Osmanlı Devletinin kuruluşundan XIX. yüzyıla kadar savaş zamanı
toplanan eyalat askerlerinin dışında, merkezde sürekli askerlik yapan
yalnız "Yeniçeri" ordusu vardı. Savaşlar sırasındaki bu Osmanlı
ordusunun geri kalan kısmı, yalnızca bu sırada toplanan ve sonra
dağılan, esas görevi askerlik olmayan milis kuvetlerdir.
Yeniçeri ordusu 515 yıl Osmanlı Devletinin kaderi üzerinde olumlu veya
olumsuz egemen olmuştur. 277 yıl bir düzen içinde yürüyen bu askerî
örgüt, geri kalan 257 yılını hep isyanlar, kazan kaldırmalar, Devlet
işlerine karışmalar ve şunu bunu "istemezük" gibi bağırıp çağırmalarla
geçmiştir.
Bu durum karşısında, padişahlar bu askerî örgütü dağıtarak yeni bir
askerî örgüt kurmak için -bazıları başarısızlıkla da sonuçlanan- bazı
girişimlerde bulunmuşlardır. I. Mahmut döneminden itibaren yapılan
çalışmalar, aşağıda kısaca verilecektir. Osmanlı askerî eğitiminin
Batılılaşmasında tek etken, Yeniçeri düzeninin bozulması, onların
çıkardıkları huzursuzluklar değildir. Bunun yanı sıra başka nedenler
de vardır ki, bunlar şöyle sıralanbilir:
Savaştaki yenilgiler: Osmanlı Devleti askerî yönden, cephede Avrupa
ülkeleri ile sürekli yüz yüze idi. XVIII. Yüzyıl Avrupasında artık
savaş teknik ve sanatına uygun subaylar yetişiyor ve savaş alanlarında
da bunlar egemen oluyordu. Osmanlı orduları artık yalnız Avrupa
orduları karşısında değil, Avrupalı uzmanlardan yararlanan Rus ve
Mısır kuvvetleri karşısında bile yeniliyorlardı. Bu da Batı tekniğine
göre askerî okullar kurulmasını zorunlu kılıyordu.
Yabancı uzmanların etkisi: Orduların yenilgileri karşısında Devlet
ileri gelenleri yabancı askerî uzmanlara müracaat ettiler. XVIII. ve
XIX. yüzyıllarda çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen uzmanlar, askerî
eğitimin Batılılaşması için önerilerde bulunmuşlar ve bilfiil de
çalışmışlardır.
Sivil hayatta medrese düzeninin ve fikirlerinin çok egemen olması,
Batılılaşmanın ancak askerî alanda ve askerî kurumlar aracılığıyla
olabileceği fikrini yaymıştır.
4.1. Humbarahane
I. Mahmut döneminde Rusya ve Avurturyalılarla Osmanlıların
ilişkilerinin çok gergin olduğu bir dönemde, Sadrazam Topal Osman
Paşa, Bosna'dan Kont de Bonnuval'ı çağırdı. Bu zat, Fransa'nın ileri
gelen asilzâdelerinden ve Fransız ordusunun değerli subaylarından biri
idi. XIV. Louis ile anlaşamadığından dolayı Avusyurya'ya iltica etmiş
ve bu ülkenin ordularıyla Fransa ve Osmanlıya karşı savaşmış; sonra da
Bosna'ya yerleşmişti.
Topal Osman Paşa'nın çağrısını kabul eden Kont de Bonnuval,
İatanbul'da humbaracı sınıfının komutanlığına getiridi. Humbara (Hum-i
pâre = Kumbara), el bombalarına benzer küçük el toplarıydı ve o zaman,
kılıç ve tüfeğe karşı Avrupa ordularında etken olarak kullanılıyordu.
Kont de Bonnuval, humbara yapımı ve atımının yanı sıra askerî yürüyüş
ve talimlerde de Batı örneğini yerleştirmek istemiştir. Bu arada din
değiştirerek "Ahmet Paşa" adını almıştı. Onun bu şöhreti Fransa'da
kısa zamanda yayıldı ve Papas Makarni Daglis, Kont Ramsey, Marki
Dornev ve Dervi gibi Fransızlar da gelerek onun 300 kişilik humbaracı
alayında subay oldular. Ahmet Paşa'nın oğlu Kont Latur da din
değiştirerek "Süleyman Paşa" adını aldı.
Humbaracı Ahmet Paşa'nın çalışmaları biraz ilerleyince, 1734 yılında
Üsküdar Toptaşı'nda "Humbarahane ve Hendesehane" adlı bir askerî okul
açıldı. Haseki ve Bostancılardan zeki kişileri buraya öğrenci
yazıldılar, ancak yeniçeriler bunu haber alıp kuşkulandıklarından
1736'da okul tatil edildi.
1759'da Sadrazam Ragıp Paşa tarafından eski öğrenciler ve onların
çocuklarının yeniden toplanmasıyla, Haliç-Karaağaç'ta tekrar açılan
okul, III. Selim zamanına kadar sönük bir biçimde devam etti. III.
Selim 1790 yılında İsveç ve Fransa'dan uzman ve subaylar getirerek bu
Okulu genişletti. 1792'de Halıcıoğlu'na bir kışla yaptırarak lağımcı
(istihkam) ve humbaracıları burada eğitmeye başladı. 1795'te Okul
lağvedilerek, öğrencileri Mühendishane'ye aktarıldı.
4.2. Tophane
Osmanlı Ordusunun ilk dönemlerinde topçuluk gayet iyi durumdaydı. Bu
dönemde top döküm tekniği, zamanına göre çok yüksek bir düzeydeydi.
Ancak Avrupa ordularındaki gelişmeler karşısında Osmanlı topçuluğ,
kale yıkma topçuluğu idi. Oysa Avrupa orduları sahra topçuluğu ve
küçük çaplı sür'at topçuluğunu geliştirmişti.
O sırada İstanbul'da Fransız elçiliğinde görevli olan Baron de Tott,
Osmanlı donanmasının Çeşme'de yakılmasından sonra Çanakkale boğazının
tahkiminde görevlendirilmişti. Burada topçuları yetiştirme ve
yerleştirme bakımından üsttin başarı gösterdiğinden, İstanbul'a
dönüşte de topçuları yetiştirmek ve yeni topları dökmekle
görevlendirildi. Burada askere hem top dökümünü hem de nişacılık
eğitimlerini yaptırdı ve gösteriler düzenledi.
1795 tarihinde Mühendishane adıyla bir topçu okulu açıldı. O sırada
topçu okulları subaylarına "Mühendis" deniliyordu. Bu okulda
Avrupa'dan birçok kitaplar getirildi. Avrupaî talimler yapıldı.
O sırada III. Selim, yeniçeri ordusunun dışında "Nizam-ı Cedîd" adlı
askerî birlikler kurmaya, bunlara ayrı gelir kaynakları yaratmaya
çalışmıştır. "Yeni düzen" askerleri Suriye'de Napolyon askerlerine ve
Edirne'de iç asilere karşı başarı gösterince, İstanbul'da yeniçeriler
Kabakçı Mustafa'nın önderliğinde Sarayı bastılar, her şeyi mahvetiler.
Bunun üzerine Rusçuk'tan Alemdar Mustafa Paşa komutasında "I. Hareket
Ordusu" denilen birlik İstanbul'a geldi. Hapisteki III. Selim'i
kurtaramadı ama asilerin başa getirdiği IV. Mustafa'yı tahttan
indirerek II. Mahmut'u işbaşına getirdi.
Kendisi de Sadrazam olan Alemdar Mustafa, "sekban" adlı yeni bir tipte
askerleri Levent çiftliğinde yetiştirmeye başladı, Bunların da Mora
İsyanında önemli başarıları görüldü. Yeniçeriler tekrar isyan ettiler
ve Alemdar Mustafa'yı konağı ile beraber havaya uçurdular. Bundan
sonra II. Mahmut yeniçeriler arasından seçtiği kişilelerle "Eşkinci"
adlı yeni bir askerî birlik meydana getirdi. Ancak bir süre sonra
bunlar "Frenk icadı talim"i istemedikleri bahanesiyle isyan edince,
sekban askerleri halk ve ulema işbirliği ile yeniçeleri ortadan
kaldırdılar. Sekbanlar da ortadan kaldırılarak, orduyu yeniden kurma
çalışmalarına başvuruldu.
"Asakir-i Mansûre-i Muhammediye" adıyla kurulan yeni orduda "Nizamiye"
adli muvazzaf kuvvetlerle "Redif" ve "Müstehfaz" adlı ihtiyat
kuvvetleri vardı. Böylece kuruluşundan beri çeşitli cins askerlerden
yararlanma yoluna giden Osmanlı Devletinin, savaşta ve barışta tek bir
ordusu bulunuyordu.
Osmanlı kara ordusunun kuruluıgurıda özellikle Prusya Ordu düzeninin
büyük etkisi olmuştur. II. Mahmut döneminde Almanların Moltke
başkanlığında gönderdikleri Singe, Mühlback, Fischer gibi topçu
subayları, aynı zamanda kara ordusunun kurulmasında da çalıştılar.
Gene aynı dönemde İstanbul'da askerî incelemeler yapan Prinz August
von Preussen, Almanyanın yetenekli topçularından Yüzbaşı Kotschkovski
(Muhlis Paşa) ve teğmenler Went (Nadir Paşa), Lohling (Mahir Bey)
Schwenzfeier (Rami Paşa) ve Wiesental'ı İstanbul'a gönderdi. Bu
subaylar Türk topçuluğuunu Humbaracılık halinden çıkakmak için çok
uğraştılar. Bunlara Napolyon ordusunda topçuluk yapmış olan Pietru
adlı bir İtalyan da öğretmen olarak yardım etti.
Kırım savaşı sırasında Rusların Almanya'ya baskı yapmaları üzerine
Alman subaylar ülkelirine dönmemek için Türk tabiyetine girerek
Müslüman oldular. Daha sonra Topçuluk Mektebi, Harbiye'nin içinde bir
bölüm halinde yer aldı. Topçuluk eğitiminde gene Alman subaylar
öğretmen olarak çalıştılar. II. Abdülhamit döneminde üçüncü grup Alman
subayları topluluğu (Grünwald-İskender Paşa, Lehmann, Schmidt,
Willganski, Maltkovski ve Stermecker-Raşit Paşa), dördüncü grup (Risto,
Steifin, Gromieko Paşalar) geldiler. Ordu seri ateşli toplarla (Dağ,
Piyade, Sahra ve Hafif ve Ağır Obüs) donatıldı. Almanya'ya gönderilen
subaylar ve oradan getirilen ustalarla bu topların imalatı bile
yapıldı. Gene Abdülhamit döneminde Almanya'dan Von Anderten, Von Kres
ve Benhold adlı subaylar da getirildi ve eğitim-öğretim çalışmalarında
bulundular.
4.3. Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn
Anadolu'daki Türk denizciliği XI. yüzyılda gerek Çaka Bey gerekse
Sinop ve Antalya tersaneleri ile önemli bir gelişme gösterdi.
Osmanlılar zamannda de Akdeniz tamamen Türklerin denetimine girdi.
Hatta bir ara Osmanlı deniz kuvvetleri Hint Okyanusuna bile açıldılar.
Osmanlı Devleti'in yükselme devrinde Türk denizcileri açık denizde
korsanlık usullerine göre yetişiyorlardı. Ancak XVII. yüzyılın
sonlarına doğru korsanlık ortadan kaldırıldı. "Kürekli" donanma yerini
yelkenli kalyonlara bıraktı. Ancak Osmanlılar Batıdaki denizcilik
gelişmelerine yetişemediler.
Osmanlı donanmasının XVIII. yüzyılda seri yenilgiler alması üserine ve
özellikle Çeşme'de Osmanlı donanmasının Rus donanması tarafından
yakılması üzerine, Cezayirli Hasan Paşa'nın önerisi üzerine, Tersane-i
Amire'de bir askerî okul açıldı. Okulun açılmasında Baron de Tott'un
tavsiyelerinin de önemli payı olmuştur.
Okulun açılış tarihi üzerine, konuyla ilgilenenler iki tarih verirler:
1773 ve 1776. Esasen okulun ilk isimleri de karışıktır. "Hendesehane"
"Humbarahane", "Mühendishene" gibi adlar hep aynı kuruma
verilmektedir. Aslında çeşitli adlar alan bu okullarda, askerî
öğrenciler karışık olarak okumaktaydı. Kırım meselesinden dolayı
Osmanlı-Rus ilişkilerinini sıkıştığı bir dönemde, Türk ordusunda kale
ve istihkam öğretmeni olarak çalışmak üzere gelen öğretmenler de bu
okulda öğretim yapamaya başladılar (1784). Ancak dört yıl sonra, Rus
ve Avusturya baskısı karşısında Fransa öğretmenlerini çekince, Okulda
Türk öğretmenler görev aldılar. 1790-1800 arasında Tersane çevresinde
askerî okullar yapılmaya başlandığı görülmektedir.
Daha sonra, o sırada yeni açılan Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'un
ders araçları daha mükemmel olduğundan, Deniz Okulu öğrencileri
haftada iki kere bu okulda teorik öğretimi kara öğrencileri ile ortak
görmüşlerdir.
Ancak bir süre sonra, III. Selim zamanında Okul tekrar ayrıldı ve gemi
yapımı mühendisleri yetiştirmeye ağırlık verildi. Okul, seyr-i sefain
ve gemi inşaiye şubeleri olarak teşkilâtlandırıldı.
Deniz okulu II. Mahmut döneminde bazı isim değişikleriyle devam
etmiştir. Bu arada binalarında da bazı değişiklikler oldu.
Heybeliada'ya gidip geldi. 1838 yılından itibaren okulda mecburî
yabancı dil Fransızca yerine İngilizce oldu. Okulda, ingilizler
öğretmenlik yapamaya başladılar.
Deniz okuluna bir ara lise sınıfları da eklenerek öğretim süresi sekiz
yıla çıkarıldı. Daha sonra ortaokul (rüşdiye) sınıfları da
Heybeliada'da kuruldu. Zaten Okul, 1851 yılında toptan Heybeliada'ya
taşınmıştır.
Güverte, makina ve inşaiye zabitleri yetiştiren Deniz Harp Okulu
(Bahriye Mektebi) 19l0 yılında İngiliz Deniz Okulu sistemine göre yeni
bir düzenlemeye sokuldu ve başına İngiltere'den Mister Holand
getirildi. Zaten daha önoe de Okul, Amiral Williams'ın elinde idi. Son
ıslah çalışmaları içinde İngiltere'den iki öğretmen getirilmişti.
Dünya Savaşı yıllarında Deniz Okulu'nda çeşitli değişiklikler oldu;
Bahriye rüştiyesi, idadisi, Çarkçı ve Güverte okulları, Kâtip mektebi
vs gibi çeşitli yandaş okullarla kâh birleşti, kâh ayrıldı.
Cumhuriyetten sonra bir süre Deniz Lisesi Heybeli'de, Harp Okulu
Kasımpaşa'da bulundu. Sonra tümden Heybeliada'ya taşındı (1929).
1940-46 yıllarında Mersin'de, sonra tekrar Heybeliada'da öğretim
yaptı.
4.4. Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn
Osmanlı Devletinin kuruluş yllarından itibaren sürekli kara ordusu
olan Yeniçeriler, tarihçilerce "Acemi Oğlanlar Mektebi" denilen
kurumsal yapı içinde eğitiliyorlardı. Yeniçeriler iki kaynaktan
sağlanıyordu.
1. "Pencik oğlanı" denilen ve savaşlarda elde edilen esirlerin
1/5'inden oluşan Hıristiyan çocukları.
2. Devşirme yasasına göre, İmparatorluk sınırları içindeki Hıristiyan
ailelerden alınan çocuklar. Bunlara "Acemi oğlan" deniliyordu. Bunlar
Anadolu'da Türk ailelerin yanına verilir; orada Türkçe, gelenekler,
dinî bilgi ve davranışlar öğrendikten sonra İstanbul'da askerî eğitime
alınırlar ve yeniçeri olurlardı.
Acemî oğlanlar arasında gerek beden ve gerekse zekâ açısından
yetenekli olanlar, İstanbul ve Edirne'deki bazı saraylarda ön eğitime
elınırlar ve buralardan yetişenler Enderun Mektebi'nde üst yönetim ve
saray hizmetleri için yetiştirilirlerdi.
XVIII. yüzyıl sonlarına doğru Yeniçeri ordusunun artık iyice bozulduğu
görülünce, 1730'lardan itibaren -yabancı uzmanların da tesiriyle-
özellikle topçuluk alanında bazı yenileşme çalışmaları yapılmıştı.
Ancak okur-yazar matematikçi topcu subaylarını tam yetiştimmek için
1791'de "Mühendishane-i Sultanî", 1795'de de "Mühendishane-i Berrî-i
Hümayûn" kuruldu. Buraya Humbarahane ve Mühendishane mensuplarının
çocuklarıyla Enderun'dan bazı gençler alındı.
Okul, Fransız askerî okullarının programını esas olarak kabul etti.
Tüm askerî öğrencilere kara ve denizle ilgili geometri, hesap ve
coğrafya alanlarında gerekli savaş bilgi ve eğitimi vermek
isteniyordu. Bu nedenle bir ara Deniz okulu Öğrencileri de bu Okluda
ders görmüşlerdir.
Mühendishane-i Berrî, genellikle topçu subayları yetiştirirdi.
Yeniçeri Ocağının kaldırılmasında ve bazı kalelerin savunmasında büyük
hizmetleri olmuştur.
Daha sonra Kara ordusunun kurmayları da bu okuldan çıkmıştı. 1834
yılında Harbiye Mektebi açıldıktan sonra, Mühendishane-i Berrî, topcu
ve istihkamat okulu haline geldi. 1845'te Avrupa'ya öğrenci
gönderildi. Daha sonraki yıllarda da subaylar gönderildi.
O zaman "Topçu Harbiyesi" adını alan bu Okul, bir ara 1871-1878
yılları arasında Harp okulu ile birleştirildi. Sonra tekrar ayrılarak
"Erkân-ı Harp" ve "Mümtaz" (Yüzbaşı çıkaran) sınıflar eklendi.
Bu arada XIX. yüzyılın ikinci yarısında birçok sivil mühendislik
dalları da bu Okulun içinde açıldı. Bu şekliyle Teknik Üniversite'ye
de kaynaklık ettiler.
Okul, Balkan Savaşına kadar istihkam, ağır ve sahra topçu subayları
yetiştirmeye devam etti. 1912'de kapatıldı. Savaş yıllarında Topçu
Atış Okulunda kısa devreli subay yetiştimeye gidildi. 1919-20 arasında
İstanbul'un çeşitli semtlerine taşınarak tekrar açıldı. Bu arada
Konya'da da bir Topçu talimgâhı açılmıştı.
Cumhuriyet döneminde topçu subayları da Harpokulu'nda yetiştirilmeye
başlandı. Bu arada İstanbul'da Topçu Atış ve Topçu ve Nakliye okulları
da açıldı. 1941'den itibaren ise, Polatlı'da ayrı bir Topçu (ve Topçu
Atış) Okulu biçiminde kuruldu.
4.5. Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye
Tıp eğitim ve öğretimi, insanlığın her aşamasında ve her toplumda
devamlı gereksinme duyulan bir alan olmuştur. Ortaçağ Türkiyesinde de
Hint ve Yunan tıbbını temele alan İslâm tabiblerinin bilgi ve
deneyimleri medreselerde ve Dârüşşifa, Dârüssıhha, Bimaristan,
Bimarhane, Tımarhane, Dârüttıp gibi çeşitli adlar alan hastahanelerde
öğretiliyordu.
Ancak XIX. Yüzyıl -her alanda olduğu gibi- tıp alanında da çok önemli
değişmelerin olduğu bir yüzyıl idi. Avrupa tıbbı zaten Rönesanstan
itibaren çok önemli gelişmeler yaparak Doğu tıbbını geri bırakmıştır.
Türkiye'de Batı örneğine göre bir Tıbbiye kurma girişimi 1826 yılanda
hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin girişimleri ile başladı. Yeni
kurulan ordunun hasta ve yaralı erlerine bakılmak için açılan Okulun
orijinal adı, "Tıbhane-i Amire ve Cerrahane-i Mamure" idi. İlk
kuruluşunda tamamen Doğu gelenekleri egemen olan Okulda, 1831'den
itibaren Topkapı Sarayı içinde Sade de Calère'in yönetiminden
Fransızca öğretim yapılımaya başlandı. Daha sonra l838 de Viyana'dan
Doktor Bernard getirildi, Galatasaray binasına taşınarak önemli
ıslahat yapıldı. 1845'ten itibaren Tıbbiye'ye bir de lise sınıfları
açıldı.
Daha sonra Türkçe tıp öğretimi yapmak üzere, sivil Tıbbiye kuruldu
(1866). Ama ancak 1870 yılından itibaren Tıbbıye'deki öğretim dili
Türkçe olabildi. Gene aynı yıl öğrencilerin uygulama yapmaları için
Haydarpaşa Askerî Hastanesi, "Ameliyat ve Tatbikat Mektebi" haline
getirildi. Ancak burası bir depo hizmeti görmekten başka işe yaramadı.
1898 yılında Almanya'dan Doktor Rieder ve Doktor Deycke getirildi.
Bunlar "Gülhane Tebabet-i Askeriye Tatbikat-ı Mektep ve Serriyatı"nı
kurdular ve geliştirdiler. Daha sonra Wieting, Selling, Bruning adlı
Alman doktorlarla birçok Alman hemşire burada çalışarak hizmet etti.
1941 yılından sonra ise Gülhane Ankara'ya taşındı.
Tıbbiye Mektebi de 1909 yılında sivil tıbbiye ile birleştirildi.
Üniversite'nin Tıb Fakültesi içinde askerî öğrenci olarak okumaya
başladılar.
4.6. Harp Okulu (Mekteb-i Harbiye)
Osmanlı Devletinde III. Mustafa döneminde "Mühendishane-i Bahrî-i
Hümâyûn" kurularak Osmanlı deniz kuvvetlerinin hem gemi hem de subay
ve asker kadrosu yeniden kurulmaya başlamıştır. İstihkam ve topçuluk
alanındaki çalışmalar ise ta I. Mahmut zamanından beri -yabancı
uzmanların da yardımıyla- hızla devam ediyordu. Sonunda III. Selim
devrinde "Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn" açılarak bu alandaki
çalışmalar sürekli bir kuruma kavuşturulmuştu.
Bu hareketler, şekil olarak Yeniceri ordusunun ana görevi dışında
olduğu için, bu gruptan direk ve çok yıkıcı eleştiriler gelmiyordu.
Yeniçerilerin ordudaki alt sınıfı piyade idi. Diğer bir etkili ordu
birliği olan "sipahi"lerin sınıfı ise süvari idi.
II. Mahmut 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırıp yerine "Asker-i
Mansûre-i Muhammediye" adlı yeni bir kara ordusu kurunca, bu ordu için
gerekli piyade ve süvari subaylarının yetiştirilmesi için bir askerî
okula ihtiaç vardı. II. Mahmut'u yeni bir askerî okul kurmaya yönelten
nedenlerden birisi de, Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da sağladığı
gelişmelerdi. Napolyon Ordusu Mısır'a gelip gittikten sonra ve Süveyş
Kanalı'nın Fransızlar tarafından açılmasından sonra, bazı Fransızların
Mısır'da kalmaları ve Mehmet Ali Paşa'nın da gerek bunlardan çok iyi
yararlanarak, gerekse bunların da tavsiyeleriyle Fransa'ya çok sayıda
öğrenci göndererek, Mısır'da sivil ve asker çok sayıda okul kurarak
sağladığı başarı, II. Mahmut'un çok dikkatini çekmişti.
Özellikle Mısır ordusunun Kütahya'ya kadar ilerleyerek Osmanlı
hükümdarının Rusya'dan somut yardım getirmsi, artık Mısır gerçeğini
çok iyi değerlendirmek gereğini ortaya koyuyordu. Üstelik Mehmet Ali
Paşa, Padişahın, birkaç yetişkin subayı öğretmen olarak gönderme
isteğini de red etmiştir.
Bu durum karşısında 1834 yılında Maçka Kışlasında bir "Mekteb-i
Harbiye" kuruldu. Okula ilk alınnan öğrenciler okuma-yazma bilmez ama
yetenekli erler idi. Bunlar çeşitli aşamalardan geçirilerek subay
yetiştirilirdi. Esasen, o zaman var olan diğer askerî okullar da aynı
yolu izliyorlardı.
Harbiye'deki ilk önemli ıslahat 1837'de Mehmet Ali Paşa'nın yanından
gelen bir subay tarafından yapıldı. Bu ıslahatla, kuruluş biraz okul
biçimine girdi. Öğretmenler arasında biraz İspanyol Şiranz (Resim),
Fransız Mavoni (Piyade talimi) gibi yabancılardan da vardı. Daha sonra
1834-38 yılları arasında Avrupa ülkelerine 26 öğrenci gönderilmiş,
Arapça ve Farsçanın yanısıra Fransızca da yabancı dil olarak programa
konmuştur. Çeşitli Avrupa ülkelerinden mühendis ve öğretmenler olarak
çeşitli uzmanlar getirtilmiştir. 1834'te ilkokul düzeyinde bir eğitim
ile işe başlayan Okul, 14 yıl sonra ilk subaylarını çıkardı. Daha
sonra Okul 1843'te idadi ve yüksek kısım olarak ikiye ayrıldı.
Ayrıca daha sonda gerçekleştirilecek pek çok yenilikler de, 1845
sıralarında belirlendi. Prusya ve Fransa'dan öğretmenler getirildi.
Avrupa'ya gönderilen öğrenciler öğretmen olarak döndüler.
1848 yılında bir yıl öğretim süreli Erkân-ı Harbiye Mektebi açıldı.
Daha sonra askerî okulların rüşdiye kısımları da açıldı (1875).
Harbiye'deki esas yenilikler 1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra
olmuştur. O zamana kadar Fransa Harp Okulu örneğine göre öğretim yapan
okul, Alman subayı Von der Goltz tarafından Alman sistemine göre
kurulmuştur (1884).
İçerde askerî ıslahat yapılırken, II. Abdülhamit devri olmasına
rağmen, 1883 ve 1887 tarihlerinde Avrupa'ya iki gurup askerî öğrenci
gönderildi. 1905 yılında Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat
gibi ordu merkezlerinde de birer Harp Okulu açıldı. Ama 1908 yılında
bunlar kapatıldı. 1913 ve 1914'te Okulda Alman Uzman Heyeti önemli
değişiklikler yaptı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman Albayı
Berek von Erlich, Askerî Okullar Genel Müdürü olarak çalıştı.
Esasen Harbiye 1914-1920 arasında kapalı kaldı. 1920'de de ancak üç ay
kadar açık kaldı. Bu sırasa Türk Ordusunun yönetim merkezi
İstanbul'dan Ankara'ya kaymıştı. Ankara'da 1920'de kurulan Zabit
Namzetleri Talimgâhı, 1923 yılında Harp Okulu "ilk adım" olarak
İstanbul'a taşındı, 1936 da ise yeniden Ankara'ya döndü.
Burada sayılan ana askerî okullar dışında çeşitli adlarla kurulmuş ve
çeşitli hizmetler için eğitilmiş kişiler yetiştiren pek çok askerî
okullar vardı. Askerî Baytar Mektebi, Piyade ve Topçu Endaht Okulları,
Küçük Zabit (Astsubay) Okulları, Piyade İhtiyat Zabitanı Okulu,
Jandarma Okulları, Nalbant, Levazım, Nakliye, Süvari Tatbikat, Tayyare
Talimgah Okulları vs.