanmaya başlandı. Bu örneği bir çok meslek için vermek
mümkündür.
SON YILLARIN YAPISAL REFORMLARI
Son 5 – 6 yıl içinde Türk Eğitim Sistemi içinde yapılan en önemli
yapısal reform zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılmasıdır.
Bu reform yapılırken bazı liselerin ( İmam Hatip Lisesi, Anadolu
Lisesi gibi) ortaokul kısımları kapatılmıştır. Üniversiteler öğretmen
yetiştirme sistemlerini yeniden yapılandırmışlar, ilköğretim
okullarına Eğitim Fakültelerinde dört yıllık lisans eğitimi almış
olanlar ve liselere de çeşitli fakültelerde lisansını almış olanları
üç dönemlik bir tezsiz yüksek lisans eğitiminden geçirdikten sonra
atamaya başlamışlardır.
8 yıllık zorunlu eğitim uygulaması ortaöğretimi üç dört yıllık bir
lise eğitimini kapsayacak şekilde daraltmışlardır.
Son yılların önemli bir reformu üniversiteye giriş düzenlemerinde
yapılmaktadır. Önce meslek lisesi mezunlarının lisede eğitimi
gördükleri alan dışındaki lisans programlarına geçişleri puan
hesaplamaları ile iyice zorlaştırılmış, son olarak da bu lise
mezunlarının iki yıllık meslek yüksek okulları ve Açık Öğretim
programlarına sınavsız geçiş hakkı verilerek pratikte lisans
programlarına geçişleri engellenmiştir. Böylece Türk Eğitim Sisteminde
meslek lisesi mezunlarının üniversiteye giremediği 1974 öncesi döneme
geri dönülmüştür.
Bu uygulama, Türkiye’de ortaöğretim düzeyindeki meslek eğitimini
tamamen fonksiyonsuz duruma getirecektir. Zaten son yıllarda bu okulun
öğrenci sayılarında ciddi bir azalma gözlenmektedir.
YAPILMASI GEREKEN REFORM : ORTAÖĞRETİM REFORMU
Türk Eğitim Sisteminin şu anda en problemli bölümü, ortaöğretim ve
yüksek öğretime geçiş kısmıdır. Buradaki problemin ana
karakteristikleri şunlardır:
Liseler hem üniversiteye öğrenci hazırlama hem de eskiden beri
üstlendiği bir takım mesleklere kalifiye eleman yetiştirme
fonksiyonlarını yürütmeye çalışmaktadır. Özellikle mesleki eğitim
görevini yaparken ortaya birçok lise türü çıkmıştır. Üniversiteye
hazırlık çalışmaları da genel lise türlerini arttırmıştır. Sonunda
Türk Eğitim Sistemi içinde 70’in üzerinde lise ortaya çıkmıştır. Genel
liseler içindeki lise, çok programlı, Anadolu, fen, öğretmen, güzel
sanatlar gibi okulların yanında mesleki ve teknik liseler içinde
“erkek teknik”, “Kız Teknik”, “Ticaret-Turizm”, “Din Eğitimi”, “Sağlık
Eğitim” ve özel eğitim gurupları içinde bir çok lise türü
bulunmaktadır.
Lise çokluğunu yaratan faktörler içinde istihdam alanındaki
ihtiyaçlar, dini ve politik altyapı hedefleri, gençlerin ilgi, zeka ve
yeteneklerine uygun eğitim verme gibi unsurlar sayılabilir. Ancak
bugün pek çok meslek lisesi mezunlarının gördükleri eğitime uygun
olarak istihdam imkansız hale gelmiştir. Öğretmen liseleri, Ticaret
liseleri, İmam Hatip Liseleri gibi.... Zaten şu anda liseler, yüksek
öğretime öğrenci hazırlama görevine odaklanmışlar, mesleki
fonksiyonları göstermelik hale gelmiştir.
Meslek öğretimi yükseköğretime kaymıştır ve hatta birçok ön lisans ve
lisans mezunu kişi istihdam edilememektedir. Fen-Edebiyat fakülteleri,
Teknik Eğitim Fakülteleri, İlahiyat, Ziraat, Veteriner vs. fakülteleri
mezunlarını istihdam edemeyen bir sistem; ortaöğretim seviyesinde
niçin meslek eğitimi vermeye çalışmaktadır. Şu anda gerek fakülteler
gerekse meslek yüksek okulları, ortaöğretim düzeyinde eğitimi yapılan
her mesleğin yüksek öğretim düzeyinde eğitimini yapmaktadır ve
mezunlarının büyük bir kısmı istihdam edilememektedir.
Meslek liselerinin büyük çoğunluğu eskiden kalan tortu okullardır ve
günümüzün istihdam şartlarına uymamaktadır. Ortaöğretim kurumlarının,
gençlerin zeka, yetenek ve ilgilerine hitap etmesi doğaldır. Ancak
burada da gençler çoğu kez zeka ve yetenek testleri yapılmadan ve
kendi iradeleri dışında meslek liselerine yönlendirilmekte, hattâ
genel liselerde bile sosyal, fen, yabancı dil vs. gibi alt bölümlere
ayrılmaktadır.
Bu uygulamanın doğruluğunu da birkaç açıdan irdelemek gerekir.
İnsanlar arasında önemli zeka ve yetenek farklılıkları olduğu
doğrudur. Ancak çok zeki ve çok geri zekalı insanlar da, bazı özel
yeteneklere sahip insanlar da genel nüfus içinde çok sınırlı bir
miktarı oluşturur. Bunun dışında insanların büyük bir kısmı normal
diyebileceğimiz zeka içerisinde ve çeşitli yetenekleri bir yatkınlık
olarak taşır durumdadır. Eğitim siteminde zekâ ve bedensel özürlülerin
eğitimine daha baştan ve özel olarak başlanması gibi, çok zeki ve
belli alanlarda çok özel yetenekler taşıyan çocukların özel eğitimine
de küçük yaştan başlanmalıdır. Bunun dışındaki genel insanlar genel
olarak eğitilmelidir. “Çoklu zekâ kuramı” gibi fikirlerin eğitimde
değerlendirilmesi gerekir ama normal çocukları ayrı ayrı okullara
bölerek değil.
Türkiye’de ne liselerde ne de yükseköğretim kademesinde zekâ ve
yeteneklerin doğru olarak yerleştirilip değerlendirildiğini söylemek
mümkün değildir.
Türkiye insanların farklı şekillerde eğitilmesinin acısını çekmiş bir
ülkedir. Osmanlı Devletinin parçalanmasında gerek yabancı okulların ve
azınlık okullarının gerekse medrese sisteminin ve Batı tipi okulların
farklı amaçlarla farklı zihniyetlerde insan yetiştirmesinin önemli
etkisi olmuştur. Türkiye yeni medrese tarzında kurulan İmam-Hatip
Okullarının ve denetimsiz Kuran Kurslarından yetiştirilenlerin de,
sistemi nasıl zorladığını yakın geçmişinde görmüştür.
Bu nedenle, 8 yıllık temel eğitimin tek tip ve bölünmezliğini
“kesintisiz zorunlu” kelimeleriyle vurgulanmıştır.
1950’li yıllarda köy ve şehir ilk öğretmen okullarının farklılığına,
köy ve şehir ilkokullarının program ve süre farklılığına, Amerikalı
uzmanlar karşı çıkmışlar; farklı şekilde yetişen insanlarla tek bir
seçim sandığına gidilemeyeceğini, çağdaş ve çok partili bir demokrasi
kurulamayacağını söylemişlerdi. Türk Eğitim Sisteminde bir devlet
içinde dayanışma göstererek ve demokrasi kurallarına göre örgütlenip
yaşayacak halkı sadece 8 yıllık temel eğitimle yetiştirmek mümkün
değildir.
Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Türkiye ortaöğretim düzeyinde bir
yeniden yapılanmaya gitmelidir. Bu yeni sistem nasıl olacaktır?
Artık meslek eğitimi yüksek öğretim düzeyinde yapıldığına göre,
ortaöğretim düzeyinde sadece üniversite öğrenimi görme kapasitesi
olmayan gençler için az sayıda meslek lisesi bırakılmalı, diğer tüm
liseler genel liseye çevrilmelidir. Meslek liselerine açılacak
bölümler, mezunlarının kolayca istihdam edileceği bölümler olmalıdır.
Genel liseler yüksek öğretime hazırlayıcı nitelikte olmalı ve tek tip
bir çekirdek program uygulanmalıdır. Bu programda sosyal ve sayısal
alanın tüm dersleri herkese tam olarak öğretilmelidir. Lise mezunları
Türk Dili ve Edebiyatını, Tarihi, Coğrafyayı, çok iyi bildiği gibi,
Matematiği, Fizik, Kimya, Biyoloji ve diğer temel bilimleri de çok iyi
bilmelidir. Resim, Müzik, Beden Eğitimi gibi yeteneğe dayalı derslerde
yeteneği olanlar yetenekleri doğrultusunda, olamayanlar da bu
alanların genel kültür bilgileri yönünde eğitim ve öğretim
görmelidirler.
Lise eğitimi, tüm gençlere aydın ve çağdaş bir insanın sahip olması
gereken bilgi ve beceri kazandırmalıdır. Fen, Mühendislik, Tıp gibi
alanlarda yükseköğretim yapanlar sosyal alanlarda; sosyal alanlarda
lisans öğrenimi görenler de Matematik ve Fen bilimlerinde gerekli
temel bilgilere sahip olmalıdır. Çağdaş bir demokrasi; ancak
birbirlerini doğru anlayabilecek temel bilgilere sahip insanlarla
kurulur. Matematik, Fizik bilmeyen tarihçi ve edebiyatçılarla; tarihi
bilmeyen, roman, şiir okumayan, güzel sanatlardan zevk almayan doktor
ve mühendislerle çağdaş bir toplum kurulamaz.
Liselerdeki standart çekirdek program birçok seçmeli derslerle
zenginleştirilebilir. Seçmeli dersler ilgi ve yetenekler doğrultusunda
açılacak yeni dersler olabileceği gibi, çekirdek derslerin bazı
konularının genişletilmesi şeklinde de açılabilir.
Lise eğitimini 8 yıllık zorunlu –kesintisiz eğitim ile
bütünleştirmelidir. Lise çağında okullaşma oranı hâlâ çok düşüktür.
Normal gelişim içinde bunun arttırılması da mümkün değildir. Yapılacak
iş, her ne pahasına olursa olsun lise eğitimini de zorunlu kesintisiz
eğitim şekline getirmek olmalıdır. Türkiye bu noktada çok büyük bir
öğretmen eksiği çekmeyecektir. “Eğitime katkı payı” adı altında
toplanan para da iyi planlanıp harcandığında, bir alt yapı problemi de
olmayacaktır.
Lise eğitimin yeni düzeni, üniversiteye girişteki şans ve fırsat
eşitsizliğini biraz azaltacaktır. Hiç kimse, kendi iradesi dışında
seçtiği lise türü ve bölüm yüzünden üniversiteye girişte görünmez
engellerle karşılaşmayacaktır. Bu sistem, Türk Eğitiminde çatal
modelden bir parça uzaklaşıp merdiven modeline tekrar yaklaşılmasını
sağlayacaktır. Üniversiteye giriş ve üniversitede meslek seçme daha
kolay ve bilinçli olacaktır. Ortaöğretim reformunun bu kısmı
tamamlandıktan ve yerleştikten sonra sıra, üniversiteye girişin ve
üniversitedeki bölüm ve fakülte seçme ve değiştirmenin daha kolay ve
özgür olacağı üniversite reformuna gelecektir.